İşçinin cenazesi yerdeyken patronun ilk aklına gelen!



İlerlemiş yaşa rağmen yüksek tempoda çalışan işçilerin ülkesi burası. İş cinayetlerine davetiye çıkarmak patronların umurunda bile değildir. Onlar için önemli olan işin yürümesi, kar oranlarının kesintisiz olarak yükselmesidir. Maliyet hesaplarıyla basit önlemler alarak önleyebilecekleri iş cinayetleri için kıllarını kıpırdatmazlar. Sözümona onları denetleyecek devlet kurumları da yanlarındadır ne de olsa… İşçinin yaşı, hastalıkları, çalışma temposunun buna …


İlerlemiş yaşa rağmen yüksek tempoda çalışan işçilerin ülkesi burası. İş cinayetlerine davetiye çıkarmak patronların umurunda bile değildir. Onlar için önemli olan işin yürümesi, kar oranlarının kesintisiz olarak yükselmesidir. Maliyet hesaplarıyla basit önlemler alarak önleyebilecekleri iş cinayetleri için kıllarını kıpırdatmazlar. Sözümona onları denetleyecek devlet kurumları da yanlarındadır ne de olsa… İşçinin yaşı, hastalıkları, çalışma temposunun buna uygun olup olmaması gibi dertleri olmaz.

Her türlü insani değerden azade olan sermaye denilen canavarın somut gerçekliği, kimi yaşanmışlıklarla daha da açık hale gelir. Bir beton firmasında mikser sürücüsü olarak çalışan 61 yaşındaki Nusurettin Akçay’ın çalışırken kalp krizi geçirmesi ve sonrasında yaşananlar onun bu gerçekliğinin tipik yansımasıdır.

Soma’da ortalık duman içindeyken bile işçileri “hadi, hadi” diyerek son ana kadar çalıştıran bu sermaye, Akçay’ın ölümünden sonra da aynı sınıf refleksleriyle hareket etti. Nusurettin Akçay, beton mikserinin direksiyonunda kalp krizi geçirdi. Kontrolden çıkan mikser, park halindeki 3 araca çarptıktan sonra durabildi. Kim bilir bu yaşta nasıl bir iş temposuyla çalıştırılıyordu. İşin bir yanını bu oluştururken diğer yanını da daha cenazesi yerdeyken mikserdeki betonun başka bir araca yüklenmesiydi. İşçinin ölmüş olması, cenazesinin yerde olması umurlarında değil. Umurlarında olan mikserdeki harcın üretimin devamı için hızla taşınmasıdır.

Böyle kanlı, böyle vampir bir asalaktır sermaye. İşçinin bırakalım insan olmasını basit bir makine kadar bile değeri yoktur. Makineye yatırdığı sermayenin aşınması kaygısı taşırken, ücretle çalıştırdığı işçinin canının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Yeter ki işi yürüsündür! Bir işçi ölür yerini bir başkası alır ne de olsa.

Sadece kâr oranlarının yükselmesi derdi taşıyan bu vampir, hayatta kalmasının yegane kaynağının canlı emek olduğunu bilir. Ama canlı emeğin karşılığı ertesi gün üretimi sürdürmesine yetecek bir ücrettir sonuçta, sabitesi yoktur, biri gider başkası gelir!

“Vampir gibi ancak canlı emeği emerek hayatta kalan ve ne kadar fazla canlı emek emerse o kadar uzun yaşayan” bu “ölü emeğin” dünyadaki soğuk nefesi kesilmedikçe bu hikaye böyle uzar gider. Tepkiler ahlâki olmaktan çıkıp sahici bir sınıfsal duruşa dönüşmedikçe…