Pazartesi, 29 Haziran 2026

Çocuk istismarı ‘siyasetin konusu değildir’, öyle mi?!



Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Ziya Gümüşel’in 6 yaşındaki kızını 29 yaşındaki tarikat üyesiyle “evlendirdiği” ve çocuğun o yaştan itibaren yıllarca sistematik istismara uğradığı korkunç gerçeğine ilişkin ağzını açtı ve “Çocuk istismarı, çocuğa yönelik istismar vakaları siyasetin konusu değildir. Bunlar son derece insani ve her toplumda karşılaşılabilecek …


Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Ziya Gümüşel’in 6 yaşındaki kızını 29 yaşındaki tarikat üyesiyle “evlendirdiği” ve çocuğun o yaştan itibaren yıllarca sistematik istismara uğradığı korkunç gerçeğine ilişkin ağzını açtı ve “Çocuk istismarı, çocuğa yönelik istismar vakaları siyasetin konusu değildir. Bunlar son derece insani ve her toplumda karşılaşılabilecek konular. Bunu toplumsal bir mesele olarak kabul edip nasıl üstesinden gelebiliriz buna bakmamız lazım” dedi.

Yanık’ın da belirttiği gibi normal koşullarda çocuk istismarı gibi korkunç bir suç, siyasetin konusu olmamalı, toplumsal bir sorun olarak hep birlikte üzerine gidilmeli, devlet de bu suçu en ağır biçimde cezalandırarak bu toplumsal tutuma destek vermelidir.

Fakat Türkiye’de öyle mi?! Her konuda olduğu gibi bu konuda da mide bulandırıcı bir siyasallaşma var. Bu siyasallaştırma, istismarı adeta doğallaştırıyor. Öyle ki 14 yaşındaki kız çocuklarının nikah adı altında istismara sunulması için yasa düzenlemeleri yapılabiliyor ve istismar suçuyla hapis yatanların affı “çocuğun rızası var” gerekçesiyle savunabiliyor. Bunun bizzat Adalet koltuğunda oturan bakan yapıyor hem de. Dini vakıf ve cemaatlerde yaşanan çocuk-insanlık düşmanı pislikler, siyasi kaygılar ve ideolojik aynılıklar nedeniyle görmezden gelinebiliyor, en fazla suç birine yüklenerek temize çıkmalarını sağlayacak tutumlar geliştirilebiliyor, bazen de istismarcılar (Erzurum’da olduğu gibi) terfi ettirilerek adeta ödüllendirilebiliyor. Bakan Yanık’a sormak gerekir, bu insanlık düşmanlığını siyasallaştıran asıl olarak bu tutumlar değil midir?!

Öncesi bir yana, sadece şu son hafta boyunca yaşananlara bakalım. Bu suçun açığa çıkarılmasının medyadan siyasi elite, gerici odaklara kadar dört koldan nasıl siyasallaştırıldığını izliyoruz. Bu siyasallaştırma histerisinin aktörlerinden hiç kimse de kalkıp bizzat dosyaya girmiş ifadelere, fotoğraflara bakmıyor. Tersine olayın mağduru olan kadına ve bu korkunç olayı gündeme getiren gazeteci Timur Soykan’a saldırı üstüne saldırı gerçekleştiriyor. Soykan ölüm dahil her türlü şiddetle tehdit edilirken, 6 yaşındayken “evlilik” adı altında istismara sunulan ve yıllarca tecavüze maruz kalmış kadının “iftiracı”, “psikolojik sorunlu”, “gönlünü kaptırdığı erkeğe kaçan”, “kullanılan” birisi olduğuna dair sayısız senaryo üretiliyor. “Kim siyasallaştırıyor?” diye sormazlar mı?!

Yanık sadece “siyasetin konusudur” demekle de kalmıyor. Üstüne bir de “Bunlar son derece insani ve her toplumda karşılaşılabilecek konular” diyebiliyor. Doğrudur, kiliselerden ya da toplumsal çürümenin ifratı olarak gündelik hayatta pek çok ülkede istismar olayları yaşanıyor. Fakat bu istismar, Türkiye’de olduğu gibi bizzat iktidar odaklarınca yukarda belirttiğimiz gibi meşrulaştırılmaya çalışılmıyor, en azından.

Yoksa bu çürümüş sistem istismar denilen insanlık suçunu her yerde besliyor, devletler de sınıfsal farklılıklara göre tutum alabiliyor, ama din ve siyasetin bu denli iç içe geçtiği, siyasallaştığı örnekler istisnadır. Türkiye ise bu istisnalar arasındadır. Böyle giderse de tablo daha vahim nitelikler kazanacak.

İktidarın bir sözcüsünün hem de başına son derece siyasal bir yaklaşımla “Aile” kavramı konulan “Sosyal Hizmetler Bakanı”nın kalkıp “çocuk istismarı siyasetin konusu değildir” demesi ve arkasına da “ne var bunda insanlık hali ve her toplumsal yaşanabilir” manasına da gelebilecek bir cümle eklemesi; bunlarla birlikte düşündüğümüzde kelimenin gerçek anlamıyla korkunçtur.

Ve aslında bu korkunç gerçeğe karşı sarsıcı bir uyarı, mücadele çağrısıdır!