Onur Demirci
Belirsizlik arttıkça insanlar anlam arar. Bu anlam bazen gökyüzünde bazen bir kahve fincanının dibinde bazen de birkaç satırlık burç yorumunda bulunmaya çalışılır.
Astroloji, fal ve benzeri metafizik pratiklerin bugün bu denli yaygınlaşması, bireysel bir meraktan çok daha fazlasını anlatır. Bu yaygınlık, insanların hayatları üzerindeki denetimi giderek kaybettiği bir toplumsal zeminin ürünüdür. Geleceğini kuramayan insan, onu yorumlamaya yönelir.
Sosyalist bakış açısı metafiziği insanların “yanlış inanması” olarak ele almaz; onu maddi koşulların yarattığı bir bilinç biçimi olarak değerlendirir. İnsanlar yıldızlara bakıyorsa bunun nedeni yıldızların bir şey söylemesi değil yeryüzünün suskunlaşmış olmasıdır. Ücretlerin yetmediği, iş güvencesinin kalmadığı, yarının bugünden daha iyi olacağına dair hiçbir somut işaretin bulunmadığı bir düzende kader anlatıları güçlü hâle gelir.
Burçlar ve fallar bu kader anlatısının en gündelik biçimleridir. Kahve fincanında çıkan bir şekil işsizliğe “yakında açılacak bir kapı” anlamı yükler. Burç yorumu, güvencesizliği “zor bir dönem” olarak adlandırır. Yoksulluk, “kısmetin kapalı olması”na indirgenir. Böylece sınıfsal sorunlar kişisel talih hikâyelerine bölünür. Sorun ortadan kalkmaz ama siyasal içeriğini kaybeder.
Bu noktada metafiziğin sınıfsal işlevi açığa çıkar. Fal ve astroloji, insanları pasifleştiren bir dil üretir: Sabret, bekle, zamanını doldur, akışa güven. Oysa işçi sınıfının hayatı zaten sabırla örülüdür. Zaten bekler zaten katlanır zaten dayanır. Metafizik, bu zorunlu katlanmayı anlamlı ve kaçınılmaz göstererek düzenin devamına hizmet eder.
Sınıf gerçeği ise bambaşka bir şey söyler. Aynı burçtan oldukları halde çok farklı farklı insanlar olabilir fakat aynı mahallelerde büyüyen aynı okullara giden aynı işlerde çalışan insanlar benzer “kötü dönemler” yaşar. Bu ortaklık yıldızlardan değil üretim ilişkilerindeki ortak konumdan kaynaklanır. Ama metafizik bu ortaklığı görünmez kılar, herkesin hikâyesini bireysel bir yazgıya çevirir.
Sosyalizm metafiziğe tam da bu yüzden mesafelidir. Çünkü sosyalizm, dünyanın anlaşılmasını gökyüzünde değil maddi gerçeklikte arar. İnsanların kaderinin doğum saatleriyle değil hangi sınıfa doğduklarıyla belirlendiğini söyler. Bir çocuğun geleceği, gezegenlerin diziliminden çok ailesinin gelirine, yaşadığı ülkeye, erişebildiği eğitime ve emeğinin nasıl sömürüldüğüne bağlıdır.
Metafizik düşünce biçimleri, özellikle sınıflı toplumlarda güçlüdür. Çünkü egemen sınıflar için son derece kullanışlıdır. İnsanlar yoksulluğu kader olarak görüyorsa sömürüyü sorgulamaz. İşsizliği talihsizlik olarak kabulleniyorsa, örgütlenmeyi düşünmez. Falda çıkan engel, patronun koyduğu engelden daha kolay kabullenilir. Böylece gerçek sorumlular sis perdesinin arkasında kalır.
Bu durum, metafiziğin masum bir kültürel alışkanlık olmadığını gösterir. Medya, sosyal ağlar ve popüler kültür aracılığıyla sürekli yeniden üretilmesi boşuna değildir. İnsanlara hak aramayı değil enerji dengelemeyi öğütleyen bir dil egemendir. Oysa sorun enerjide değil güç ilişkilerindedir. Sosyalizm bu dili reddeder, çünkü insanlara uyum sağlamayı değil, değiştirmeyi öğretir.
Fal insana umut verir ama yön vermez. Burç yorumu teselli eder ama harekete geçirmez. Sosyalizm ise rahatsız eder. Çünkü gerçeği olduğu gibi söyler: Gelecek kendiliğinden gelmez, beklenmez, okunmaz. Gelecek, mücadeleyle kurulur. İnsanlar yan yana geldiğinde, ortak çıkarlarının farkına vardığında ve bu düzenin değiştirilebilir olduğunu gördüğünde mümkün olur.
Bu yüzden mesele fal bakmak ya da burç okumak değildir. Mesele, bu düşünce biçimlerinin hangi boşluğu doldurduğudur. Eğer insanlar fincanlara bakıyorsa yeryüzünde umut bulamadıkları içindir. Sosyalizmin görevi, o umudu gökyüzünden yeryüzüne indirmektir.
Çünkü gelecek falda değildir.
Gelecek yıldızlarda yazmaz.
Gelecek, sınıf mücadelesinde, örgütlü iradede ve kolektif eylemde kurulur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!