AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan video konferans yöntemiyle katıldığı AKP Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında her yere kılıç sallamaya ve büyük başarılarından (!) dem vurmaya devam etti. 4. çocuğunu doğuran kızı Esra ve damadı Berat Albayrak’a sosyal medya üzerinden yapılan hakareti sindirememek de vardı konuşmasında. İşin bir yanını başkalarına yapıldığında ses etmezken (Başak Demirtaş, Canan Kaftancıoğlu ve kadın gazeteciler) kendi kızı ve damadına yapılanı sindirememek oluştururken diğer yanını da o tüccar kafasıyla bunu bile fırsata dönüştürme yaklaşımı oluşturuyordu. Ailesinin yaşadığı sarsıntıyı, uzun süredir hazırlığı yapılan sosyal medyanın susturulması operasyonunun vesilesi kılacak bu pragmatizmin hızını alamayıp “Niçin YouTube, Twitter, Netflix gibi sosyal medyalara karşı olduğumuzun ne demek olduğunu anlıyor musunuz? Bu ahlaksızlıkları ortadan kaldırabilmek için” demesiniyse İletişim Başkanı Fahrettin Altun, saldırı dozunu sabit tutarak düzeltmeye kalkıştı. Erdoğan’ın sosyal medya açıklamasının çarpıtılmaya çalışıldığını (kapatmak değilmiş!) belirten Altun ”Cumhurbaşkanımızın bu yaklaşımını baskıcı ve yasakçı bir kalıp içerisinde sunma çabaları beyhudedir” diyerek herkesin yüreğine su serpti!
Arkası tiyatronun MHP tarafından uzatılmasıyla geldi. İlk önce Bahçeli yüksek ahlak tahtından (!) konuşarak artık sosyal medyada paylaşım yapmayacağını söyledi. Arkasından milletvekilleri Bahçeli paylaşım yapıncaya kadar hesaplarını askıya alacaklarını açıkladı.
Bu gerici-faşist blok, bir anda “eylemci” oluverdi kısaca.
Erdoğan’ın son zamanlarda özellikle kültürel alana, toplumsal ilişkileri kesen konulara, bu konularla doğrudan ilişkili olan araçlara dönük bu saldırganlığı (elbette Kürt düşmanlığı, barolara yapıldığı gibi sivil toplumun çeşitli alanlarına dönük operasyonel hamleler, sınıfa dönük kıdem tazminatı saldırısıyla birlikte) yaşanan çok katmanlı krizin boyutlarını olduğu kadar, bu krizle hangi yöntemlerle baş etmeyi düşündüklerini de açıkça ortaya koyuyor.
İçerdeki sıkışmışlığını daha da katlaması pahasına “dışarda” işgalci-militarist politikalarla hareket eden ve bununla nefes alabileceğini sanan rejim, en küçük bir muhalif sese bile tahammül edilmeyeceğini her fırsatta hatırlatmak için elinden geleni yapıyor. Erdoğan o nobran tavrıyla bunun için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.
Bunun tercümesi de güçlülük değil, zayıflıktır, esneme yeteneğinin giderek kaybedilmesidir. Bir burjuva diktatörlüğü biçimi olan führerci tipte faşizmin tam da bu gerçek içinden oturtulmaya çalışıldığı, bu nedenle de aslında hem kendi içinde hem de toplumsal alanda yeni krizler yaratmasını eşyanın doğası gereği beklemek gerektiğini belirtmeye gerek yok.
Erdoğan’ın son günlerdeki hemen her konuşmasında dile getirdikleri, toplumsal dönüşüm ve farklılaşmaların kendi tabanını, özellikle de gençlik kitlelerini geniş ölçekte etkisi altına almış olmasını görmenin hırçınlığını da ifade ediyor. Her şeye saldırıyor ve sopa sallayarak bu gerçeği değiştirebileceğini sanıyor. Ya da mesela gençlere sufle edilen sorularla yaptığı programla her şeyi çözebileceğini sanacak bir kibirle körleşebiliyor. O programda takındığı “anlayışlı baba” rolüyle gönüllerini fethedip, gençleri “dindar ve kindar” nesil çizgisine getirebileceğini sanabiliyor.
Yanıtı bizzat OyMoyYok tepkisiyle aldıktan sonra hırçınlığı biraz daha artmış olacak ki bu sefer de “kültürel, manevi değerlerimizi korumalıyız” söylemini kendi tabanındaki en gerici katmana da seslenecek şekilde tırmandırmaya başladı. İlk önce LGBTİ+’leri gericilik birikimine hedef gösterdi. Tabanındaki çözülme ve toplumsal dönüşümden nasibini alma gerçeğine duyduğu düşmanlığı, onu tümüyle olmasa bile en gerici çekirdeğiyle ajite edebileceği noktalardan sarsarak durdurabileceği beyhude sanısıyla hareket etmeyi sürdürdü.
Ayaklarının altından kayan zeminin (özellikle gençlik ve nispeten işçi sınıfı kitleleri özgülünde) geleneksel Anadolu muhafazakarlığından farklı olarak daha sorgulayıcı, farklılıkları kabul etmeye daha açık çizgiler kazanıyor olmasının öfkesiyle konuşmaya devam ediyor Erdoğan. Bu noktada sosyal medya dünyadaki benzerleri mesela Trump gibi onun da baş düşmanlarından biri oluyor. Bu mecranın, tüm TV ve gazetelerin bir havuzda toplanıp, tek ses haline getirildiği bu koşullarda alternatif bir adrese dönüşmesi, geniş kitleleri toplumsal nabzın parçası haline getirmesi, saklanan pek çok gerçeği görünür kılması, katmanlı kriz birikimiyle boğuşan rejim açısından lanetli bir gerçeği ifade ediyor.
Giderek ahlaki-kültürel anlamda düşkünleşmenin pekçok özelliğini gösteren bir çekirdeğe dayanmaya doğru gerilemesi süren AKP’nin ve genel olarak mevcut iktidar blokunun sıkıca tuttuğu yegane şey, saldırı, saldırı, daha fazla saldırıdır.
Toplumsal gericilik birikiminin daha fazla kışkırtılmaya çalışılması, bunun için hiçbir fırsatın kaçırılmamasıdır.
Buna dönük hazırlıksa; işçi ve emekçilerin geniş kesimlerinde düzeyi-niteliği farklı olsa da başlayan sorgulamaların derinleştirilmesini hedefleyen bir örgütlenme seferberliğidir. Mesela kıdem tazminatına dönük saldırganlığın sınıfın gövdesinde yarattığı dalgalanmalara yön kazandıracak örnek duruşlar yaratabilmektir. İlerici-demokratik güçlerin bu noktada güçlerini ortak bir yaklaşımla seferber edebilmeleridir. Kıdem tazminatının gaspının sınıfta yarattığı dalgalanmayı “vatan-millet-ahlak-maneviyat, gençlerimiz, aile, örf” gibi demagojik tiratlarla başka bir rotaya sokmaya çalışanlara geçit vermeyecek bir seferberlik halidir. Burjuva iktidar blokunun canını fena halde sıkan gençlikteki, kadınlardaki birikmiş dinamiklere ulaşabilmek, AKP’nin paramiliter hazırlıklarına dönük en başta kafa açıklığına sahip olmak, bu açıklığı kitlelere doğru genişletecek bir söylem ve pratik geliştirebilmektir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!