Erdoğan’ın “Ülkemiz, iş kurma ve iş yapma açısından oldukça cazip bir mevzuata sahip” diyerek uluslararası sermayeye pazarladığı şeyin ucuzun da ucuzu işgücü olduğu apaçık ortada. Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu (PPK) da Erdoğan’ın bu pazarlamasına paralel olarak politika faizini 200 baz puan indirerek yüzde 18’den yüzde 16’ya çekti. PPK kararının ardından dolar, 9,40’ı aştı. Bunun manasının ne olduğunuysa çarşı-pazarda cepleri yakıp kavuran fiyat artışlarından ve yerinde sayan ücretlerden biliyoruz.
Bu faiz indiriminin kendi içinde birkaç anlamı olduğunu biliyoruz. Bunlardan biri, girilen seçim sath-ı mailinde düşük faizli krediler dağıtarak piyasanın canlandığı, dolayısıyla tüketimin belirli bir dengede tutulduğu izlenimi yaratmak: Kriz miriz yok safsatası!.. Sonuçta halkın gerçek gelir düzeyi ve yüzde 50’lere dayanmış enflasyonla birlikte düşünüldüğünde kötü bir illüzyonun ötesine geçemeyeceği açık.
Faiz indirimiyle daha da ucuzlayan işgücü ve değer kaybeden varlıklar uluslararası sermaye için çekim gücü oluşturacak sanıyorlar, daha doğrusu böyle pazarlıyorlar: Yatırımlar artacak, döviz girişi hızlanacak, ekonomi canlanacak!.. Dünya genelindeki yapısal krizle birlikte düşündüğümüzde -ki emperyalist metropollerde de enflasyonun yükseliyor- bunun da en fazla yerli ve uluslararası spekülatörlere yarayacağı ortada.
“Yatırım çekiyoruz” beklentisinin kışkırtılması üzerinden hedeflenen politik sonuçlara ulaşmalarıysa yaşamın gerçeklerine aykırı bir beklenti olarak kalmaya mahkum. Keza dünyanın hali ortada, yatırım çekseler işçi ve emekçilere dayatacakları emek sömürüsü cehennemi de cabası.
Faiz indiriminin en çok kime yarayacağıysa malum: Burjuvazinin iktidar yandaşı olan ve büyük çoğunluğu ihracata dönük, düşük maliyetli (yoğun emek sömürüsüyle yani!) üretim yapan kesimleri bunların başta geleni. Maden-inşaat-turizm patronları, yüksek kredi borçları olan yandaş patronlar, parayla para kazanan asalak cenah… Bu arada o yandaşlara yaptırılan ve dövizle ödeme taahhüdü bulunan birçok köprünün, otoyolun, hastanenin varlığını düşündüğümüzde, yükselen döviz kurlarının bu patronlara ve dolayısıyla iktidarın yandaşları üzerinden bizzat iktidar güçlerine yarayacağı açık.
İşçi ve emekçilerin hayatını daha da cehennemleştirecek bu politikaları Merkez Bankası’nın bağımsız olup olmamasıyla açıklamaksa en hafif ifadeyle cahillik değilse, sistem krizinin ve burjuvazi içi yarılmaların boyutlarını gizleyen bilinçli bir manipülasyondur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!