Derya Kap
On yıldır 800 TL nafaka alan, çalışamadığı için çocuğuyla yaşam mücadelesi veren kadın, “Mağdurum, devlet gereken düzenlemeyi yapmalı” diyor. Bir başka kadın ise nafaka tartışmalarının kadınların boşanma sonrasında karşılaştığı gerçekliği görünmez kıldığını düşünüyor. Hukukçulara ve nafaka alan kadınlara sorduk: Asıl mağdur kim?
Türkiye’de nafaka tartışmaları 1990’lı yılların sonundan bu yana gündemde. Kamuoyunda, Cem Yılmaz, Acun Ilıcalı gibi ünlü isimlerin eski eşlerine ödediği nafaka miktarları ve “bir gün evli kalıp yıllarca nafaka alındığı” iddiaları üzerinden boşanan kadınların nafaka yoluyla “sebepsiz zenginleştiği” algısı yaratıldı.
Kadın örgütleri bir araya gelerek 2018’de Nafaka Hakkı Kadın Platformu’nu kurdu ve Nafaka Hikâyesi kampanyasını yürüttü. Diğer yanda ise kendilerini “nafaka mağduru erkekler” olarak tanımlayan gruplar örgütlendi. Türkiye Aile Hareketi, Mağdur Erkek Platformu ve Erkekleri Koruma Derneği gibi oluşumlar “süresiz nafakanın” erkekleri mağdur ettiğini savundu.
Nafaka hakkına dair tartışma, son yıllarda her yeni yargı paketi ile tekrar gündeme geliyor ve kadın hakları savunucuları ve STK’lar kadınların nafaka hakkını hedef alan “suni bir gündem” yaratılmak istendiğini savunuyor.
Tartışma, 17 Mayıs’ta Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin nafaka talep eden bir kadına, düzenli geliri bulunduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakası bağlanamayacağına karar vermesiyle yeniden alevlendi. Bunun ardından Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen hafta Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinde yer alan ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa bağlanan nafakanın “süresiz” olabilmesine ilişkin düzenlemeyi iptal etmesi tartışmaları daha da büyüttü.
Kararın ardından kadın örgütleri, kadın yoksulluğunun daha da derinleşeceği uyarısında bulundu. Bu uyarıyı yapanlardan Derin Yoksulluk Ağı, şu açıklamayı yaptı: “Yalnız anneler için nafaka, bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, okul beslenmesi, ulaşım, odun, kömür, ilaç ve ‘güvenli’ bir yaşam için çoğu zaman yeterli olmasa da hayati bir eşiktir.”
AYM kararını destekleyen çevreler ise farklı düşünüyor. Onlara göre, “Milyonlarca mağdur toplumsal bir soruna dönüşen süresiz nafaka sorununun derhal çözülmesini bekliyor.”
Adalet Bakanı Akın Gürlek de AYM’nin iptal kararını “adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına kıymetli” bulduğunu ve “Bir tarafı ömür boyu adil olmayan bir yükümlülük altında mağdur etmeyen, hakkaniyete uygun” yeni yasal düzenlemenin 12. Yargı Paketi’nin temel başlıklarından biri olduğunu söyledi.
Kararın ardından kadın örgütleri birçok kentte eylem çağrısı yaptı. Aralarında akademisyenlerin, gazetecilerin, sanatçıların ve hak savunucularının da bulunduğu 100 kadın ise “Nafaka Hakkıma Dokunma” çağrısıyla ortak bir açıklama yayımladı.
Nafaka Hakkı Kadın Platformu’ndan Selin Nakipoğlu da AYM’nin iptal kararı üzerine önce büyük bir öfke ve hayal kırıklığı hissettiğini söylüyor. Ardından yıllardır verilen mücadeleyi hatırlatarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Meclis’te çalmadık kapı bırakmadık o dönem. Platform olarak tek tek anlattık nafaka yalanlarını. Kanun teklifi getirme hamlelerini püskürttük her seferinde. Yeni yapılacak düzenleme için nafakanın yoksullukla, kadın yoksulluğuyla ilişkisini anlatmaya devam! Senelere dayanan emeklerimizin, mücadelemizin gururla arkasındayız.”
Peki nafaka hakkına yönelik bu müdahale girişimleri ne anlama geliyor? Süresiz nafaka tartışmasının hukuki zemini ne? Kadınlar bu tartışmalardan nasıl etkileniyor?
Kadın İşçi olarak bu soruları yazar ve avukat Çağla Çinili, EŞİK Gönüllüsü ve aile hukuku alanında çalışan avukat Sema Yurtbilir, İstanbul Barosu Genç Avukatlar Meclisi Başkanı Şeyma Eren, yazar Dr. Mürüvet Esra Yıldırım ve nafaka mağduru üç kadınla konuştuk.
Türkiye’nin nafaka hikâyesi
“Yeni Bir Hayat Kurmak: Kadınlar Anlatıyor: Babalık, Evlilik ve Boşanma” ile “The Making of a Makbul Father: The Portraits of Fathers as Affective Negotiators in Turkey”* kitaplarının yazarı Dr. Mürüvvet Esra Yıldırım, 11 yıl önce yürüttüğü saha araştırmasında boşanma deneyimi yaşayan kadınlarla görüşmüştü.
Yıldırım, nafaka tartışmalarında kadın örgütlerinin görünür kılmaya çalıştığı hikâyelerin çoğunun kadınların evlilik deneyimleriyle başladığını söylüyor.
“Bu anlamlı çünkü boşanmanın ve boşanmadan sonraki hayatın neye karşılık geldiğini anlamak için önce evliliğin neye karşılık geldiğini anlamak” gerekir diyen Yıldırım, meselenin kamuoyundaki algısına şu soruyla dikkat çekiyor:
Türkiye’de farklı sosyo-ekonomik koşullardan gelen kadınların hangi koşullarda evlendiğinin veya evlendirildiğinin bütünlüklü bir hikâyesine sahip miyiz?
Yıldırım’a göre sosyal medyada dolaşıma giren kadın düşmanı söylemler, sanki herkesin üzerinde uzlaştığı tek bir nafaka hikâyesi varmış izlenimi yaratıyor. Ancak asıl soru şu: Nafaka tartışmasına toplumsal cinsiyet ve sınıf perspektifinden bakıldığında gerçekten karşımıza yalnızca mağdur edilmiş erkekler mi çıkıyor?
Ortada nafakayla mağdur edilmiş erkeklerden ziyade, iyi idare edilemeyen bir ekonominin yarattığı huzursuzluğu ve kronik kriz ortamını hafifletmek için toplumun çeşitli gruplarına ‘Sizi görüyorum’ mesajı verme çabası güden bir idare mevcut. Bu koşullar istisnasız herkesi birçok bakımdan zaten mağdur ediyor. Mağdurlar arasında en makbul olanı seçip onun gönlünü hoş etme çabası günün sonunda toplumsal huzuru bozan yeni bir katman yaratmaktan öteye geçemez.
Bu hukuki düzende “nafaka mağduru” erkek olamaz!
Nafaka tartışmaları yıllardır “süresiz nafaka mağduru erkekler” söylemi etrafında yürütülüyor. Ancak görüştüğümüz üç avukat, bu anlatının hukuki gerçeklerle örtüşmediği görüşünde.
“Nafaka mağduru erkek gördünüz mü?” sorusuna verilen yanıtlar farklı gerekçelere dayansa da ortak bir noktada buluşuyor: Nafaka cinsiyete göre değil, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek tarafa bağlanıyor.
Avukat Çağla Çinili, nafakanın Türk Medeni Kanunu’nda kadınlara özgü bir hak olarak düzenlenmediğini hatırlatıyor.
Nafaka boşanma ile beraber yoksulluğa düşecek olan, ekonomik durumu kötü olan tarafa verilir. Bir erkeğin nafaka mağduru olabilmesi için eski eşine kendisini yoksulluğa düşürecek derecede büyük bir para ödemesi gerekir.
Çinili’ye göre çekişmeli boşanmalarda hâkim, tarafların kusur durumunu, gelirlerini ve ihtiyaçlarını değerlendirerek karar veriyor. Anlaşmalı boşanmalarda ise nafaka dahil tüm koşullar tarafların uzlaşmasıyla belirleniyor: “Dolayısıyla ben bugüne kadar nafaka mağduru bir erkek görmedim.”
AYM kararı: Erkek devlet pratiği
İstanbul Barosu Genç Avukatlar Meclisi Başkanı Şeyma Eren’e göre nafaka tartışması yalnızca hukukla ilgili değil. Aynı zamanda kadınların yaşadığı yapısal eşitsizliklerin nasıl görünmez kılındığıyla da ilgili.
Kadın hakları alanında çalışan bir avukat olarak hiç erkek nafaka mağduru görmedim.
Eren’e göre asıl sorulması gereken soru şu:
Erkeklerin nafaka mağduru olduğu gibi istisnai bir denklem, neden kadına yönelik yapısal hale gelmiş eşitsizliklerin önüne geçebiliyor? Çünkü nafaka mağduru erkek söylemini öne çıkarmak, aynı zamanda bir avuç erkeğin münferit mağduriyetlerini milyonlarca kadının deneyimlediği sistematik ayrımcılığın ve bunun yarattığı mağduriyetlerin önüne koymak demek.
Eren, Anayasa Mahkemesi’nin son kararında da bu anlayışın izlerini gördüğünü söylüyor.
“Bugün nafakanın, kadının hayatta ve ayakta kalma hakkı için hayati öneme sahip olduğunu söylememiz fakat erkekler için bunun geçerli olmaması zaten her şeyi ifşa ediyor. Kadınlar üç kuruş olan nafaka miktarlarını dahi almak için bir ton mücadele verirken, erkekler daha az nafaka vermenin peşine düşüyorsa buradaki güç asimetrisini görmemek ancak kasıtlı bir politika sonucu olabilir.”
Sorun nafaka değil
Sema Yurtbilir ise “nafaka mağduru erkek” anlatısını açık biçimde reddediyor.: “Erkeklerin nafaka mağduru olduğu hikâyesi tamamen manipülasyon.”
Yurtbilir, mahkemelerin nafaka miktarını belirlerken tarafların ekonomik durumunu araştırdığını hatırlatıyor.
Yıllarca ev içi bakım emeği yok sayılmış, bakım yükü nedeniyle çalışamamış ya da çalıştırılmamış bir kadın düşünün. Boşanma sonrası kendi hayatını yeniden kurmak zorunda kalıyor. Üstelik çoğu zaman çocukların velayeti de ona bırakılıyor.
Bir mağduriyet olması için ekonomik durumun karşılayamayacağı miktarda nafakalara hükmedilmesi gerekir. Oysa bugün mahkeme tarafından bağlanan örneğin üç bin lira ile hiçbir erkeğin mağduriyetinden söz edemeyiz. Oysa kadının mağduriyetinden söz ederiz. Şimdi 3 bin TL yoksulluk nafakası bağlanan kadın mı mağdur yoksa bunu ödeyecek adam mı mağdur? Lütfen tekrar düşünelim.
Yurtbilir’e göre kadınlar çoğu zaman hükmedilen nafakayı bile tahsil edemiyor. Nafakayı alabilmek için yeniden mahkemeye başvurmak zorunda kalıyorlar.
Kadın yoksulluğunun en derin yoksulluk olduğu ülkede kadınlar adalete de eşit erişemiyor. Asıl sorun nafakanın süresi değil, ödenmeyen nafakalardır.
“Boşanma: Evlilikte yaratılan ekonomik eşitsizliğin sonuçlarıyla yüzleşmek”
Bir kadın neden nafaka almalı? Bu soruya görüştüğümüz hukukçular farklı örneklerle yanıt verse de ortak noktaları aynı: Nafaka, boşanmanın ardından ortaya çıkan ekonomik eşitsizliği bir ölçüde telafi etmeyi amaçlıyor.
EŞİK Gönüllüsü ve aile hukuku alanında çalışan avukat Sema Yurtbilir, bunu bir hikâye üzerinden anlatıyor:
Bir kadın düşünün. Yıllarca evde çocuk büyütmüş. Eşinin kariyeri ilerlesin diye kendi iş hayatını ertelemiş. Çocuğun ateşlendiği gece o uykusuz kalmış, yaşlı anne-babaya o bakmış, evin görünmeyen emeğini o taşımış. Boşanma günü geldiğinde erkek işine, maaşına ve kariyerine devam ediyor. Kadın ise yıllarca verdiği emeğin bedeli olarak işsiz, düşük gelirli veya iş piyasasından kopmuş halde kalıyor. Nafaka işte bu yüzden vardır.
Yurtbilir’e göre boşanma yalnızca iki kişinin yollarını ayırması değil: “Boşanma sadece iki kişinin ayrılması değildir; evlilik boyunca yaratılan ekonomik eşitsizliğin sonuçlarıyla yüzleşmektir.”
Bu nedenle EŞİK, nafakayı bir yardım ya da lütuf olarak değil, evlilik içinde görünmeyen emeğin ve ortaya çıkan yoksulluğun telafisi olarak tanımlıyor.
Şeyma Eren de nafaka tartışmalarında çoğu zaman evlilik süresince oluşan eşitsizliklerin göz ardı edildiğini söylüyor: “Nafaka boşanan kadınlar için hayati öneme sahiptir ve bu haliyle dahi ancak kısmi bir telafi mekanizması olabilir.”
Eren’e göre evlilik boyunca kadınların bakım emeğini üstlenmesi ve bu nedenle ekonomik bağımsızlığını kuramaması çoğu zaman olağan kabul ediliyor. Oysa boşanma sonrasında kadınların karşı karşıya kaldığı yoksulluk yalnızca o günkü gelir durumuyla açıklanabilecek bir mesele değil.
Yoksulluk nafakasını yalnızca boşanma anındaki mali duruma indirgemek, boşanma gerçekleştiğinde ortaya çıkan eşitsizliği de yalnızca o günkü gelir farkından ibaret görmek demektir. Halbuki kadınlar boşanma sonrasında yalnızca anlık bir yoksulluk içinde bulmuyor kendini. Tekrar eğitim görmesinin ya da iş hayatından yıllarca uzak kaldığı için istihdama dahil edilmesinin fazlasıyla çetrefilli olduğu bir denklemde uzun süre hayatta kalmaya çalışıyor.
Yurtbilir ve Eren’in anlattığı tabloyu, avukat Çağla Çinili bir müvekkilinin dosyası üzerinden somutlaştırıyor:
İlkokul mezunu bile olmayan bir kadın bir adamla evlendirildikten sonra şiddet mağduru oluyor; çok uzun yıllar fiziksel, ekonomik ve ruhsal şiddet görüyor. Kadının hiç iş tecrübesi yok ve diploması yok. 45 yaşına geldiği zaman eşi ona, daha genç bir kadını üzerine kuma getireceğini söylüyor. Müvekkilim bunu kabul etmediği için ölümüne dayak yiyor. Bu kadının şu anda aldığı tedbir nafakası 2 bin TL ve bu bir hikâye değil; benim bir dosyam.
Kamuoyunu “nafaka mağduruyuz” diyen erkekler yönlendiriyor!
Nafaka tartışmalarının yıllardır gerçek verilerden çok kamuoyunda yaratılan algılar üzerinden yürütüldüğünü söyleyen avukat Çağla Çinili’ye göre, bugün gelinen noktada hukuki gerçeklerden çok dezenformasyon etkili olmuş durumda.
Çinili, nafakanın ancak kadınların ekonomik ve sosyal olarak eşit koşullara sahip olduğu bir ülkede tartışılabileceğini söylüyor.
Eğer kadınların eğitim oranının, istihdama katılımının ve ekonomik bağımsızlığının yüksek olduğu; sosyal devlet mekanizmalarının etkin çalıştığı bir ülkede yaşasaydık, o zaman nafakanın kaldırılmasını tartışabilirdik. Ama bugün böyle bir ülkede yaşamıyoruz. Bu nedenle gerçekten ihtiyaç sahibi kadınlara verilen nafaka hayati önemdedir.
Çinili’ye göre tartışmanın bugünkü noktaya gelmesinde medyanın da önemli payı var.
Kanunlar sosyolojik şeylerdir ve sosyoloji basın tarafından yönlendirilir. Bu sorun öncelikle basın mensuplarının bu konuya daha duyarlı yaklaşması ve bilgi kirliliği yaratacak propaganda-vari beyanları yayınlamaması ile çözülecek çünkü yıllar evvel televizyon programlarına ‘Biz nafaka mağduruyuz’ diye çıkan insanlar yüzünden bugün bunu yaşıyoruz. Yapılacak her haberin bir hukukçudan destekle hatta birkaç hukukçudan destekle yapılması gerek.
Çinili ayrıca aile hukuku alanında çalışan hâkimlerin uzmanlaşmasının da önemli olduğunu belirtiyor. “Kanun’un halihazırda bir çözümü var; nafaka bir sorun değildi. Bunu sorun yapan kişiler, istedikleri an boşanıp arkalarında bıraktıkları çocuklara ve kadınlara bir kuruş para vermek istemeyen, çıkınını toplayıp gitmek isteyen insanlardı.”
“Ev içindeki ücretsiz çalışma sürsün diye”
Şeyma Eren ise tartışmanın merkezine Anayasa Mahkemesi kararını koyuyor.: “Neden AYM böyle bir karar verdi? Neden AYM karar vermeden önce nafakanın mutlak ve değişmez bir yükümlülük olduğuna ilişkin algı yaratılmaya çalışıldı?”
Eren, kamuoyunda sıkça kullanılan “süresiz nafaka” ifadesinin yanıltıcı olduğunu söylüyor. Nafakanın kaldırılması veya azaltılması için gerekli koşulların kanunda açıkça düzenlendiğini hatırlatıyor.
AYM bunu bilmiyor mu? Biliyor. O halde niçin süresiz ibaresinden yola çıkarak kadınların kazanılmış haklarına saldıran bir karar verdi?
Eren’e göre bu yaklaşımın arkasında kadınların ev içindeki ücretsiz emeğini sürdürmesini bekleyen bir anlayış bulunuyor.
Çünkü kadınların boşanmaya cesaret edememesi, ev içinden çıkmaması devletin varlık sebebi olmuş durumda. Devlet temel yükümlülüklerini yerine getirmedikçe kadının ev içindeki emeğini bir telafi mekanizması olarak sürdürmesini istiyor. Bu durum ise patriyarkal kapitalizmin ta kendisidir.
“Maksat çözüm değil, erkeği ekonomik sorumluluklarından kurtarmak”
Sema Yurtbilir’e göre nafaka, boşanan kadınların yaşamında hayati bir mesele.
Çünkü kadınların önemli bir bölümü boşanma sonrasında derin yoksullukla karşı karşıya kalıyor. Özellikle çocuk bakım yükünü taşıyan, çalışma hayatından uzaklaştırılmış veya düşük ücretli işlerde çalışan kadınlar için nafaka hayati bir güvence.
Yurtbilir, “süresiz nafaka” tartışmasının da hukuki gerçeklerle örtüşmediğini vurguluyor.
“Süresiz nafaka” tartışmasını en net çürüten gerçek şudur: Nafakada koşulsuz bir süresizlik yoktur. Kamuoyu ‘süresiz’ kelimesi ile öyle manipüle ediliyor ki, hemen ardından gelen Kanun maddesi görünmez kılınıyor. Nafaka; yoksulluk ortadan kalkarsa veya nafaka alan evliymiş gibi biriyle birlikte yaşamaya başlarsa kaldırılır. Yani ömür boyu ve koşulsuz bir ödeme söz konusu değildir.
Peki kadınları mağdur etmeyen çözüm ne?
Kadını mağdur etmeyen çözüm; nafaka süresini kısaltmak değil, kadın istihdamını artırmak, kreş hizmetlerini yaygınlaştırmak, eşit işe eşit ücret sağlamak, nafaka tahsilatını güvence altına almak ve sosyal devlet ilkesini etkili şekilde çalıştırmaktır.
Gerçek nafaka mağdurları: 10 yıldır 800 TL nafaka alan, çalışamayan, engelli anneleri
Nafaka tartışmaları çoğu zaman televizyon ekranlarında ve sosyal medyada yürütülüyor. Oysa kadınların anlattıkları, konunun gerçek yüzünü gösteriyor. Görüştüğümüz üç kadın, nafakanın “zenginleşme aracı” değil, çoğu zaman yoksullukla mücadelede yetersiz kalan bir destek olduğunu söylüyor.
Düzce’de yaşayan ve engelli bir çocuğun annesi olan Dilber Dursun da onlardan biri.
Ben de eşimden ayrılmış bir engelli annesiyim. 10 yıl oldu hemen hemen. Nafakam ilk başladığımızdan beri 800 TL. Yani 10 yıl oldu, hâlâ 800 TL! Bu konuda çok mağduruz yani. İlla gidip bir yerlere başvurmamız ya da şey yapmamız gerekmez ki. Yılda bir ya da 6 ayda bir bunu devletin bir düzenlemesi lazım. Bu konuda mağdurum ve gerekenin yapılmasını istiyorum.
Yine Düzce’de yaşayan engelli annesi Derya Çelebi ise nafakanın çoğu zaman çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamaya bile yetmediğini anlatıyor: Bir dönem nafaka alamadığını söyleyen Çelebi, engelli çocuk anneleri için çalışmanın çoğu zaman mümkün olmadığını vurguluyor. Ona göre mesele yalnızca nafaka da değil; babaların çocuklarına karşı sorumluluk üstlenmemesi.”
Ben nasılsa nafakamı ödüyorum, tamam çocuğuma bakıyorum diye düşünüyor babalar. Ama öyle değil. Nafaka tabii ufak da olsa bir şekilde bir yerleri kapatmaya yardımcı oluyor. Verdiği 3 bin TL nafaka, zannediyor ki yeterli geliyor. Yani bu çocuğun giyimi var, ayakkabısı var, yemesi var, her şeyi, hastalığı var, doktoru var. Birçok şey var yani. 3-5 kuruş da nafaka veriyoruz diye ilgilenmiyorlar. Nafaka dedikleri şey de yeterli gelmiyor açıkçası. Yine mağdur kalıyoruz. Çünkü çalışma olasılığımız da yok. Biz aslında nafakadan ziyade… Vermesinler nafaka tamam ama çocuklarıyla her şekilde ilgilensinler. Boşandık diye çocukları atıp da hayatlarını kuruyorlar.
“Erkekler Şam Babası!”
İstanbul’da yaşayan ve isminin paylaşılmasını istemeyen 58 yaşındaki bir kadın ise nafaka tartışmalarının çoğu zaman kadınların boşanma sonrasında karşılaştığı ekonomik gerçekliği görünmez kıldığını düşünüyor.
Ona göre eşinin isteğiyle çalışma hayatından uzaklaşan, çocuk büyüten ve yıllarını aileye adayan kadınların boşanma sonrasında yeniden hayat kurabilmesi için ekonomik destek hayati önem taşıyor. Kadının nafakaya ihtiyacı olmasa bile çocukların giderlerinin karşılanması için babaların sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söylüyor.
Adamın 3 kuruş nafaka ödeyip mağduru oynamasını tasvip etmiyorum. Kadın talep etmese bile adamların sorumluluk alıp çocuklarına katkıda bulunmalı.
Çevresinde ekonomik kaygılar nedeniyle boşanamayan çok sayıda kadın olduğunu anlatıyor: “Hayata yeniden başlamayı göze alamadıkları için ruh sağlıkları bozulmuş durumda. Adamlar boşandıkları zaman kaldıkları yerden devam ediyorlar. Nafaka vermemek için de direniyorlar.”
Kendisi emekli olmasına rağmen geçinebilmek için hâlâ çalıştığını, izin günlerinde bile ek iş yapmak zorunda kaldığını ifade ediyor.
Birçok kadın benim gibi… Çocuklarını bile düşünmeyen adamlara ne demek gerek bilmiyorum! Vicdan yok, empati yoksunları… Kısacası Şam Babası onlar.
Ezcümle, AYM’nin “süresiz nafaka” kararının ardından yeniden alevlenen tartışmada, hukukçu ve nafaka alan kadınların anlatıları, kamuoyundaki “nafaka mağduriyeti” hikâyesiyle hiç ama hiç örtüşmüyor.
*Makbul Babanın İnşası: Türkiye’de Babaların Duygusal Müzakereci Olarak Portreleri
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!