Düşünce ve ifade özgürlüğü engellenemez!



İHD Ankara Şubesi, Mülkiyeliler Birliği’nde 27 Kasım’da Ankara’da yapılan ev baskınları ve gözaltıların derhal serbest bırakılması talebinin vurgulandığı basın toplantısını gerçekleştirildi. Açıklamaya çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi.


İHD Ankara Şubesi, Mülkiyeliler Birliği’nde 27 Kasım’da Ankara’da yapılan ev baskınları ve gözaltıların derhal serbest bırakılması talebinin vurgulandığı basın toplantısını gerçekleştirildi. Açıklamaya çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi.

Düşünce ve ifade özgürlüğü engellenemez” yazılı pankartın asıldığı açıklamaya, Hakların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Yazar Fikret Başkaya, Şair Ahmet Telli, Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, İnşaat İşçileri Sendikası Ankara Temsilciliği ve Alınteri’nin yanı sıra çok sayıda sendika, parti ve kurum temsilcisi katıldı.

İHD adına hazırlanan basın metnini Sevil Turgut okudu. 

Turgut, avukatların gözaltı gerekçelerine dair bilgi alamadıklarını da aktararak şunları söyledi:

Ankara ilinde uzun zamandır yapılan birçok gözaltılar önceki yıllarda yapılan basın açıklamalarına dair gerçekleşmektedir. Oysa Anayasal hak olan ve yapıldığı dönemlerde suç sayılmamış, gözaltı işlemi yapılmamış her demokratik fiil kişilerin önüne bugün suç kapsamına dahil edilerek getirilmektedir.

 

Yaşam hakkını, siyasi hakları ve daha pek çok hem toplumsal hem de kişisel hakları yok sayan anti demokratik iktidarın uygulamalarına karşı, sesini yükseltmiş, itiraz etmiş olan her kurum ve kişinin tavrı ne yazık ki suç olarak kabul edilmektedir. Sayfalar dolusu ve gerçekle bağlantısı olmayan iddialar gündeme getirilmekte, haklarında davalar açılmakta, toplumda kriminalize hale getirilmekte, haksız gözaltı ve tutuklamalarla kişilerin özgürlükleri ellerinden alınmaktadır. Gözaltına alınan kişilere bakıldığında, dosyalara göz atıldığında, suçlamalar incelendiğinde bu haksız gözaltı ve tutuklamaların tamamen keyfiyete dayandığı görülmektedir.

 

Bu uygulamaların tek amacı topluma korku yaymak ve endişeleri çoğaltmaktır. Bu uygulamalar, belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Kimin ne zaman gözaltına alınacağı ne ile suçlanacağı, tutuklanıp tutuklanmayacağı konusunda bir belirginlik yoktur. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında tutuklanmayıp adli kontrol tedbiri uygulanan kişi sayısının ise 450 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

 

İHD Şube Eş başkanımız Fatin Kanat ve gözaltına alınan diğer herkes, ifadeye çağrıldıklarında ilgili savcıya gidebilecekken, sabahın erken saatlerinde evleri basılarak, aramalar yapılarak, korku uyandırılarak gözaltına alınmaları kabul edilemez. Demokrasi ve insan hakları önünde engeller oluşturan bu uygulamalar ve bu gözaltı furyası sonlandırılmalı ve gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

 

Anayasal bir hak olan ve uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ortadan kaldırılamaz. Bu haklar suç değildir, suç sayılamaz. Siyasal iktidar bu yasa ve sözleşmelere uymakla yükümlüdür.

Badin açıklamasından sonra söz alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise şunları söyledi:

Kuralsızlık rejimi bizlere tahmin edilemez bir süreç yaşatıyor. Ama bu kuralsızlıklara karşı çıkacağız. Yeni moda bir durumla karşı karşıyayız. Olayın içeriği bizlere söylenmiyor. Tamamen soyut iddialar mevcut… Halen resmi olarak arkadaşlarımızın ne ile suçlandıklarını bilmiyoruz. Gerçekten suçlayacakları bir şey de yok. İktidarda olanların yarattıkları keyfi uygulamaların bir gün sonu gelecektir. Ömür boyu iktidarda kalmayacaklardır.

IHD Ankara Şube Eş Başkanı Avukat Saliha Şahin ise absürt gerekçelerle gözaltı ve tutuklama işlemlerinin uygulandığını söyleyerek, “Bir dönem herkesin rahatlıkla söyleyebildiği sözler, katıldıkları basın açıklamaları, anayasal hak olan uluslararası sözleşmelerde var olan birçok hakkın kullanımından kaynaklı insanlar bugün suçlu ilan ediliyor. Ne yazık ki bizim avukat olarak dosyalardan gördüğümüz çok absürt suçlamalar ile karşılaştık. Ne yazık ki ülkenin yarısından çoğu artık örgüt üyesi kısmında suçlu edilmiş durumda” dedi.

HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da, “Artık insan hakları lafının yok edildiği bir dönemdeyiz. Yargı, emniyet siyasallaşmış durumda. Ne olduğu bilinmeden, gerekçe sunulmadan gözaltına alınıyor insanlar. Yaşananlar sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Çok sayıda kişinin bilgisayarı, telefonu, eşyaları da gasp ediliyor. Yıllar boyunca da bu eşyalar geri verilmiyor. Eğer bizler hep beraber buradaysak aslında yılmadığımız, korkmadığımız, susmadığımız içindir. Ve aslında tüm bunların yapılmasının nedeni kendi korkuları ve bizi yıldırmak içindir.”

Akademisyen Fikret Başkaya ise, “Sanmayın ki yapılanlar sadece bu ülkeye mahsus. Kapitalist dünya sistemi potansiyelini tüketti. Meşruiyet üretme yeteneğini kaybetti. Ellerinde şiddeti, baskıyı, terörü araçlaştırmaktan başka bir koz kalmadı. Yalnız bu ülkedeki faşizmin bir ayrıcalığı var; bu İslam soslu bir neo-liberalizmdir. Devrimlerin sebebi bardağı taşıran son damla değil, bardağın dolu olmasıdır. Ve bardak dolmakta. Faslı bir arkadaşımın bana aktardığı bir atasözü şöyle diyor: Ateş en çok dumanı sönerken çıkarır.”

ATO Genel Başkanı Vedat Bulut da söz alan isimler arasındaydı. “Toplu intiharlar, geçim sıkıntıları n deniyle insanların yaşadıkları sorunlar, ülkeden artık umudunu keserek yurtdışına çıkmakta olan eğitilmiş nüfus… Bunların hepsi gündemimize oturuyor. Türkiye önemli bir dönemeçte ve bu krizin aşılması sadece demokratik kitle örgütlerinin dayanışma içerisinde olmasıyla açılacaktır. Ben de bu birlikteliğin arttığını görüyorum. Korku duvarı artık yıkıldı. Mağdurların sayısı arttıkça daha çok direnç kazandık. Bu da var olan zulmü uygulayanlara ders olsun. İktidarın gidişi kesindir, kaçınılmazdır.”

KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz ise; “Ülkedeki demokratik iklim dünden bugüne çok sağlıklı işlememiştir ama şu son dönemde yaşananlar hiçbir dönemde de yaşanmamıştı. Ülkedeki tüm muhalif kesime karşı neredeyse açık bir düşman hukuku işletiliyor” ifadelerini kullandı.