6 Şubat’ta ardı ardına gerçekleşen Maraş Elbistan ve Pazarcık merkezli depremlerin ardından ortaya çıkan gerçekler hem kapitalist sistemin hem mevcut dinci-faşist rejim ve devletin tüm karanlık noktalarını apaçık etti. Bu kapsamdaki gerçeklerin belki de en çarpıcısı depremde ailelerini kaybetmiş ya da aileleri bulunamayan çocuklarla ilgili gelişmeler oldu. Tesadüfle bazı durumlara tanıklık eden insanların ısrarlı çabaları, İHD ve benzeri kurumlara yaptıkları başvurular olmasa bu çocuklardan bazılarının tarikat ya da iktidara yakın vakıflara teslim edildiklerini öğrenemeyecektik. Bu kişilerin adliye ve polis kapılarından geri çevrildiklerini öğrenmesek, Aile ve sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın kabul etmek zorunda kaldığı açıklamaları olmasa bunun bilinçli bir politika olduğu konusunda tereddüt edecek, tarikat cemaatlerin kendi başlarına yaptıkları işler diye düşünecektik.
O ihbarlar olmasa hiçbir şey bilmeyecektik!
Yanık, konuyla ilgili ilk olarak “bütün çocuklarımız devlet koruması altındadır” demişti. Fakat sonra bir vatandaşın Beykoz’daki otobüs durağında tanık olduğu manzaradan yola çıkarak yaptığı başvuru ve benzer ihbarlar gündeme düştü. Basın, belirtildiği gibi çocuklardan bazılarının Beykoz’da bir zamanlar TIR’larıyla IŞİD’e silah taşındığı da açığa çıkan İHH’ya ait villalara yerleştirildiğini görüntüledi, çocuklarla konuşarak durumun iddia olmadığını her açıdan netleştirdi. Benzer netleştirme Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği tarafından da yapıldı. O da kendisine gelen bir ihbar üzerine iddiayı netleştirdi ve 60 çocuğun Beykoz’daki villalara yerleştirildiğini açığa çıkardı. Yanık, bunun üzerine “vakıftan tanıdıkları üzerinden oraya anneleriyle birlikte götürülmüşler” demek zorunda kaldı. Oysaki bizzat çocuklar, yapayalnız olduklarını ve kendilerini birilerinin bu vakfa teslim ettiklerini ifade ediyorlardı.
Diyanet’in fetvası çocuklarla ilgili kaygıyı büyütüyor
Sonra arkasından Diyanet’in insanın tüylerini diken diken eden fetvası gündeme düştü. Düşünsenize yüzlerce çocuğun nerede olunduğu bilinmiyor, güvendeler mi değiller mi, aç-susuzlar mı o düşünülmüyor ilk akla gelen bu çocukların evlatlık edinilip edinilmeyeceği ve evlatlık edinilirlerse evlatlık alanla evlenip evlenemeyeceği olabiliyor. Diyanet de gelen bu sorulara “evlatlık aldığınız çocukla evlenebilirsiniz” yanıtı veriyor. Yani daha yeni Hiranur Vakfı’ndaki 6 yaşındaki çocuğun evlilik adı altında istismara sunulduğu olayı yaşanmışken ve bu olayın üstü kapatılmaya çalışılıyorken bizzat Diyanet, yeni istismarlar için fetva veriyor!
Çelişkili rakamlar
İşin vahimi bu çocukların sayısını da bilmiyoruz. Bakan Yanık bir rakam telaffuz ediyor, Cumhurbaşkanı Danışmanı başka bir rakam! Yanık, Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nde depremzedeleri bir ziyarete bulunarak, bin 362 çocuğun depremden kurtarıldığını, 369 çocuğun kimliğinin tespit edilerek ailelerine teslim edildiğini, 792 çocuğun da halen hastanede olduğunu, 201 çocuğun ise ‘Sevgi Evleri’ne yerleştirildiğini söylüyor. Aynı gün Cumhurbaşkanı Danışmanı Fuat Oktay, 574 çocuğun bakanlığın kaydına alındığını, bunlardan 76’sının ailelere teslim edildiğini belirtiyor.
Yani bu depremde kaç çocuğun öldüğünü, kaçının öksüz ve yetim kaldığını, kaçının o kötü ünlü “Sevgi Evlerine” yerleştirildiğini bilmiyoruz, belli ki öğrenmememiz için de ellerinden geleni yapacaklar!
Her açıdan aleni bir deprem ve çocuk istismarıyla karşı karşıyayız. Devlet de bunun baş temsilcisi!
Devlet suç işliyor
Devlet yetkililerinin çelişkili açıklamaları, çocuklarla ilgili açığa çıkan gerçekler ve bir bütün olarak kaygı verici tablo karşısında Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey haklı olarak refakatsiz çocukların vakıflara teslim edilmesine ilişkin, “Çocuklar devlet eliyle verilmediyse, bu durum çocukların kaçırıldığı anlamına geliyor. Eğer devlet eliyle verildiyse, Bakan Yanık da suç işlemiş olacaktır” diyor.
Keza onlara gelen ihbarlar konuya ilişkin sayısız kaygı verici iddiayı içeriyor. Bunlardan biri, deprem bölgelerinde enkazdan çıkarılan çocukların ambulans çalışanları tarafından hastaneye götürülmek yerine, sorgusuz sualsiz bazı kişilere teslim edildiği yönündeki ihbar ve kanıtlanmış gerçek.
Çocuk Koruma Kanunu devlet tarafından ihlal ediliyor!
Tozbey, “Çocuk Koruma Kanunu”na göre çocukların anne ve babalarının aynı zamanda çocukların vasisi olduğunu, ailesi olmayanların ise “devlet koruması” altına alınması gerektiğini söyleyip yasaları hatırlatıyor. Aynı hatırlatma barolar tarafından da yapıldı. Buna göre devlet koruması altındaki çocukların tüm ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması gerekiyor. Devletin bu çocuklara özel hayat sağlaması, bunun içinde eğitimlerini, yeme-içme-barınma-giyim gibi ihtiyaçlarını karşılaması görevi var. Tozbey bu kanuna göre “çocuklar yaşam alanları için çocuk bakım evlerine yerleştirilir. Ve çocuk bakım evleri dışında çocuklar başka hiçbir kuruma gönderilemez. Aynı zamanda çocuk bakım evlerinde çocukların özel mahremiyeti önemlidir. Toplumda çocukların yaşadığı adreslerin verilmeyeceği gibi, çocuklarla ilgili hiçbir şey paylaşamaz” diye belirtiyor.
İzmir Barosu suç duyurusunda bulundu
İzmir Barosu da deprem bölgesinde ebeveynleri olmayan ve İHH İnsani Yardım Vakfı gönüllüsüne teslim edilen çocukların alıkonulması nedeniyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık ile İHH yöneticisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen suç duyurusu dilekçesinde İHH ve bakanlık hakkında “Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması”, “Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma”, “Görevi Kötüye Kullanma” suçlarından kamu davası açılması istendi.
Yargılanmalılar
“Devlet, kendi eliyle, çocukları tarikat ve cemaat evlerine gönderiyor” diyen Tozbey, yasalara göre tarikat ve cemaatlerin çocuklar üzerinde hiçbir yetkilerinin olamadığının altını çizerek, “Hiçbir sıfatla o çocuklara dokunamazlar. Eğer bu çocuklar devlet eliyle verilmediyse, çocuklar o evlerdeki insanlar tarafından kaçırıldı anlamına geliyor. Bu da TCK’nın 334’ünü maddesine göre suçtur. Eğer devlet eliyle bu çocuklar verilmişse o kişiler, kişinin hürriyetini kısıtlamaktan dolayı TCK 109’uncu maddesine göre yargılanırlar. Bu durumda bu çocukları veren görevliler ve Bakan Derya Yanık da suç işlemiş olacaktır. Çünkü hukuka aykırı olarak çocukları teslim ettikleri için görevi ihmalden dolayı yargılanmaları gerekiyor” diye vurguluyor.
Deprem bölgesindeki çocukların durumu farklı mı?
Bu böyleyken deprem bölgesinde kalan ve bir kısmı aileleriyle birlikte çadırkentlerde yaşayan çocukların durumu çok mu farklı. Onlar da perişan haldeyken ve ilk ihtiyaçları olan psikolojik destekken devletin tarikat ve cemaatlerle işbirliği içinde yaptığı, Kur’an kursu açmak oluyor! Bizzat AFAD ve Diyanet, çocukların hukuki-psikolojik-pedagojik hakları ve bu konudaki destek ihtiyaçları için yapılacak çalışmaları fiilen engelliyor, çocuklara ulaşmanın tüm yollarını kapatmayı özel uğraş haline getiriyor.
Niyet belli
Sonuç itibariyle ne kadar inkar edilip başka kılıflara büründürülse de tablo açık: Çocuklar devlet gözetiminde tarikat-cemaat ve iktidara yakın vakıflara veriliyor. Niyet: Sayısını bile bilmediğimiz yüzlerce çocuğu gerici bir eğitim-yaşam anlayışıyla şekillendirmek, bu anlayışın askeri haline getirilmek! Dahası istismar da dahil her türlü tehlikeye açık bir şekilde…
O açıdan da daha fazla toplumsal duyarlılık ve tepki kaçınılmazdır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!