Depremi bile şova dönüştürmek size mahsustur!



Tarım ve Orman Bakanı Ekrem Pakdemirli bir enkazın tepesindeki AFAD görevlisinin elindeki telefonu teklifsizce alarak TV’ler önünde şov yaparken dayanışma ve duyarlılıktan ne kadar uzak bir sınıf olduklarının bir fotoğrafını daha verdi, Bu incelik işçi sınıfına mahsustur!


Dayanışma ve duyarlılık tevazuuyla özdeşleşen kadim kavramlardır. Halkın acıları da dahil aklımıza gelebilecek her konuyu-değeri siyasi reklamın aracı olarak görüp yozlaştıran burjuva politika ve onun cisimleşmiş ifadesi olan siyasetçileri tarafından ağza alındıkları anda çürürler. İnsanın en umutsuz anlarını bile sıcaklığıyla dağıtacak bir anlamı ifade ederlerken, burjuvazi ve onun siyasi temsilcilerince dillendirildikleri ya da bir gösteri olarak sergilendikleri anda durdurulamaz bir mide bulantısına neden olurlar. Tıpkı şu ana kadar tespit edildiği kadarıyla 12 insanın hayatını kaybedip, en az 522’sinin de yaralandığı İzmir’deki deprem enkazlarını bir basın ordusuyla dolaşan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin naklen yayınlanan görüntülerinde daha doğrusu şovunda olduğu gibi.

Görüntülerde deprem yıkıntıları arasında basın ordusuyla dolaşan Pakdermirli aniden çöken 8 katlı binada kurtarma çalışmaları yürüten AFAD görevlilerinin yanına fırlıyor. Bir kadın görevli enkaz altında kalan kadını telefonla yönlendirmeye çalışırken, Pankdemirli hiçbir şey söylemeden görevlinin elindeki telefonu kapıveriyor. Bu arada yönünü kamera ışıklarına döndürmeyi ihmal etmeyecek bir gösterişçilikle enkaz altındaki kadınla konuşuyor. En şefkatli, en duyarlı sesiyle… Havuz medyası Pakdemirli’nin bu gösterisini ballandıra ballandıra anlatarak bir PR çalışmasına dönüştürmeye çalışıyor. Belli ki gösteri öncesinde senaryo birlikte hazırlanmış.

Fakat bu irrite edici senaryo her yanıyla mide bulandırmak dışında bir anlam ifade etmiyor. Pakdemirli’nin işini yapan AFAD görevlisinin elinden devletin gücünü gösterircesine teklifsizce telefonu kapmasından, yönünü hemen spot ışıklarına döndürmesine kadar her davranış “dayanışma da duyarlılık da size ne kadar uzak!” tepkisi dışında bir söz bırakmıyor.

Öte yandan depremde açığa çıkan başka gerçekler de bu barbarlık düzeninin o kanemici karakterinin simgesi olarak tarihe geçmeyi hakkediyor. Yüzlerce işçi korona olduğu halde “çarklar dönsün de ne olursa olsun” dışında bir şey düşünmemesiyle gündeme gelen Vestel’de ya da Çiğli’nin diğer fabrikalarında olduğu gibi…

Hemen hepsinde depremin hissedildiği bu fabrikalarda sadece 10 dakikalık bir moladan sonra işçileri çalışmaya zorlandı. Ne onların yaşadıkları tedirginlik umursandı ne de devam eden artçıların yarattığı riskler… Varsa yoksa çarkların dönmesi! İşçi mi? Emeğinin bilmem kaçta kaçının karşılığı ücretle ödenen bir köleden başka ne anlam taşır ki patronlar için? O ücretin her saniyesini hakketmelidir ne de olsa!

Her konuyu kar ve rant odağından gören burjuvazi ve siyasi temsilcileri o çürüdükçe çürüyen sınıflarının dili ve ruhuyla konuşuyor, eyliyorlar.

İşçi sınıfı ve emekçiler de öyle. Onlar herhangi bir siyasi rant ya da maliyet hesabı yapmaksızın birbirlerinin acılarına dokunmayı doğal bir refleksle yerine getirirler.

O enkazın altında kalanların kendileri gibi yoksul işçi ve emekçiler olduğu bilinci ve samimiyetiyle hareket ederler. Dayanışma ve duyarlılığın özdeşleştiği bir incelikle… İzmirli emekçiler birbirlerine kapılarını açar, ihtiyacı olanların yardımına koşmayı doğal bir görev olarak yerine getirirken, Somalı madenciler hiçbir hesap yapmaksızın yıllarca ciğerlerini yiye yiye edindikleri mesleki deneyimlerini göçük altında kalan sınıf kardeşlerini kurtarmaya hasrederler. Şantiyelerin tozunu yutmuş inşaat işçileri sendikaları aracılığıyla İzmir’deki işçi kardeşlerini kurtarma çalışmalarına davet ederler.

Her şey sınıf karakterinin doğallığıyla gerçekleşir. Mütevazı olanaklarıyla pratiklerini duyurmayı bile dayanışma ve desteğin güçlenip, pekişmesi için yaparlar.

Dedik ya kadim kavramlar olan dayanışma ve duyarlılık tevazu-incelik gerektirir. Bu da aklımıza gelebilecek tüm değerleri metalaştıran bir sınıfa fersah fersah uzaktır. Onun karşısındaki sınıfın bilincini alanlar içinse ekmek ve su kadar doğal ve aynı zamanda çoğaltılması-büyütülmesi gereken bir pratiktir.