G7: Politika “savaşın bir devamı olarak” sahnede



Emperyalist güçler arası savaş kadar güçler arası “denge” de keskin rekabetin bir parçasıdır


YAŞANACAK DÜNYA

Çiğdem Devran

Emperyalist kapitalizm, pandemi krizi öncesi zaten yerle yeksan olan neoliberal politikalarının yerine ne koyacağını bilemiyordu. Bütün çürümüşlüğünü virüs salgını sürecinde ortaya sererken, krizi fırsat bilip hem içte hem de dış politikada yeniden yapılanmanın da yollarını arıyor.

Bu kapsamda ABD Başkanı Trump‘ın G7 emperyalistler arası zirveye (Group of Seven) Rusya’nın yeniden davet edilmesini istemesi ve AB ülkelerinin buna karşı çıkmasının artçı sarsıntıları devam ediyor. (Rusya, 2014’te G7’den çıkartılmıştı) Trump’ın salvoları, Haziran’da düzenlenmesi planlanan G7 Liderler Zirvesi’ni Eylüle ertelediğini ve gruba Hindistan, Rusya, Güney Kore ve Avustralya’yı da eklemek istediğini açıklaması ile sürdü. Dahası da var; “…G7’nin, dünyada olanları düzgün bir şekilde temsil ettiğini hissetmiyorum. Bu ülkeler grubu, miadını doldurdu”dedi.

Söylemlere bakarak yapılan değerlendirmeler de ortalığı kapladı. Ortalıkta yeni bir emperyalist strateji ya da taktik varmış gibi “Dünya güçler arası savaş kadar güçler arası ‘denge’ye de tanık olduğumuz yeni bir devreye giriyor” yorumları aldı başını gidiyor.

Bu kapsamda “Seçimler sırasında Rusya’dan yardım aldığı iddiaları, Rusya’yı G7’ye davet etmekle “Putin’e borcunu ödüyor” değerlendirmeleri de oldukça yüzeysel olduğu kadar, daha çok da ABD içerisinde Trump’ın rakibi diğer kliklerin pompaladığı bir düşüncedir.

Bu panoramada pandemi süreciyle var olan krizi derinleşen, en karlı alanlar üzerinden rekabetleri daha da alevlenen emperyalist ülkeler gerçeği varken ABD’nin taktik değiştirdiği sonucu mu çıkar?! Özellikle enerji ve petrol kaynakları bunların geçiş güzergahları üzerinde Ortadoğu başta olmak üzere kıran kırana kapıştığı Rusya’nın “Emperyalistler masasından eksik kalmamasında” Trump neden bu denli ısrarlıdır? (2019’da da bu isteği tekrarlamıştı) Üstelik Rusya’nın “Koşullara bir bakalım” diye kendini ağırdan satmasına rağmen Trump şahsında ABD ısrarını sürdürmektedir.

Trump aslında Rusya’yı emperyalist rekabetin tartışılabileceği bir zemine çekmek istemektedir. Almanya Başbakanı Merkel başta olmak üzere AB ülkelerinin canhıraş bir şekilde buna karşı çıkmasının ardında da henüz bütün yönleriyle öne çıkmayan fakat sinyalleri bulunan bir tarzda emperyalist ülkelerin daha önce ucuz emek deposu ülkelere kaydırdıkları tedarik zincirlerini, ara mallar üretimini yeniden kendi ülkelerine çekme düşünceleri de dahil bir dizi etken vardır. Rusya’nın enerji yolları üzerindeki hakimiyeti başlı başına çatışma ve gerilim unsuru olmayı zaten sürdürmektedir.

Ayrıca emperyalist güçler arası savaş kadar güçler arası “denge” de keskin rekabetin bir parçasıdır. Bu, aralarındaki rekabetin farklı bir boyut kazandığı ya da “yumuşadığı” anlamında gelmemektedir. “Uzmanları” buna “Kontrollü rekabet” gibi “şık” bir terim de bulmuşlar. Sermayenin üretim ilişkileri alanındaki rekabeti ya da “Kontrollü rekabeti” emperyalist diplomasi masasına bir kez daha G7 zirvesi öneri ve tartışmalarına taşındı.

Bu kapsamda yapılacak olan G20 Zirvesi’nde zaten yer alacak olan Rusya’nın G7’den dışlanmış olmasının pratik hiçbir işlevi yoktur. Trump da pekala bunun farkındadır, Rusya Devlet Başkanı Putin’de… Bu anlamda açıklamalar, görüngüler yanıltıcı olmamalıdır.

Zira burjuva devletlerin hegemonya mücadelelerinde rakip gücün alanını daraltmaya çalışmaları emperyalist kapitalizmin işleyişinin doğal sonucudur. Ve emperyalistlerin birbirlerini ya da alt etmek istedikleri ülkeyi bazen “anlaşmalar” ya da “anlaşmaların bozulması” adı altında “emperyalist masalarda” ekarte ettikleri de sır değildir. “Politika savaşın bir devamı olarak” buralarda sürmektedir.

Lenin‘in başka konjonktürde emperyalistler için söylediği tez bugün de bütün canlılığıyla karşımızdadır.

Lenin emperyalizm kitabında “Kapitalizm geliştikçe hammadde eksikliği de kendini o denli duyurmaktadır; rekabetin koşulları o denli sertleşmekte, bütün yeryüzünde hammadde kaynakları arama çabaları o denli alevlenmekte, sömürgelere sahip olma savaşımı o denli amansız olmaktadır” der.

1907‘de Amerikan ve Alman tröstleri arasında yapılan anlaşmada (General Electric Company Birleşik Devletler ve Kanada’yı alıyor; AEG’nin payına ise Almanya, Avusturya, Rusya, Hollanda, Danimarka, İsviçre, Türkiye, Balkan ülkeleri düşüyor) anlaşmasının akıbetinin ne olacağına ilişkin de;

Fiilen tek ve dünya çapında bir nitelik gösteren, milyonlarca sermayeyi çekip çeviren, dünyanın her köşesinde ‘şubeleri’, temsilcilikleri ajanslarla ilişkileri bulunan bir tröste karşı rekabet etmek zorluğu apaçık ortadadır. Ne var ki, dünyanın iki güçlü tröstü arasında bu şekilde paylaşılması, gelişmenin eşitsizliği, savaşlar, iflaslar gibi nedenlerle güçler arasındaki denge bozulduğu taktirde yeni bir paylaşıma gidilmeyecek anlamını taşımamaktadır” diyerek “denge”nin ne kadar oynak olduğunun altını çizer.

Emperyalistler arası “denge” denilen şey -buna savaş dışındaki paylaşım yöntemleri demek daha doğrudur-, günümüz derin kriz koşullarında çok daha fazla hızlı bozulmaya adaydır. Söz konusu top ABD, Rusya, AB ülkeleri arasında çevriliyor gibi gözükse de, Asya-Pasifik’e baktığımız zaman, Çin’in Kuzey Kore, Japonya ve Amerika rekabetinde ciddi bir unsur olduğu ortadadır. Dolayısıyla büyük güçler arasında kaynaklara ulaşım ve paylaşım rekabeti çok daha fazla artacaktır.

ABD’nin Rusya’yı “masada markaja almak istemesinin“ Ortadoğu’daki savaşla da birebir ilişkisi bulunmaktadır. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve IŞİD ile Mücadele Koalisyonu Temsilcisi James Jeffrey;

ABD’nin Suriye’de askeri varlığını devam ettireceğini ve amaçlarının Suriye’de savaşı Rusya için ‘çıkmaz haline getirmek’ olduğunu söylemesi gerçekte çok şey anlatmaktadır. ABD’nin Suriye’deki politikasının bölgedeki düşmanlarına baskı uygulamak olduğunu söyleyen Jeffrey, ABD’nin Ortadoğu’da da çıkmazda olduğunu haklı olarak hatırlatanlara da;

Burası (Suriye) Afganistan veya Vietnam değil. Burası (ABD için) bir çıkmaz değil. Benim işim bu savaşı Ruslar için bir çıkmaz haline getirmektir” ifadesiyle Rusya’yı hangi politikanın devamı olarak masada istediklerini gayet “açık sözlü” dillendiriyor.

İçte virüs salgını sırasındaki beceriksizlikleri ile iyice ayağa düştükleri yetmezmiş gibi, George Floyd‘un öldürülmesi ile sadece polis şiddeti ve siyahilerin öldürülmesine değil, neoliberal yıkım politikalarının tümüne biriken öfkenin günlerdir sokakları terk etmemesi ile de karizması yerlerde sürünen Trump şahsında ABD mali sermayesi için hiçbir şey virüs salgını öncesi gibi değildir/olmayacaktır.

İçte olduğu kadar dış politikada da çuvallamaya devam etmektedirler. Diğer iki gerilim noktası Rusya ile aynı ittifakta yer alan İran ve Kuzey Kore’yi yine sözümona “anlaşmalar” ya da “anlaşmaların bozulması” ile dize getirmeye çalıştığı da düşünülürse Rusya’yı masada hangi zeminlere çekmek ya da tartıştırmak istediği daha bir belirginleşir.

Çin ve Rusya’yla “kontrollü bir rekabet” ya da “Rekabeti kendi belirlediği kurallar içinde sürdürmek istemesi” bu iki rakibi ile anlaşmalarla paylaşım alanlarını kardeş payı edebileceği anlamına gelmiyor. Öne çıkan eğilim yine Suriye’de olduğu gibi bütün emperyalistlerin vampir gibi üşüştüğü savaşlar olacaktır. Ve bu noktada emperyalistlerin dalaşmaları deyip geçemeyeceğimiz, yine filler tepişirken Ortadoğu halkları başta olmak üzere savaşa müdahil olan bütün ülkelerin emekçilerinin acısını çekeceği biz çimenler ezilmek isteneceğiz.