İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin 19 Kasım itibariyle açıkladığı verilere göre 2025’te en az 82 çocuk çalışırken öldü. Bu çocukların dördü MESEM’li yedisi de stajyer öğrenci. Geri kalan 71 çocuğun ise kaçak bir şekilde çalışmaya maruz bırakıldığı açığa çıktı.
Sermayenin açgözlü sömürü hırsına göre belirlenen eğitim politikalarının cisimleşmiş hali olan MESEM’ler kapsamında çalışan çocukların başına gelenlere dair sayısız örnek yansıdı basına. MESEM’li ya da stajyer çocukların meslek eğitimi dışında her türlü işe koşturuldukları, eğitim almadıkları riskli işlere gönderildikleri ve önlem alınmadan çalıştırıldıkları, ölümlerin de esas olarak bu nedenle yaşandığı önceki iş cinayetlerinin aydınlanan arka planıyla açığa çıkmıştı.
Kapitalizmin sömürü hırsının öğüttüğü bu çocukların gittikleri işyerlerinde gördükleri şiddet ve kötü muamelelere ilişkin sayısız örnek kamuoyuna yansımıştı. Fakat en son Urfa Bozova’da 15 yaşındaki MESEM’li Muhammed Kendirci’nin işkenceyle katledilmesi onların nasıl bir risk altında olduklarını daha çıplak biçimde ortaya koydu.
Muhammed Kendirci, 1,5 yıldır çalıştığı atölyede geçen hafta 19 yaşındaki kalfa Habip Aksoy tarafından makatına kompresörle hava basılarak katledildi. Muhammed’i bu şekilde vahşice katleden ifadesinde dalga geçer gibi “pantolonundaki talaşı temizlemek istediğini” söylemiş, tek görgü tanığı ise Muhammed’le kalfanın şakalaştığını belirtmişti. Savcılık da bu iki akıl almaz ifadeyi dikkate alarak katili serbest bırakmıştı. Daha sonra sosyal medyadaki tepkiler üzerine katil kaçarken Antep’te yakalanıp tutuklanmak zorunda kalmıştı.
ABD basında bile yer bulan bu vahşetin hastane boyutundaysa Muhammed’in pantolon, iç çamaşırı ve terlikleri “kaybedildi”!
Bozova Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyada gizlilik kararı aldığı için hangi işlemlerin yapıldığı bilinmiyor.
İşkenceyle Katledilen MESEM’li Muhammed’in Ailesinin İsyanı
✅Urfa Bozova’da çalıştığı marangoz atölyesinde kalfanın işkencesiyle katledilen 15 yaşındaki MESEM’li Muhammed Kendirci’nin annesi: Oğlum vahşete kurban gitti. https://t.co/2DOKBaa7sC pic.twitter.com/hzkqxbiCMQ
— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri3) November 25, 2025
Muhammed’in vahşice katledilmesine karşı Bozova’da kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi önceki gün. En önde çocuklar vardı…
Halk TV yazarı İsmail Saymaz bugünkü köşesine Muhammed’in annesi Nebihe ve babası Ahmet’le yaptığı görüşmeyi taşıdı. Saymaz anne ve babaya çocuklarının ölümüyle sonuçlanan bu işkenceye ilişkin bildiklerini, soruşturmanın geldiği aşamayı sordu.
Saymaz’ın köşesine taşıdığı görüşme şöyle:
Anne Nebihe, telefonu açar açmaz, ağlayarak, şunları söyledi:
“Çocuğuma konduramıyorum, o mezarda durmayı! Her defasında kapı açılacak, oğlum gelecek diye bekliyorum. (Ağlıyor) 15 yaşında! Fidan ya fidan! Ben kıymadım koklamaya, kıymadım öpmeye nazarım değmesin diye. 10 gündür telefonum ‘Canım oğlum’ diye çalmıyor. Kafayı yiyeceğim.”
Ben sordum…
Kendirci ailesi yanıtladı.
Atölyede daha önce Muhammet’in başına iş gelmiş miydi?
Ahmet: Hayır
Dayak, kötek, eziyet…
Ahmet: Hayır. Ustası onu seviyor, el üstünde tutuyordu.
Nebihe: Orada en küçük olan Muhammet’ti. İşine severek gidiyordu. Saatinden önce koşuyordu. Ustası diyordu, ‘Muhammet o kadar erken gelme.’ Muhammet, erken giderdi. Zalimlerin eline düştü.
Çalıştığı yer eve uzak mı?
Nebihe: Yakın, yürüme mesafesinde.
Saldırganı tanır mısınız?
Nebihe: İki defa Muhammet’in işyerine gittik, o da oradaydı. Kalfaydı, çalışıyordu. Hatta onlara dedim ki, ‘Benim oğlum küçüktür, elinizin üstünde tutmanız lazım.’ ‘Abla’ dediler, ‘Biz de annemizin çocuğuyuz.’ Tamam da benimki küçük…
Bir video görüntüsü yayınlandı. Muhammet, iş arkadaşıyla halay çekiyor. O kişi kimdir, saldırgan mı?
Ahmet: Hayır, o diğer kalfa.
Dosyaya gizlilik kararı konmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nebihe: Ne diye geldi, biz anlamadık.
Tanık şakalaşmadan söz ediyor.
Nebihe: Şaka demeyin Allah aşkına, şakanın ş’sini demeyin, size yalvarıyorum. Böyle şaka olur mu!
Haklısınız. Böyle bir savunma yapıyorlar diye sordum.
Ahmet: Oğlum çırak, o bir kalfa. Oğlum 15 yaşında, o 20… Neyin ne olduğunu bilmiyor mu?
Nebihe: Ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyor mu?
Ahmet: Hava basıncı olduğunu bilmiyor mu? Polisler yanıma geldi, ‘Kompresöre elimi tuttum, az kalsın elimi delecekti’ dedi.
Saldırgan “Pantolondaki talaşı siliyordum” diyor.
Nebihe: İsmail Bey, böyle mi silinir! Böyle mi temizlenir! Hangi akıllı bu dediğine inanır ki, biz inanalım. Biz aklımızı yitirmedik. Aklı başında insanlarız.
Atölyede en az üç kişi var. Kimsenin görmemesi tuhaf değil mi?
Nebihe: İmkansız, İsmail Bey, imkansız! Bağırmasından dahi duymaları lazım, sağır değiller. Sizin mantığınız bunu alıyor mu? Bizim mantığımız almıyor.
Atölyede kamera olması gerekmez mi?
Ahmet: Olması gerekir, evet.
Nebihe: İşyeri sonuçta, bir sürü malzemesi var orada, ne diye kamerasız kalıyor?
Bir de hastanede olanlar…
Nebihe: Benim oğlumun pantolonu ortada yok. Terliği ortada yok. İç çamaşırı ortada yok. Çıplak mı gitti oraya Allah aşkına!
Eşyalar nerede?
Nebihe: Yok! Soruyorum, diyorlar ki, ‘Herhalde temizlikçiler attı.’ Ya nasıl atar temizlikçiler? Adli vakada bir düğmenin dahi kıymetli olduğu bilinmiyor mu?
Koca hastanede çocuğun pantolonu nasıl kaybolur? Cevap vermiyorlar mı?
Ahmet: Hayır, vermiyorlar.
Size göre çocuğunuzun başına ne geldi?
Nebihe: Cinayet oldu. Benim çocuğum öldürüldü, vahşete kurban gitti. Allahın emriyle ölüm değildi.
Ahmet: Öldürüldü çocuğumuz. Çocuğumuz öldürüldü.
Nebihe: Vahşice öldürüldü. Bir insan bunu yapmaz. Çocuk kusana kadar o havayı bırakıyor.
Ahmet: İnanın ki ben konuşamıyorum. Bu sabah çocuğumun mezarına gitmişim; oğluşum, yavruşum… (Ağlıyor)
Nebihe: Mezar taşıyla, toprakla, çamurla konuşuyoruz. Ne olsa içimizi rahatlatmaz, çocuğumuz geri gelmez. Ama başka Ahmetler, Muhammetler gitmesin.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!