Gençlik: Yarının Kıvılcımı



Gençlik yalnızca öğrenmemeli aynı zamanda anlamalı ve sorgulamalıdır. Çünkü sorgulamayan bir gençlik var olan düzeni sürdürür, sorgulayan bir gençlik ise yeni bir düzen kurar


Onur Demirci

Tarih boyunca hiçbir egemen düzen, varlığını, gençliğin sorgulayan aklından ve değişim yaratma gücünden bağımsız sürdürememiştir. Çünkü gençlik yalnızca toplumun bir parçası değil aynı zamanda onun geleceğini belirleyecek en dinamik ve en dönüştürücü gücüdür. Bugünün gençliği ise kapitalist düzenin yarattığı eşitsizlikler, belirsizlikler ve güvencesizlik içinde yaşam mücadelesi verirken aynı zamanda yarının daha adil ve eşit dünyasının potansiyel taşıyıcısıdır.

Ancak her değişim bir soruyla başlar. Gençlik her şeyden önce sormalıdır: Neden bu kadar çok çalışmak zorundayız ama yine de güvencesiziz?

Neden eğitim özgürleşmenin değil yalnızca bir iş bulmanın aracına dönüşmüştür?

Neden geleceğimiz bizim irademiz dışında belirlenen ekonomik koşullara bağlıdır?

Neden üreten bizken karar veren başkalarıdır?

Kapitalist sistem, gençliği üretimin öznesi olmaktan uzaklaştırıp tüketimin nesnesi haline getirmeye çalışır. Gençlerin hayalleri piyasanın sınırlarına hapsedilir, umutları rekabetin duvarları arasında yalnızlaştırılır. Gençlik, kendi yaşamının öznesi olmak yerine çoğu zaman başkaları tarafından belirlenen koşullara uyum sağlamak zorunda bırakılır.

1917’de Rusya’da gerçekleşen büyük toplumsal dönüşüm, gençliğin bu soruları sormasının ve yanıt aramasının tarihsel bir örneğidir. Vladimir İliç Lenin gençliğin devrimdeki rolünü her zaman vurgulamış ve gençliği yeni toplumun kurucu gücü olarak görmüştür. Ona göre gençlik yalnızca öğrenmemeli aynı zamanda anlamalı ve sorgulamalıdır. Çünkü sorgulamayan bir gençlik var olan düzeni sürdürür, sorgulayan bir gençlik ise yeni bir düzen kurar.

Bu anlayış, Sovyet Gençlik Birliği olan Komsomol’da somut bir gerçeklik kazanmıştır. Gençler yalnızca izleyen değil üreten, inşa eden ve değiştiren bir güç haline gelmiştir. Benzer şekilde, Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nin sanayileşme sürecinde gençlik üretimin ve dönüşümün aktif bir öznesi olmuştur. Bu süreç, gençliğin yalnızca kendi kaderini değil toplumun kaderini de değiştirebileceğini göstermiştir.

Bu tarihsel deneyimler, gençliğin yalnızca belirli bir coğrafyada değil dünyanın her yerinde değişimin taşıyıcısı olduğunu göstermektedir. Türkiye’de de öğrenci gençlik tarih boyunca toplumsal olayların ve dönüşümlerin önemli bir parçası olmuş, üniversiteler yalnızca meslek edinme alanları değil, aynı zamanda düşüncenin, eleştirinin ve toplumsal bilincin geliştiği alanlar haline gelmiştir.

Bugün Türkiye’de birçok öğrenci mezuniyet sonrası işsizlik, ekonomik güvencesizlik ve gelecek kaygısıyla karşı karşıyadır. Bu gerçeklik karşısında gençliğin kendine sorması gereken sorular daha da önem kazanmaktadır:

Neden yıllarca eğitim almamıza rağmen güvenceli bir gelecek garanti değildir?

Neden bilgi üreten gençlik ekonomik olarak en güvencesiz kesimlerden biri haline gelmiştir?

Neden gençlik kendi geleceği üzerinde söz sahibi değildir?

Bu sorular yalnızca bireysel değil toplumsal sorulardır. Ve bu soruların yanıtı, gençliğin kendi gücünü fark etmesinde yatmaktadır. Çünkü tarih boyunca gençlik, yalnızca kendisine sunulanı kabul eden değil aynı zamanda yeni olanı yaratan bir güç olmuştur.

Bugün gençlik bir eşikte durmaktadır.

Bir tarafta belirsizliğin, güvencesizliğin ve dayatılan bir geleceğin sessiz kabullenişi; diğer tarafta ise bilincin, dayanışmanın ve değişimin yolu vardır. Tarih göstermiştir ki, hiçbir düzen sonsuz değildir ve hiçbir güç, bilinçli ve kararlı bir gençliğin iradesinden daha büyük değildir.

Gençlik, kendi gücünü fark ettiği anda yalnızca kendi kaderini değil, toplumun kaderini de değiştirme gücüne sahip olduğunu anlayacaktır. Çünkü gelecek, bekleyenlerin değil, onu kurmaya cesaret edenlerindir. Ve o gelecek gençliğin ellerinde, gençliğin bilincinde ve gençliğin mücadelesinde şekillenecektir. Gençlik, yalnızca yarının umudu değil, yarının kurucusudur.