Çekin pis ellerinizi çocukların üzerinden!



Kadınlar ne olursa olsun bir biçimde karşı çıkıyor, ses çıkarıyor… Oysa çocuklar öyle mi?!. Korkudan, kaygıdan, bilgisizlikten, deneyimsizlikten yaşadıklarını isimlendiremeyen çocuklar kimbilir neler yaşıyor. Şimdi bu istismarı ömür boyu sürecek hale getirmeye, bunu yasal bir kılıfa sokma çabası sergileniyor.


Kadın, çocuk, aile… Çıkarılmak istenen yasalar, aylarca bu hassas alanlarda ısrarla top çevirme, raflardan özenle indirilen, fazla rahatsızlık yaratmayacağı düşünülen yasa taslakları… Hiçbirisi yeni değil ve hiçbirini birbirinden ayrı değerlendiremeyiz.

Kadını yazılı yazısız yasalarla boyunduruk altına alma, iradesini kırıp hayatı üzerinde hiçbir tasarrufta bulunamaz hale getirme, bu “başarılamadığında” canını alma erkek egemen zihniyetin tezahür ve işleyiş biçimi. Taciz, tecavüz, çocuk istismarları da öyle ve her gün tanık oluyoruz ki hız kesmeden sürüyor. İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı çekilme kararı bu yasal makyaja da artık gerek duyulmadığını gösteren çarpıcı bir deklarasyon oldu.

Kadına ve çocuğa dönük saldırganlık, çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştırma çabası, çocuk evlilikleri savunusu öncesi de bir yana, 20 yıldır çeşitli biçimlerde ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Bunu son örneği TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırması Komisyonu’nda Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan’ın çocuk istismarını savunan ifadeleriyle gündeme geldi ama bununla kalmadı. Ardından AKP Milletvekili Abdullah Güler, çocukları cinsel istismara maruz bırakan faillerin affedilmesini istedi utanmadan. Oysa TÜİK’in 2016 verilerine göre Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı son 10 yılda 3 kat arttı. 250 bin çocuk istismara maruz bırakıldı. İHD’nin 2018 raporunda ise Türkiye çocuk istismarında dünyada 3. sırada.

Daha birkaç gün önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Derya Yanık, şiddetin ‘tolere edilebilir’ olduğuna dair inciler döktürmüştü. Kadın cinayetlerinin ‘bu düzeyini tolere edebiliriz’ diyerek kadın katillerine salınmış bir nevi motivasyon mesajıydı.

Yeni bir tarih yazımı

Her şeyi tepetaklak eden Aslan, 15 yaşındaki nikahsız cinsel ilişkilerin yasal olduğunu yumurtlayıverdi. Gönlünden geçenleri gerçekmiş gibi sunmaya çalıştı. “Yalnızca şiddete uğrayan kişinin değil şiddet uygulayan kişinin onuru da gözetilmeli” diyerek hükmünü verdi: “15 yaşında nikâhsız cinsel ilişkiler yasal iken nikâhlı birlikteliklerin suç olması insan haklarına aykırı.”

Kadın düşmanı iktidarın kadın düşmanı görevlisi Aslan, şiddet faillerinin yani potansiyel kadın katillerinin de korunması gerektiğini, şiddet uygulayanların onurunun gözetilmesi gerektiğini de söyleyebildi. Her konuştuklarında literatüre yeni bir şey ekliyorlar! “Şiddet uygulayanların onurunun gözetilmesi” kavramlaştırması, bu pislik çukurunu savunmak ve gerekçelendirmek için dahi olsa belli ki daha önce akıllarına gelmemişti.

Tablonun kafalarda bütünüyle canlanması, bu gerici erkek egemen saldırganlığın bütün yönleriyle görülebilmesi için Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan’ın konuşmasının ilgili bölümlerini alıntılıyoruz:

“Erken yaşta evliliğin yasal olmaması insan hakları ve eşitlik ilkesine aykırıdır

Gençlerin cinsellik hakkı savunulurken dini hassasiyetleri olan gençler de gözetilmelidir. Akran cinselliği adı altında nikâhsız birliktelikler teşvik edilirken ve 15 yaşında nikahsız cinsel ilişkiler yasal iken nikâhlı birlikteliklerin suç olması insan hakları ve eşitlik ilkesine aykırıdır. İnanç ve medeni hâl temelli ayrımcılıktır. Erken yaşta evlilik ile zorla evlilik birbirinden farklıdır. Zorla evlilik hangi yaşta olursa olsun suçtur. Erken yaşta evlilik ise, yaşa göre hukuki niteliğini değiştirir. Bu nedenle, erken yaşta evlilik tanımlanmalı ve hangi yaş aralığını kapsadığı belirtilmelidir.

Bir kadın öldürüldüğünde bir kocaya, bir babaya, bir çocuğa, bir ağabeye zarar verilmiş demektir

Esasen, erkeğin erkeğe yönelik şiddeti ile erkeğin kadına yönelik şiddeti arasında insan onuru ve yaşam hakkı bakımından bir fark yoktur. Bir kadın öldürüldüğünde bir kocaya, bir babaya, bir çocuğa, bir ağabeye zarar verilmiş demektir. Aynı şekilde, bir erkek öldürüldüğünde bir kadının kocası, babası, oğlu veya kardeşi öldürülmüş demektir.

Şiddetin önlenmesi için helal beslenmeye özen gösterilmeli

Yenilen gıdalar ve beslenme alışkanlıklarının şiddet davranışlarının oluşmasında etkisi olduğundan sağlıklı ve helal beslenmeye özen gösterilmelidir. Arap atasözü der ki; ‘Siz yediklerinizin ve içtiklerinizin çocuklarısınız.’  ‘Helal süt emmiş.’

İnsan fıtratına aykırı sapkın ilişkilerin belli çevreler tarafından kasıtlı şekilde meşrulaştırılmaya çalışılmakta

Sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamak adına toplumun temeli olan aileyi koruyacak ve güçlendirecek adımların atılması, evliliğin ve aile kurmanın teşvik edilmesi gerekmektedir. Evlilik oranları azalırken boşanma oranları ve nikahsız beraberlikler artmaktadır. İnsan fıtratına aykırı sapkın ilişkilerin belli çevreler tarafından kasıtlı şekilde meşrulaştırılmaya çalışılması aile kurumuna yönelik ana tehditler arasında yer almaktadır. Sağlıksız bir ailede kadının, çocuk ve yaşlıların şiddet görmesi riski yüksek olduğu gibi, evlilik dışı ilişkilerin yaşandığı hallerde kadın çok daha fazla riske açık hale gelmektedir. Evlenmeksizin birlikte yaşama, toplumsal değerlerimizle bağdaşmadığı gibi kadının şiddete ve farklı şekilde mağduriyetine neden olabilmekte; kadın ve çocuk hakkı ihlalleri öncelikli olmak üzere, birçok sosyal ve psikolojik problemleri de beraberinde getirmektedir.

Annelik özendirilmeli

Cinsel istismar suçu ile erken evlilik suçu ayrıştırılmalı, erken evlilik suçu ayrıca değerlendirilmelidir. Ev hanımları, takdir gördükleri, sosyal güvenceleri arttırıldığı zaman çok daha verimli ve huzurlu bir aile ve sosyal hayat mümkün olabilir. Bu sebeple, annelik özendirilmeli, evde emek harcayan ev hanımlarının sosyal güvenceleri arttırılmalı, sürekli eğitim ve verimli sosyal yaşam fırsatları sağlanmalıdır.

Sınırsız özgürlük anlayışı aileye tehdit

Özgürlükler sınırsız değildir. Sınırsız özgürlük anlayışı aileyi tehdit eden en önemli hususlardan biridir. Toplumsal yaşamda ve yayın hayatında haya, iffet, sadakat gibi değerlere, mahremiyet ve özel yaşama saygı hakkına sahip çıkılmalıdır, Yayınlarda aileyi ve mutlu evlilikleri özendiren sahneler mecbur tutulmalıdır.”

İstismarı savunmak “helal”, hatta zorunlu

TİHEK Başkanı’nın ardından TBMM Adalet Komisyonu’nun AKP’li üyesi Abdullah Güler de çocuk yaşta zorla evlendirilmeyi savundu.

Kadınlar ne olursa olsun bir biçimde karşı çıkıyor, ses çıkarıyor… Oysa çocuklar öyle mi?!. Korkudan, kaygıdan, bilgisizlikten, deneyimsizlikten yaşadıklarını isimlendiremeyen çocuklar kimbilir neler yaşıyor!.. Şimdi bu istismarı ömür boyu sürecek hale getirme, bunu yasal bir kılıfa sokma çabası sergileniyor.

Ceza ve Güvenlik Tedbirleri İnfazı Hakkında Kanun’da değişiklik öngören teklifin Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında Güler’in, TCK’nin ‘çocuğun cinsel istismarı’ hükümleri kapsamında cezaevine giren ancak aralarında evlilik ilişkisi kurulan kişilerin affedilmesi yönünde gerici bir saldırganlığı dillendirdi. Çocukların istismar edilmesini engellemek işlerine gelmiyor, böyle bir kaygıları da ufukları da yok. Ömür boyu istismara alan açmak ve bunu yasal yollarla sağlamak zamanın ruhu gereği onlara itibar ve imkan yaratıyor! Bunun adı “çocuğun nitelikli cinsel istismarına af düzenlemesi”dir!

Osmanlı’da oyun çoktur, eh bunlar da Osmanlı’nın torunları… Öyle geçiremedikleri bir yasal düzenlemeyi şöyle sokmayı deniyorlar. Onlar denemekten yorulmuyor, sokakları terketmeyen kadınlar da “Hayır” demekten bıkmayacak!