Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Vedat Bulut’la hükümetin “normalleşmeye geçiyoruz” yaklaşımını, salgına ilişkin gözlemleriyle bu yaklaşım arasındaki çelişkileri, henüz tam kontrol altına alınmadan neden böyle bir geçiş yapıldığını, hekimlerin sağınla ilgili değerlendirmelerini, Tabip Odaları ve TTB de dahil meslek örgütlerine ilişkin gündeme getirilen değişiklikleri ve nedenlerini konuştuk.
Alınteri: Resmi kaynaklar ilk koronavirüs vakasının görüldüğü 11 Mart’tan itibaren salgınla ilgili eğriyi şöyle tanımlıyor: Vaka artışı bakımından 11 Nisan’da tepe noktayı gören Türkiye’de 24 Nisan kırılma oldu, ilk kez iyileşen hasta sayısı yeni vaka sayısını geçti. 10 Mayıs itibarıyla ise vaka artış hızı yüzde 1 seviyesine geriledi. Sizce sürece ilişkin böyle bir özet gerçeği yansıtıyor mu?
Dr. Vedat Bulut: Bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. 10 Nisan tarihinde saat 24:00’ten itibaren geçerli olacak ilk sokağa çıkma yasağının saat 22:00’de açıklanması son derece hatalı bir uygulama oldu. Yurttaşlarımız marketlerin, fırınların önüne yığılarak hafta sonu için acil gereksinimlerini satın alma telaşı içerisinde bırakıldı. Covid19 için PCR Testlerin uygulanma oranlarına baktığımızda vaka sayılarındaki artışı gizleme telaşı içerisinde olduklarını görüyoruz.
TÜBİTAK tarafından yayımlanan bu resmi veride bu açıkça görülmektedir. 10 Nisan ve 24 Nisan tarihleri arasında günde yaklaşık 40.000 testle devam edilirken, bu tarihten sonra 20.000 test uygulanmasına gerilemiş ve 30 Nisan tarihinde yine eski test miktarlarına geçilmiştir.
Korona hastalığı sayısını gizlemenin bir yöntemi testleri yapmamak veya kötü test üretimidir. Çünkü hastalığın kuluçka süresi ve saçılmayla tespit edilme aralığında testler yüzde 50 azaltılarak 10 Nisan uygulamasının hatasının üzeri örtülmeye çalışılmıştır. İçişleri Bakanı’nı istifaya sürükleyen bu uygulama, bu istifanın kabul edilmemesiyle birlikte artık üzeri tamamen örtülmesi gereken bir başarısızlık hikayesi olarak belleklerde kalacaktır.

Korona hasta sayılarında henüz plato yakalanmamıştır ve artış devam etmektedir. Yine TÜBİTAK verilerine göre 25 Nisan tarihine kadar 70 derecelik bir eğimle artış hızı gösteren Covid19 hastalığı halen 40-45 derece eğimle artmaya devam etmektedir. Hesaplamalarımıza göre R0 değeri (Olguların üreme hızı) 1,56 üzerindedir. Bu da olguların artışının devam ettiği manasına gelmektedir.

Hastalığın yüzde 60 doğrulukla çalışan bir test üzerinden tanımlandığı ve PCR testi negatif olanların bu sayıya dahil edilmediği bir gerçektir. Şu anda Türkiye’de hem gerçek olguların sayısı hem de Covid-19 dan ölenlerin sayısı yanlıştır. Bu nedenle de veriler gerçeği yansıtmamaktadır.
Alınteri: Vaka ve ölüm sayılarında yükseliş devam ederken ani bir kırılmayla düşüş görülmeye başladı. Arkasından “normalleşiyoruz” denildi. Üretime ara veren fabrikalarda çarklar dönmeye başladı, “hayat kademeli olarak normalleşecek” denildi. Bu kademenin başına da AVM’ler konuldu. Okullarla ilgili tartışmaysa devam ediyor. Ardından turizm, barlar, lokanta gibi işletmeler gelecek. Bulaş oranı bu denli yüksek bir virüs karşısında bu ani geçişin esas nedenleri nelerdir?
Dr. Vedat Bulut: Bu talepler sermaye çevrelerinin talepleridir. En başından beri uygulamalarda işçi sağlığı göz ardı edilmiştir. Covid-19 pandemisinde işçilerimiz feda edilmektedir. Kötü ve sosyal mesafe korunamayacak sıkışık mekanlarda çalışan işçilerimize ücretli izin hakkı verilmemiştir. Turizm işletmecisinden Turizm Bakanı, özel okul işletmecisinden Milli Eğitim Bakanı, sağlık işletmecisinden Sağlık Bakanı, Enerji ve Maden sektöründe işletmecilik yapanlardan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı çıkarmış tek ülkeyiz. Dünyada başka örneğini gösteremezsiniz. Bu nedenle sermaye sektör lobilerinin kazancı ve çıkarları öncelenmede ve halkın, emekçilerin çıkarları yok sayılmaktadır. Bu uygulamalar sermaye lehine alınan kararlardır.
Alınteri: Sonuç itibariyle zaten hiç evde kalamayan işçilere bu süreçte mecburiyetten evde kalanlar eklenecek, “normalleşen” sosyal hayatın mantığına da uygun olarak kalabalık yerler halka açılmış olacak. Siz bu sürece dair neler öngörüyorsunuz?
Dr. Vedat Bulut: Bu 2. dalganın gerçekleşeceğini göstermektedir. İlk dalga şokunu atlatan ve bu yolda 8 bin sağlık çalışanının hastalıktan etkilendiği, 35 sağlık çalışanının bu mücadelede yaşamını kaybettiğini hatırlatmak isterim. Yaz aylarında hastalığın gerileyeceği öngörülmekle birlikte, önlemlerin kontrolsüz bir şekilde gevşetilmesi vaka sayısını tekrar artıracaktır.
Alınteri: Resmi politikayla önlemez biçimde bu süreç başlayacak. Hekim olarak buna dair önerileriniz nelerdir?
Dr. Vedat Bulut: Önlemler sıkı bir şekilde uygulanmalı ve sermayeye aktarılan ranta son verilip, emekçiler desteklenerek bir süre daha pandemiye karşı zaman kazanılmalıdır. Test sayısı artırılmalı, filyasyon uygulaması devam ettirilmeli, ancak toplu alanlarda sosyal mesafe, maske kullanımı ve el hijyenini sağlayacak önlemler yaşama geçirilmelidir. Belediyeler önündeki gereksiz, hukuki olmayan engeller kaldırılmalı ve belediyelerin halk sağlığını korumaya ve vatandaşlara yardım eli uzatmasına olanak sağlamalıdır. Çünkü vatandaşların hükümet ve organlarına güveni kalmamıştır. Vereceği yardımların hakkıyla harcanmayacağı, israf edileceği ve hortumlanacağı endişeleri vardır. Belediyelere olan güven duygusu daha fazladır.
Alınteri: Hükümetin politikasını tüm sorumluluğu vatandaşa yüklemek olarak tanımlamak, tek önlem olarak da ‘maske takmayı ihmal etmeyin’ demek olduğu şeklinde özetlemek mümkün mü?
Dr. Vedat Bulut: Tam olarak bunu söylemek haksızlık olur. Maske kullanımı, el hijyeni, sosyal mesafe uygulamalarıyla ilgili pek çok çalışma Sağlık Bakanlığı tarafından yapıldı ve broşürlerle, kamu spotlarıyla halk bilgilendirildi. Hata Bilim Kurulunun önerilerini tam olarak uygulamamaktan kaynaklandı. Birinci hata pandemi döneminde Umre ziyaretlerine izin vermekti, ikinci hata 10 Nisan kaotik uygulamasıydı ve son olarak ‘’Normalleşme’’ adı altında bir diğer hata yapılıyor. Vatandaşların bireysel önlemleri önemli bir uygulamadır, ancak yönetimsel uygulamalar bütün bu emekleri çöpe atacak kadar başarısız ve hatalıdır.
Alınteri: Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de aslında alenen “sürü bağışıklığı” stratejisine geçiş yapıldığını söylemek yanlış mı olur?
Dr. Vedat Bulut: Türkiye ‘sürü bağışıklığı’ denilen uygulamaya aslen geçmedi, belli yaş gruplarını (risk altında olan ve hasta olmadan bulaştırıcılık sağlayabilen yaş grupları) evde izolasyona tabi tuttu. İngiltere, İspanya ve İtalya kadar başarısız olmadık, ancak Güney Kore ve Almanya başarısını da yakalayamadık. Türkiye’de sürü bağışıklanması uygulanmadı, uygulanmıyor da…
Alınteri: Tüm bu karmaşa içinde TTB’ye sürecin hiçbir aşamasında yer aldırılmadı. Ne görüşleri alındı ne bilgi aktarıldı. Başka ülkelerde de devletler böyle bir tutum aldılar mı?
Dr. Vedat Bulut: Meslek örgütlerinin paydaş olarak bu çalışmalarda yer almaması yönetimsel en büyük hatadır. TTB içerisinde olağanüstü durumlarda sağlık hizmetleriyle ilgili birikimli ve donanımlı meslektaşlarımız mevcuttur. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 12 Şubat tarihinde ‘Bilim Kurulu’nda bütün paydaşlar dahil edilmiştir’ demeci gerçeği yansıtmamaktadır. Bilim Kuruluna tüm paydaşlar dahil edilmemiştir. Sadece TTB ve Tabip Odaları değil, ilgili uzmanlık alanlarından dahi yeterli uzman bulundurulmamıştır. Örneklerini biliyoruz. Almanya Bilim Kurulu kararları dışında tek bir siyasi karar almadı ve harfiyen uydu.
Alınteri: Üstü üste binmiş onca kriz varken devlet bir kez daha içinde TTB’nin de olduğu meslek örgütlerinin yetki, üyelik, genel kurullar ve yönetimlerinin belirlenmesi gibi esasları kapsayan düzenlemeyi gündeme getirdi. Diyanet Başkanı’nın Ramazan Ayı’nın ilk hutbesinde salgınla LGBTİ ya da nikahsız evlilikler arasında ilişki kurarak “Allah’ın hikmeti” demesinin Ankara Barosu tarafından yazılı bir açıklamayla protesto edilmesini bahane ederek gündeme getirilen bu düzenlemenin mantığı sizce neye dayanıyor?
Dr. Vedat Bulut: Darbe dönemlerinin yarattığı iklimde büyüyen ve siyasette ilerleyenlerin, darbe dönemlerine özgü despot bir anlayışla meslek örgütlerine saldırmaları bizim için yeni bir gelişme değildir. Din-Siyaset-Ticaret üçgeninde karanlığı aydınlatmaya çalışan, laik ve demokratik bir devlet sistemini korumaya azimli, yağmaya ve talana dur diyen meslek örgütleri uzun süredir hükümetin hedefi olmuştur. İşçiyi sendikasızlaştırmaya çalışan, Türkiye’nin hukukçularını, mühendis ve mimarlarını, avukatlarını, diş hekimlerini, veteriner hekimleri, eczacıları ve tabipleri de örgütsüz bırakmak ve örgütlülüğünün gücünü azaltmaya yönelik girişimler kendilerine siyasi bir gelecek sağlamayacak, aksine gidişlerini, siyaset sahnesinden silinmelerini hızlandıracaktır… Cumhurbaşkanlık seçim sistemini tekrar tekrar değiştiren, artık 2 turlu seçimde kaybedeceğini görerek tek turlu seçimle yüzde 30 oyla Cumhurun Reisi olmayı tasarlayabilen zihniyet artık meşruiyetini sorgulanır hale getirmiştir. Parti devlet anlayışıyla hem bir partinin genel başkanı hem de Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan tek adamlığının uzun sürmesine hevesli görülmektedir. Kendinden öncekiler gibi o da ebedi değildir ve ekonomide ve doğada yaptığı tahribatın bedelini, emekçilerin satın alma gücündeki azalmayı, sağlıktan adalete maliyeden eğitime her alandaki kötü yönetiminin bedelini sandıklarda ve seçimlerde kamuoyu vicdanı ve demokrasi inancımız önünde kaybederek ödeyecektir. Bu kaybetme ve hesap sorulma telaşı içerisindedirler. Suçluların telaşı içerisindedirler.
Alınteri: TTB “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” bildirisi dolayısıyla da baskılara uğramış, soruşturmalardan geçirilmişti. O dönem de yeni düzenlemelerden bahsedilmişti. Sözü edilen bu düzenleme şimdi bir kez daha gündeme getiriliyor. Hekimlerin bu gelişmeye ilişkin tepkileri nasıl, gündeme geldiğinde nasıl bir tutum almayı düşünüyorlar?
Dr. Vedat Bulut: Kötü hükümet uygulamalarının sorumlusu meslek örgütleri değildir. Türkiye’nin geçmiş birikimlerini, sanayi tesislerini, taşınmaz mal varlıklarını yandaşlarına peşkeş çekenlere karşı durmamız, KÖİB ve YİD kapsamında Türkiye’nin geleceğini ipotek altına almalarına karşı durmamız, uygulamalarındaki yolsuzlukları ve talanı teşhir etmemiz nedeniyle bizi susturmaya çalışıyorlar, ama çabaları beyhudedir. Meslek örgütlerine saldırmak AKP’ye seçim kazandırmayacağı gibi, AKP’lilerin suçlarının üzerini de örtemez.
Yasa teklifi TBMM’ye gelmeden ve taslak metni görmeden bir şey söylemek istemem. Bu taslak metni inceledikten sonra hukuki mücadelemizi yürüteceğimiz gibi, diktatörlük heveslilerini, şeriat özlemlilerini ilk seçimde sandığa gömmek için çalışmak alacağımızın tutumun özetidir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!