Adına “başkanlık sistemi” denilen Hitlerci faşizmin inşasının hızlandığı bir dönemin en önemli aktörlerinden biri haline gelen/getirilen ve devletin kullandığı aparatlardan biri olduğu anlaşılan çete lideri Sedat Peker’in ifşaatları devam ederken, günlerdir suskunluğunu koruyan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün konuştu. Bahçeli’nin açtığı yoldan yürüyen Erdoğan, Peker’in ifşaatlarının en yakın adamı ve kasası-kara kutusu olarak bilinen Binali Yıldırım’a dolayısıyla aynı zamanda kendisine kadar ulaştığını görmüş olmanın yarattığı bir itilimle Yıldırım ve Soylu’yu sahiplendi. Günlerdir kendisinden “abi” diye bahseden Peker’in itiraflarını, o da Soylu gibi bir komplonun parçası olarak tarif etti. Anlaşıldığı kadarıyla bu çıkışında, önceki gün kendisi için özel program yaptıran ve gazetecilerin soru sormasına fırsat vermeyerek hemen her konuda top çeviren Soylu’nun laf aralarına sıkıştırdığı tehditlerin de payı büyüktü. Soylu o programda “bir bakanın oğlunun evinden çıkan para sayma makinesi”nden söz ederek 17-25 Aralık 2013’teki “sıfırlama” olaylarına gönderme yapmıştı.
Sonuçta patlayan lağımın arka planında dönen kirli pazarlıklar, şantajlarla işleyen süreç, Soylu’nun tehditleriyle bir anlaşmayla sonuçlanmıştı. Soylu “Kellemi alırsanız tuğlaları çekerim” demiş ve ateşin evine ulaştığını anlayan Erdoğan’a bu açıklamayı yaptırmıştı.
Fakat mesele sadece bu da değildi. Her yerinden pislik akan, debelendiği krizin derinliği her olayla netleşen faşist rejim ve üzerine oturduğu koalisyon, bu işin içinden ancak dişlerini göstererek çıkabileceğini düşünmüş olmalı. Pislik kafa seviyesine ulaşınca zeytinyağı gibi su yüzüne çıkmaya çalışmak, tehditler savurmak, zorbalığa başvurmak dışında bir seçenek de kalmaz zaten. Erdoğan’ın bugün “güçlü lider” imajı çizerek kürsüden yaptığı konuşma da özünde böyle bir konuşma oldu.
İşi, muhalifi Meral Akşener’i bir çete lideri gibi tehdit edecek kadar ileri götürdü. Peker’in barış akademisyenlerini tehdit ederken kullandığı jargonu kullanmadı belki ama onun yokluğunda boşluğunu bir burjuva parti lideri olan Akşener’i açıktan tehdit ederek, tarihsel gericilik birikimini kaşıyarak ve o gericilik birikiminin hedefi haline getirerek doldurmuş oldu.
Akşener’i tehdit ederken aslında tüm bir toplumsal muhalefet dinamiklerine, direniş odaklarına da aynı şekilde tehdit salmış oldu.
Erdoğan’ın Akşener’in Netanyahu benzetmesinin ardından Rize’de karşı karşıya bırakıldığı provokasyona gönderme yaparak, “Yine dua et ki gelin hanıma çok ileri gitmeden bir ders verdiler. Bu da Rizelinin edebini, adabını gösterir. Çayeli’nde de gerekeni yaptılar. Trabzon’a geçmeye kalktın, uçağa binip döndün. Daha neler olacak, neler. Bunlar iyi günler. Bu ülkede ahde vefa diye bir şey var. Ahde vefa olmazsa bu millet affetmez” demesi aynı zamanda rejimin saldırı politikalarında yeni bir sıçrama noktasına geçtiğinin de ifadesi oldu. Nitekim Erdoğan’ın bu tehdidi anında yanıt da buldu.
Muğla Fethiye’de Din Kültürü öğretmeni Yunus Taşkıran’ın Erdoğan’ın Soylu’ya destek açıklamasının ardından silahlı fotoğrafını paylaşarak, “Biz de senin emrindeyiz Aga. 600 Metreden nokta atışı” diye yazması bu konseptin ucunun nerelere kadar dayanabileceğini açıkça gösteriyor.
Peker’le patlayan lağımın daha saldırgan bir savaş konseptiyle kapatılabileceği, muhaliflerin ancak yaratılacak “korku iklimiyle” dizginlenebileceği yaklaşımıyla hareket eden rejim ve temsilcilerinin yapabileceği son şey böylesi bir gericiliği şahlandırmaktır. Fakat bunun da sonu yoktur!
İşin içinden sıyrılmalarının o kadar da kolay olmadığını anlamalarıysa zor olmayacaktır. Bu yırtık artık dikiş tutmaz haldedir. İşçi ve emekçilerin de artık o vatan-millet-milli-makbul söylemlerine karnının tok olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!