Emperyalistlerden “saldırabilirsin ama aşırıya kaçma” açıklamaları!



ABD, Rusya ve AB’li emperyalistlerin amiral gemisi Almanya, Türkiye’nin İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısını BM’nin 51. maddesine gerekçe yaparak Güney Kürdistan ve Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına girişmesine ilişkin açıklamalar yaptı. Her açıklama emperyalistlerin çıkar ve güç dalaşındaki hesaplarının yeni bir itirafı oldu. Rusya saldırın ama “aşırı askeri güç kullanmaktan kaçının” manasına gelen bir açıklama yaptı, üstelik …


ABD, Rusya ve AB’li emperyalistlerin amiral gemisi Almanya, Türkiye’nin İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısını BM’nin 51. maddesine gerekçe yaparak Güney Kürdistan ve Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına girişmesine ilişkin açıklamalar yaptı.

Her açıklama emperyalistlerin çıkar ve güç dalaşındaki hesaplarının yeni bir itirafı oldu. Rusya saldırın ama “aşırı askeri güç kullanmaktan kaçının” manasına gelen bir açıklama yaptı, üstelik kontrolünde olan bölgelerde hava sahasını açtığı halde “bize önceden bilgi verilmedi” dedi. ABD’nin hem Savunma hem de Dışişleri bakanlıklarından yapılan açıklamalarda da aslında ve özet olarak oradaki varlığını tehdit etmeyecek sınırlarda bir saldırıya olur verildi. Öne sürülense IŞİD’le mücadelenin sekteye uğratılmaması oldu. Almanya ise Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burger’in yaptığı açıklamayla İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırıya işaret ederek, saldırıda PKK ya da PKK’ye yakın grupların sorumluluğuna dair eldeki işaretleri ‘son derece ciddiye aldıklarını’ belirtildi. Ancak Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın 51’inci maddesi uyarınca ‘meşru müdafaa hakkının misilleme hakkını içermediğini’ vurguladı. Yani hak verdi ama diğerleri gibi “aman kontrollü olsun” demek istedi. Bu arada Dışişleri Bakanı koşa koşa Türkiye’ye geldi.

Hava saldırısının üzerinden 2 gün geçtikten sonra yapılan bu açıklamalar faşist rejimin herbiri ayrı bir çıkar hesabıyla hareket eden bu emperyalist odaklardan şimdilik sınırları çok da belli olmayan bir “olur” aldığının itirafı gibidir. O sınırların hava saldırılarının karadan yapılacak işgal harekatına doğru genişlemesi için rejimin her şeyi yapacağı, elindeki tüm kozları masaya süreceği açıktır. Dünyayla oyun hamuru gibi oynayan emperyalistleri, bölge gericiliklerini ve faşist rejimi durduracak yegane güç işçi ve emekçilerin bu haksız ve kirli savaşa, işgal girişimine alacakları tutumdur.

Keza bu saldırganlık emperyalistinden bölge gericiliklerine kadar hemen hepsinin Kürt halkının tarihsel kazanımlarının dağıtılması-gasp edilmesi noktasında vardıkları zımni ortaklıktan beslenmektedir. Türkiye, çıkar çatışmalarının keskinleştiği bu koşullarda stratejik konumu başta olmak üzere elinde bulunan başka kozları da kullanarak kendisine alan açıyor, bunun için kendi halkını katledecek kirli politikalar dahil her yola başvuruyor. Böylece hem Kürt fobisi hem yayılmacı hayaller hem de içerde derinleşen ekonomik, siyasi, toplumsal krizi Kürt düşmanlığı üzerinden köpürtülecek şoven histeriyle yönetmek, iktidarın bekasını kan ve savaş politikalarıyla sağlamak istiyor.

Bu saldırıyı da büyük bir tantanayla “güçlü devlet” portresine dönüştürmeye çalışıyor. Tel tel döküldüğü, gerçek bir kriminal odağa dönüştüğü apaçıkken; saldırganlıkla, güç gösterileriyle imaj tazelemeye çalışan bir rejim var karşımızda. Masadaysa Kürt halkının kanı duruyor. Dahası kendi sivil vatandaşlarının gözünü kırpmadan katledildiği karanlık senaryolar!

Dünya alem biliyor ki bu “güçlü devlet” emperyalistlerden olur almadan bu işe girişmedi. Keza mayıs-haziran aylarından beri sınıra yığınak yapıp “bir gece ansızın gelebiliriz” gibi son derece laubali savaş naraları atan faşist rejimi aylardır emperyalistler gemliyordu. “Bir gece ansızın gidebilmesi” için önce onların onayı ve olurunu alması gerektiği gerçeği netleştikçe naralar da daha düşük tonda atılmaya başlamıştı. O arada Rusya Suriye yönetimiyle görüşülmesini salık vermiş, yılların ‘Esed’i yeniden ‘Esad’ olmaya başlamıştı. Elbette Kürt halkının tarihsel kazanımlarının gaspı konusunda aynı telden çalmaları kurulan masaların önemli kesişme noktasıydı ve bu pazarlıklar devam ediyor. Muratları, Kürtlerin Rojava’daki kazanımlarından vazgeçip Esad rejiminin sınırlarına çekilmeleri!

ABD’li emperyalistler cephesinde de mesele rakiplerinin yayılmalarını engellemek, alanlarını tutmak meselesidir. Rusya’nın-İran’ın Suriye’deki konum ve güçlerini kontrol altında tutmak… AB’liler ise Türkiye’nin aynı zamanda enerji ve tahıl koridoru ya da göç dalgalarını tutan adres olması kozunu görerek hareket ediyor. Herbiri, özellikle de Alman silah tekelleri için taşıdığı anlam ise işin diğer yönü.

Türkiye’yle Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı yeni dengeler, NATO’nun İsveç ve Finlandiya’yı da içine alarak hegemonya alanını genişletmesindeki sürtünmelerin aşılması başta olmak üzere birçok konunun masada olduğu açık.

Kısacası o “büyük devlet” portresinin arkasındaki gerçek elindeki kozları en kirli yöntemleri de kullanarak muhataplarına karşı kullanıp izin dilenen bir güçtür.

Bu gücü de, çıkarları için her şeyi yapacak emperyalist vampirleri de durduracak yegane şeyse dün olduğu gibi bugün de dünya işçi ve emekçilerinin, ezilen halklarının, demokratik-ilerici muhalefetinin göstereceği tepkilerdir.