Ankara’da Adnan Yücel Paneli



Ankara’da şair İbrahim Karaca, şair-fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer ve Alınteri’nden Mürüvet Küçük’ün sunumlarıyla kavgamızın şairi Adnan Yücel’i anma paneli gerçekleştirildi


Yeraltı nehirlerinden Ateşin ve Güneşin Çocukları’na, karanlık zamanlarda şiirini dövüşenlerin kavga harcına katan Adnan Yücel Ankara’da anıldı.

Etkinlikte en öne çıkan düşünce, Adnan Yücel’in işçi, emekçi ve gençlik tarafından daha iyi tanınması ve anlaşılmasının önemli olduğuydu.

Hangi Şiirin İşçisiyiz

Saygı duruşu ve kısa bir açış konuşmasından sonra şair İbrahim Karaca söz aldı. Karaca, sözlerine Adnan Yücel ile tanışma anısını anlatarak başladı: “Ben Adnan Yücel ile bir kere karşılaştım. Sonra ziyaretine gidecektim olmadı. Bir gün Tavır Dergisi bürosuna gitmiştim. Biraz önce Adnan Yücel’in burada olduğunu ve benimle ilgili konuştuklarını söylediler. O dönem Diyarbakır’da gazete satan çocuklara satırlı saldırılar gerçekleştiriliyordu. Yaşlı amcaların durduğu gazete kulübeleri yakılıyordu. Her gün gazetelere bununla ilgili haberler düşüyordu. Bir sergi açılması gündeme geldi. Abidin Dino da olacaktı. Maalesef baskılar sonucu o sergi gerçekleşemedi Diyarbakır’da. Buna çok üzüldüm ve Abidin Dino’nun ölümünün ardından “Abidin” şiirini yazdım. ‘Sen o resmi yapmalıydın Abidin’ dedim Nazım’dan da esinlenerek. Adnan Yücel dergide bu şiirimi görmüş ve ‘bu adeta gökyüzüne çizilmiş bir resim’ demiş.

Karaca sözlerine şöyle devam etti: “Şiir kendisini yazdırır. Herkes her konuya şiir yazmak zorunda değil. Kötü bir şiir yazılacağına, o konuda hiçbir şey yazılmasa daha iyi olur. Çünkü şiir konunun ağırlığını taşımalı. Bazı şiirler vardır içinde bol bol devrim sözü geçer ama o şiirsel anlamda kötü hatta karşı devrimci bile olabilir. Bazı şiirler de ise devrim, kavga gibi sözler geçmez ama devrimi anlatır ve kavgaya çağırır. Adnan Yücel bunu başarmış, güçlü şiiriyle kavgayı anlatmış ve kavgaya çağırmıştır. ‘Kavganın ve sevdanın şairi’ deniyor. Aslında kavga da sevda da birbirine bağlıdır. Bir sevda uğruna kavga edilir ya da sevda kavganın bir parçasıdır. Sevdası uğruna mücadele etmeyen kavgayı da sürdüremez. ‘Hangi şiirin işçisiyiz ya da hangi kavganın şairiyiz?’ sorusunu sorarken bunu anlatmaya çalışıyoruz.” dedi. Karaca sözlerini “Yeni Adnan Yüceller yetiştirmeliyiz. Kültür merkezlerindeki şiir atölyelerinde bunun için çalışmalıyız.” diyerek sonlandırdı.

Adnan Yücel şiirinin beslendiği kaynaklar

İbrahim Karaca’dan sonra söz alan şair ve fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer şunları vurguladı: “Artık Adnan Yücel etkinliklerinde işçiler, emekçiler, gençler konuşmalı. Onlar Adnan Yücel’i anmalı, anlamalı. Yıllardır inatla yapılan anmalar çok anlamlı. Çünkü Adnan’ı unutturmamak amacı taşıyor. Enver Gökçe’ye yapılanın Adnan’a da yapıldığını düşünüyorum. Bazı şairler tarafından görmezden geliniyor. Bunun sebebi de tıpkı Enver Gökçe gibi “sınıf” demesi ve sınıfın şairi olmaktaki ısrarı. Adnan Yücel ağır tasfiyecilik yıllarında, karanlığa karşı direnen yeraltı nehirlerini yazdı. Fatih Öktülmüş’ün destansı direnişini öğrendi ve şiirleştirdi. Kürt halkının direnişini destanlaştırdı. Mitoloji vardı onun şiirinde, doğa vardı, sevda vardı. Mesela bir Sultan anası vardır. Kimsenin fark etmediği bir bilge. Bazı anlatılar tarihe kalır. Şiir olur nesilden nesile aktarılır.“ Özer sözlerini daha geniş ve kitlesel alanlarda, işçi, emekçi ve gençlikle yapılacak Adnan Yücel etkinliklerine dair umudunu dile getirerek sonlandırdı.

Emeğin ve kavganın şairi

Daha sonra Adnan Yücel şiirinde emek temasına dair bir sunum yapacak olan Alınteri temsilcisi Mürüvet Küçük, Yücel’in dizelerinin zamanında çok devrimcinin örgütlenmesinde, mücadele içinde yaşadığı kritik anlarda güç almasında etkili olduğunu, bugünün kapsamlı faşist saldırı koşullarında da aynı şekilde kitlelerin dilinde anonimleşerek bir gelecek bilincine dönüştüklerini ifade ederek başladı söze.

Küçük, Yücel’in şiirlerinde güçlü bir tarihsel materyalist bilinç ve ruhun bulunduğunu, doğrudan emek ve emek mücadelesini ele almasa da şiirlerinin omurgasını zaten tarihin dinamosu olan sınıf mücadelesinin oluşturduğunu, sadece Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ten bakıldığında bile insanlık tarihini bu yasaya göre nasıl ilerlediğini imgelerle dizelere döktüğünün görüleceğini vurguladı. Yücel’in şiirlerindeki esas öznenin sınıf mücadelesine öncülük yapma iddiası taşıyan devrimci ve komünistler olduğunu kaydeden Küçük, onun örgütlü devrimciliğin tarihsel anlamını şiirinin izleği kıldığını vurguladı.

12 Eylül’ü ve sonrasını işleyen şiirin ilk sınıfların ve sınıf mücadelesinin başladığı kaynaktan gelerek 12 Eylül’deki dövüşsüz yenilginin işçi ve emekçilerde yarattığı değişim ve dönüşüme kahırlanmakla devam etiği, bu kahırla cuntanın geleceğini bildikleri halde devrimci bir hazırlık yapmayan örgütlü güçlere karşı duyduğu öfkeyi dizeleştirdiğini, emeğin şiirdeki yerinin de öncü-kitle diyalektiği içinden kurulduğunu ifade etti.

Yücel’in en karanlık tabloyu çizdiği bölümlerde bile (toplumun yozlaştırıldığı, büyük direnişlerin yapıcısı olan işçilerin şükürcüleştiği… gibi) umudu hiç kaybetmediğini, sözün de mücadelenin de henüz bitmediğini vurguladığını belirten Küçük, komünistlerle tanıştığı andaysa bu umut ve güvenin doruklaştığının altını çizdi.

Yücel’in hemen tüm şiirlerinde kapkaranlık havalarda dövüşenlerin de olabilmesinin tarihin dinamosu olduğu temasına dayandığını kaydeden Küçük, Kürt halkının tarihsel serüvenini ve yeniden doğruluşunu da bu yaklaşımla Ateşin ve Güneşin Çocukları nehir şiirine taşıdığını kaydetti. Diyarbakır zindanında yaşananlardan etkilenerek yazdığını belirttiği bu şiirinde de ince bir işçiliğin, kapsamlı bir tarih, toplum, mitoloji bilgisinin bulunduğunu, bu bilgiyi ve mücadelenin esinlediği duyguları imgelerin diline çevirerek ölümsüz bir destana dönüştürdüğünü dile getirdi. Tarihin en zifiri anlarında bile onu aydınlatacak kibrit çöplerinden, ateşten yepyeni bir gerçekliğin doğabileceği güvenini, uyarılarıyla birlikte halkın yüreğine, bilincine düşürmeye çalıştığını belirtti.

Yücel’in şiirlerinin şimdi meydanlarda her kuşağın dilinde kavga andı gibi yinelendiğini hatırlatan Küçük, onun ölümsüzlüğünün de meydanlarda kanıtlandığını vurgulayarak konuşmasını bitirdi.

Etkinlik İlmek Müzik Topluluğu’nun Adnan Yücel ve İbrahim Karacanın bestelenmiş şiirlerinden oluşan bir repertuar ile yaptığı kısa bir müzik dinletisiyle sona erdi.

Alınteri/Ankara