Ankara İskitler Ata Sitesi’nde atık kâğıt toplayıcılarının kaldığı ve aynı zamanda topladıkları atıkları depoladıkları metruk binada çıkan yangında beş Afgan işçinin yaşamını yitirmesi; hem göçmen işçilerin güvencesiz-sahipsiz hallerini hem de genel olarak atık toplayıcılarının çalışma-barınma koşullarını bir kez daha gündemleştirdi. Yangın, atık toplayıcılarının atıkları depoladıkları alanlarla barındıkları mekanların iç içe geçtiğini ve bunun ciddi bir yaşam riski oluşturduğunu açıkça ortaya koydu, kendi deyimleriyle “sahipsizliğini” bir kez daha gösterdi.
Yangından sonra gittiğimiz sitede yıllar önce boşaltılıp yıkılmasına karar verilmiş; fakat bu zamana kadar metruk bir şekilde varlıklarını sürdüren birçok benzer binanın olduğunu ve bu binaların atık toplayıcıları için hem iş hem de barınma alanı olarak kullanıldığını öğreniyoruz. Bu mekanların elektriği, suyu yok; birçoğunda tuvaletin bile olmadığı söyleniyor. Sahipleri boşalttıklarında bunların hepsini kapatmışlar.
Çevredeki esnaf bu metruk binalardan hayli rahatsız. “Bizi çıkardılar ama yıkmadılar. Kim olduğu belli olmayan yabancılar denetimsiz bir şekilde burada yaşıyorlar; ama kimse gelip sormuyor ‘kimsin, nesin, nerden geldin?’ diye hiç sorulmuyor” sözleriyle dile getiriyorlar birçok duygunun (gerici tepkilerle karışık) iç içe geçtiği tepkilerini.
En az 6 bin kişi çalışıyor
Türk-Kürt ve göçmen işçilerden oluşan atık kağıt toplayıcıları kendi içinde hem etnik köken itibariyle hem işle kurdukları ilişki açısından hayli farklı bir profile sahip. Türkiye genelinde sayılarının 500 bin olduğu düşünülen ve Ankara’da bu sayının en az 6 binde seyrettiği söylenen atık kâğıt işçilerinden bu işi sabit bir meslek olarak yapan da var, mevsimlik olarak yapan da…
Günde 17-18 saat çalışıp, taş çatlasa 70-80 TL kazanan atık toplayıcısı işçiler yaşadıkları tüm sorunları “sahipsizlik” başlığı altında görüyorlar. Göçmen işçiler için bu rakam en fazla 50 TL olarak telaffuz ediliyor.
Her açıdan zor bir iş
Konuştuğumuz Sokak Atık Toplayıcıları Derneği Başkanı Recep Karaman, Afgan ve diğer göçmenlerin bu işi mevsimlik olarak ya da ihtiyaç duydukları, genellikle parasız kaldıkları zamanlarda yaptıklarını belirtiyor. Kendisi içinse mesleğe dönüşmüş ve sabit iş haline gelmiş atık toplayıcılığı. Bu sektörde onunla aynı durumda olan binlerce insan olduğunu belirtiyor.
Toplum tarafından nasıl aşağılandıklarını, ön yargılarla karşılaştıklarını anlatıyor Karaman… Sokakta atık toplamanın insan onuru açısından oldukça ciddi zorluklar taşıdığını; o nedenle bu işi yapanların cesaretli insanlar olduğunu ve bunu göze aldıklarına göre demek ki ekmeklerinin peşinde koştuklarını belirtiyor. Kendilerine “hırsız” muamelesi yapılmasının inciticiliğini mesleğinin önemini vurgulayarak, alt ediyor Karaman.
Atık toplayıcılığının tarihinin 30 yıl kadar olduğunu ama 2005’ten sonra bu işte sıçramalı bir gelişme yaşandığını anlatıyor. Toplayıcıların daha çok Diyarbakır, Hakkari, Van, Urfa ya da Aksaray, Niğde illerinden geldiklerini belirtiyor.
Bazı şirketlere alan açıldı, ama…
2011’de yapılan düzenlemeyle bu işin belediyelerin bünyesinde yapılan bir işe dönüştüğü, bunun kendileri açısından sonuçlarının ne olduğu sorulunca, onun öyle olmadığını anlatıyor ve bir göz boyamanın ötesine geçmediğini vurguluyor ve şöyle diyor:
Atık bedelinde biriken parayı birkaç firma belediyeler adına çalışan firmalarla sözleşme yaptılar. Sözleşme yapan firmalar sokak toplayıcılarının topladığı atığı aldı ama kendisi toplamış gösterdi. O parayı onlar kazandı. Hiç sokağı görmeyenler parayı topladı, bir de dönüp sokak toplayıcılarına ve belediyeyle anlaşması olmayan firmalara hırsız dediler. Bu sistem 2016’da çöktü. Sokak toplayıcılarının çalışması engellenince sokaklarda çöpler toplanamadı, atık ürün gitmedi ve zorlandılar. Bu bayağı zorluk yaratınca serbest bıraktılar, bırakmak zorunda kaldılar.
‘Bunlar bizim gündelik sorunlarımız’
Beş işçinin ölümünden duydukları üzüntüyü belirten Recep Kahraman, “Kötü koşullarda çalışan arkadaşlarımız henüz bilinmeyen bir nedenden dolayı çıkan yangında vefat etti, 11’i de yaralandı. Üzgünüz; ama yapacak bir şey yok, kötü koşullarda çalışmanın bir sonucu olarak yaşandı. Bu sorunlar yeni ortaya çıkmadı, her yerde sürekli var. Bazı yerlerde araba çarpıyor bazı yerlerde başka şeyler… Bunlar bizim gündelik sorunlarımızdır” diyor.
“Bunu bir iş cinayeti olarak tanımlayabilir miyiz?” sorusuna da ilk önce, “Henüz nedeninin bilmiyoruz. Arkadaşlar o metruk binayı barınma yeri olarak kullanmışlar. Bunu kendileri tercih etmişler. Tahminim dumandan zehirlenerek ölmüşler. Yangın büyük bir yangın değil çünkü gördüğüm kadarıyla.” Yanıtı veriyor sonra “Tabi ki bir iş cinayeti olarak da tanımlanabilir. Sonuçta sahip çıkılmadığı için oldu bu olay” diye ekleyerek, atık toplayıcılarının yaşadıkları sorunları özetliyor. Hiçbir sosyal güvencelerinin olmadığını, çok ciddi sağlık riskleriyle karşı karşıya olduklarını ve bu konuda herhangi bir yasal dayanaklarının vs. bulunmadığını belirtiyor. Atık toplayıcılarının milyarlarca liralık kar yapılan devasa sektörün esas gücü olmalarına rağmen yasal bir statüye sahip olmadıklarını anlatıyor; yasaları, yapılan düzenlemeleri örnekleyerek.
‘50 milyar TL’lik bir sektörün yüzde 80’i bizim emeğimiz üzerinden yükseliyor’
“Çözüm olarak ne yapılabilir, devlet belediyeler vs den beklentiniz nedir?” sorusuna da bu ciddi sorunlar ışığında yanıt veriyor:
Bu 50 milyar TL’lik bir sektör ve yüzde 80’ini de sokak toplayıcıları oluşturuyor. Böyle büyük bir sektörde böyle büyük bir iş yapmamıza rağmen maalesef bu kötü koşullarda çalışıyoruz, kimse bu koşullarımızı görmüyor ya da görmek istemiyor. Barınma sorunlarımızı, sokakta yaşadığımız sıkıntılarımızı, sağlık sıkıntılarımızı… Bu işe el atın dedik. Bugün sokak toplayıcıları olmasa bu sektör zaten çöker. Hal böyleyken biz de diyoruz ki bu işe bir el atın diyoruz. Devlet eliyle çözümler üretilmeli ama maalesef kaderimize terkediliyoruz. Yok da edilmiyoruz çünkü biz büyük bir sektörü ayakta tutuyoruz.
“Depolama alanları ya da barınma alanları için belediyeler bir şeyler yapabilir mi?” diye sorulduğunda yapılması beklenen yönetmelik değişikliğinden bahsederek, belediyelerden beklentilerini anlatıyor:
Zaten şu anki yönetmelikte ara depolama alanlarına ilişkin ibareler var. Bunları gündeme getirdik. Bu koşullarda değil de ara depolamaların da olduğu çevrenin de rahatsız edilmeyeceği, arkadaşlarımıza da orda belediyeler tarafından eğitim verilmesini talep ettik. Ama bugüne kadar somut bir adım atılmadı inşallah bundan sonra bunlar görülür. Taleplerimiz bunlardır.
“Mevzuatta atık işçileriyle ilgili bir yönetmelik yok” diyen Kahraman, önümüzdeki günlerde çıkmasını beklediklerini vurguladığı düzenlemeyle atık toplayıcılarının belediyeye entegre olma durumunun sözkonusu olacağını söylüyor.
Yeni bir düzenleme bekliyorlar
Zabıta tarafından dönem dönem belediyelerin anlaşma yaptıkları şirketlerin mallarını çaldıkları iddia edilerek saldırıya uğradıklarını, arabalarına el konulduğunu düşünecek olursak Kahraman’ın beklediklerini söylediği düzenleme binlerce toplayıcı için elbette önemli. Çünkü, “Bu olursa bundan sonra belediyeler bizim karşımıza yasak iş yapıyorsunuz diye çıkmayacak, tersine sorumluluk alacak” diye anlatıyor bunun önemini Kahraman.
Bu düzenlemeyle iş elbiselerinin-eldivenlerin belediyeler tarafından karşılanacağını ve belli bir sosyal güvenceye kavuşacaklarını, çevreden insanların da zabıtaların da kendilerine eskisi gibi bakamayacaklarını düşünüyor.
Statüleri ne olacak?
Atık toplayıcılarının nasıl bir statüye kavuşacakları, belediye bünyesinde taşeron işçi mi yoksa belediyelerin anlaşma yaptığı şirketlerin taşeronları mı olacakları, bu düzenlemenin yeni bir sömürü mekanizması haline gelip gelmeyeceğiniyse hep birlikte göreceğiz.
Dün Ankara’daki metruk binayı hem iş hem de yaşam alanı olarak kullanan ve çıkan yangında hayatını kaybeden beş Afgan işçinin ardından bir kez daha tartışılan bu gerçekler, 6 bin işçinin çalıştığı ve büyük karların yapıldığı bu sektörün sorunlarını bir kez daha bu şekilde gündeme getirdi ve umarız ki daha güçlü bir örgütlenmenin vesilesi olur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!