“Toprağımızı vermeyeceğiz” diyerek 10 gündür Ankara Ayrancı’daki Cemal Süreya Parkı’nda nöbet tutan köylülerden Akbelenli Ayşe ablayla bu 10 gün boyunca neler yaşadıklarını, bundan sonrası için ne düşündüklerini konuştuk.
Ayşe abla Halil Şanlı’yla birlikte Fatsa, Ordu, İzmir, İkizköy/Akbelen ve Karacahisar Köyü’nden geldiklerini belirtiyor. Sadece kendilerini temsilen değil, tüm memleket ve toprak için geldiklerini, bunun bencilce bir davranış olmadığını vurguluyor. Kimsenin yönlendirmesi olmadan, dokuz arkadaş olarak tüm zorlukları göze alarak bağımsız bir şekilde bu eylemi başlattıklarını ifade ediyor.
Ankara Cemal Süreya Parkı’nda nöbete başladıklarında ilk zamanlar imkanlarının kısıtlı ve yalnız olduklarını kaydeden Ayşe abla, kısa sürede halktan büyük destek gördüklerini dile getiriyor. Gördükleri medeniyet ve insanlık karşısında şaşkınlık yaşayıp minnet duyduğunu, hatta eşinden bile böyle bir insanlık görmediğini belirterek 63 yaşında olmasına rağmen böyle bir deneyim yaşamadığını ifade ediyor.

Halkın desteği sayesinde ilk baştaki karamsarlığın bambaşka bir evreye dönüştüğünü anlatıyor. Bulundukları alanı metaforik olarak kendi evleri gibi tanımlıyor: ‘Burası mutfağımız, açık alan, oturduğum yer oturma odası, burası yatak odası, karşı taraf misafir odamız.‘
Bu tanımlamayla kendilerini toprağa ne kadar ait hissettiklerini ve verdikleri mücadelenin toprağın korunması için olduğunu ifade ediyor. Halkın da kullanım alanı olduğu için her yeri işgal etmemeye özen gösterdiklerini belirtiyor.
‘Maden, maden, maden diye tutturmuşlar ama amaç maden değil, toprak, toprak, toprak olmalı’ sözleriyle asıl mücadelenin maden değil, toprağın kendisi olduğunu vurguluyor. Topraklarından kovulma tehdidi altında olduklarını dile getirerek, verdikleri mücadelenin temelinde toprağa sahip çıkma iradesinin yattığını belirtiyor. Memleketlerini çok sevdiklerini ve gidecek hiçbir yerleri olmadığını vurgulayarak, kimsenin onları topraklarından etmeye çalışmamasını istiyor. Bu uğurda sonuna kadar mücadele edeceklerini ve topraklarını asla kimseye teslim etmeyeceklerini kararlılıkla belirtiyor.
Muğla’nın Milas bölgesindeki 48 köy hakkında yapılan ‘bir şey olmaz’ gibi açıklamaları ‘çocuk kandırma’ olarak değerlendiren Ayşe abla, kendilerinin aptal olmadığını, akıllarının başlarında olduğunu ve köylü oldukları gerekçesiyle küçümsenmemeleri gerektiğini ifade ediyor.
Ayşe abla, elektrik tasarrufu konusunda da eleştiride bulunarak köylerinde madene izin verecek olanların önce kendi israflarını durdurmalarını ve maden gibi kaynakları kendi topraklarında aramalarını öneriyor.
Toprak değişimi fikrini ortaya atıyor, kendilerinin başka bir yerde onların ise kendi topraklarında yaşamasını teklif ediyor. Toprak ve su olmadan yaşanamayacağını vurgulayan Ayşe abla, yaşadıkları yerin atalarının toprağı olduğunu belirtiyor ve bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini söylüyor. Kimsenin yaşam haklarını ellerinden almaya hakkı olmadığını ifade ediyor.
Ülkede genel bir memnuniyetsizlik olduğunu, herkesin “patlamaya hazır bir bomba” haline geldiğini dile getiriyor. Emeklilerin zorlu ekonomik koşullarına, özellikle yüksek kiralara dikkat çekerek bu durumun insanlık dışı olduğunu ve halkın oyuyla göreve gelen yöneticilerin sorumluluğunu hatırlatıyor.
Önümüzdeki hafta Meclis’te yeniden gündeme gelmesi beklenen yasaya karşı tüm Türkiye’ye dayanışma çağrısı yapıyor. Bu yasanın geçmemesi için birlik olunması gerektiğini, hiçbir canlının diğerini yok etme hakkı olmadığını ve yaratılışın tüm canlıların eşit yaşamasını esas aldığını belirtiyor.
Yasanın geçmesi durumunda bunun ‘Türkiye’nin sonu” olacağını, turizmin, zeytinciliğin, ormanların ve yağışların biteceğini ifade ediyor. Ayşe abla, kişisel olarak bile olsa topraklarını terk etmeyeceklerini ve bu yasanın asla geçmesine izin vermeyeceklerini vurgulayarak kararlılıklarını dile getiriyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!