Pazar, 28 Haziran 2026

Bu kimin bürokratı!



Roman annenin “Açız, açız hadi biz ölelim ama evlatlarım aç. Ben onları doyurmak için sokağa çıkmak zorundayım” feryadı aslında tüm emekçilerin feryadı


Geçmişi, yüzleşemediği katliamlarla dolu olan bir devletin tarihini bir kenara koyarak düşününce bile, “olağan” bir ifade bu! Sadece güncel. İçinden geçtiğimiz bu süreci de tanımlayan ve arkasını yasladığı devletin duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş, insanlıktan zerre nasibini almamış bir sos-yal politikalar müdürlüğü bürokratı… Tam da hangi ilişkiler ile geldiği belli olmayan görevli olduğu kurum penceresinden bakarak ifade etmiş devletin sos-yal politikasını. Devletinden öğrendiği ve uyguladığı, kendilerinden olmayana yaşam hakkı tanımayan anlayışının dışavurumu bu “geber” ifadesi…

O “geber”in altında bir Kürdü, bir Ermeniyi, bir Alevi’yi yok sayması gerektiğini; dili, kimliği ve sosyal yaşamı ile nasıl yok etmeye çalıştığından biliyor. Bunu bir Roman kadına söyleme hakkını da bu devlet zihniyetinden alıyor. Hele de o Roman ailenin sınıfsal kimliği ortadayken…

Bağlı olduğu bakanın Ensar Vakfı’nın yurtlarındaki çocuklara tecavüze, “bir kereden bir şey olmaz” diyerek iğrençliği devlet eliyle örtmeye çalışalı çok olmadı ne de olsa.

Tüm katliamcı kimliği devletin övünç kaynağı olarak masa üzerinde dururken, tacize ve tecavüze uğrayan, sokak ortasında öldürülen kadınların katilleri, kravat takarak ceza indirimi alırken, hatta bazıları elini kolunu sallayarak dışarda gezerken, birilerinin tecavüzü / ölümü, giydiklerine, etek boyuna ya da hangi saatte nerede olduğuyla meşru kılınırken, onun da “geber” diyerek devletinin izinde bir bürokrat olduğunu göstermesi gayet “normal”.

Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgınını, hizmetinde olduğu sermayenin çıkarlarını ve kendi iktidarını etkileyeceğini düşünerek önce “bizim ülkemizde henüz bir tanıya rastlanmadı diyerek” sürecin başında toplumdan saklamaya çalışmış, daha sonra süreç kontrolünden çıkınca şeffaf olmayan bir şekilde açıklama yaparak kabul etmiş bir devletten söz ediyoruz.

Salgın süresi boyunca herkes için ücretli izin, zorunlu alanlarda en yüksek tedbirle ve en insani çalışma koşulları, devletin tüm imkanları seferber edilerek halkın tüm temel ihtiyaçları karşılanarak tüm toplumun sağlını koruma gibi bir tutum almasını, devletin sınıf karakteri gereği ondan beklemek hiç akıllıca değil elbette. Tam aksine sermayenin karlarının durmaması için işçileri ölümü pahasına çalışmaya devam ettiriyor şu an devlet.

Son derece yoğun bir tempoda çalışan sağlıkçıların dahi, koşularında en ufak bir iyileştirme yapmadan, basit korunma malzemelerini bile tam karşılamayarak ölüme itmiyor mu?!! En son 20 yaş altı gençler için aldığı sokağa çıkma yasağını sonradan bir genelge ile işçi gençler için kaldırıp “Siz çıkıp çalışmaya devam edin,” diyerek, sermayeye kar sağlamak için virüsü kapıp ölün demiş olmadı mı?

Daha birçok örnekle devletin sermayeye kar işçiler ve emekçilere açlık-virüs denklemi sunan politikaları ortadayken Roman kadına “geber” denmesi aslında devletinin duygu ve düşüncelerine tercüman oluyor.

Tepkiler üzerine görevden alındı bu bürokrat. Ama insan, daha önce örneklerini birçok kez gördüğümüz gibi, göstermelik bir ceza olarak buradaki görevinden alınıp olay biraz unutulunca nerede nasıl bir göreve getirileceğini de düşünmeden edemiyor doğrusu.

Eee, her zaman hizmetinde olduğu devletinin bir ödülünü hakediyor haliyle. Roman annenin “Açız, açız hadi biz ölelim ama evlatlarım aç. Ben onları doyurmak için sokağa çıkmak zorundayım” feryadı aslında tüm emekçilerin feryadı. 

Aynı zamanda da #evde kal# demekten başka hiçbir önlemi olmayan sermaye devletinin sosyal politikasının olmadığının feryat eden çıplak yüzü. 

İşte bu yüzden bu “geber”!

Alınteri okuru