AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis’te mazbatasını alarak yemin ettikten sonra Beştepe’de “Göreve Başlama Töreni”ne katıldı. Yine kendisini ya da bu coğrafyayı değil de başka bir kişiyi-coğrafyayı anlatıyormuş gibi son derece “kapsayıcı” olduklarından dem vurup kapsayıcı olmaya devam edeceklerini belirtti. Yeni kabinenin açıklanmasıyla birlikte Türkiye yüzyılının başladığını belirten Erdoğan, sözünü ettiği kapsayıcılığını Şeyh Edibali’den Yunus’a, Ahmedi Hani’den Pir Sultan’a, Hacı Bektaş-ı Veli’den Mevlana’ya kadar geniş bir yelpazedeki tarihsel kişilik ve değerleri anarak kanıtlamaya çalıştı.
Sanki sözünü ettiği Anayasa’yı fiilen kararnamelerle ortadan kaldırmamış, önüne o Anayasa engel oluyormuş gibi “Demokrasimizi darbe ürünü mevcut anayasadan kurtararak, özgürlükçü, kuşatıcı bir anayasa ile güçlendireceğiz” diyen Erdoğan, sözlerinin devamını “Yatırım, istihdam, üretim ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz. Yurtta sulh cihanda sulh ilkesini pratiğe dökmekte kararlıyız” şeklinde getirdi.
14 gün arayla yapılan 2 seçimde de güvenoyu aldığını iddia ederken, kendisine oy vermeyenlerin “umutlarını da taşıdığını” iddia etti.
Artık ellerinin daha güçlü olduğunu vurgulayan Erdoğan, tumturaklı ve sanki 21 yıldır iktidarda olan kendileri değilmiş gibi yaptığı bol demokrasili-kapsayıcı konuşmasının ardından yeni hükümet kabinesini açıkladı. Yeni kabinede eski bakanlardan sadece Sağlık Bakanı ve Kültür ve Turizm Bakanı koltuğunda kalırken diğer tüm isimler değiştirildi.
Erdoğan’ın kabinesinde yer alan isimler içinde en dikkat çekenleriyse Hazine ve Maliye, İçişleri, Savunma, Dışişleri bakanlıkları oldu. İktidar içi güç dengelerinin olduğu kadar ekonomik kriz koşullarında uluslararası sermayeye verilen mesajların da özeti olan yeni kabinede yer alan isimlerden öne çıkanların nitelikleri önümüzdeki günler hakkında da belli çizgileriyle fikir veriyor.
Bu noktada İçişleri-Savunma-Dışişleri bakanlıklarına getirilen isimlerin üçünün de IŞİD ve cihatçı çetelerin örgütlenmesi-silahlanmasında oynadıkları rol bu açıdan yeterince fikir veriyor diyebiliriz.
“Suriye’ye savaş için bahane lazımsa…”
Dışişleri Bakanlığına MİT Müşteşarı Hakan Fidan getirildi. Fidan Suriye’deki yayılmacı-işgalci politikaların mimarlarından, 15 Temmuz darbe girişiminin “kara kutularından”, Erdoğan’ın deyimiyle kendisinin ve devletin “sır küpü” olan isimlerden.
Fidan’ı en çok Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’le yapılan toplantının kamuoyuna yansıyan ses kayıtlarındaki sözlerinden tanıyoruz. Suriye’ye savaş açılmasının gündeme geldiği o toplantıda Fidan “Suriye’ye savaş için bahane lazımsa, ben 4 adam gönderirim oraya, 8 tane füze fırlatırım, gerekçe olur” diyordu. Sonrasında neler yaşandı biliyoruz.
Roboski’nin sorumlusu
Şimdi Savunma Bakanlığı görevine getirilen o zaman Genelkurmay 2. Başkanı olan Yaşar Güler de bu sözlere “Yani bu silahlı kuvvetler her dönemde sizlere lazım olan bir tool (araç)” karşılığını veriyordu. Toplantıda Suriye’de oluşturulan cihatçı ordunun silahlandırılması mevzusunda Fidan ve Güler ateşli konuşmalar yapıyordu.
Hulusi Akar’ın koltuğuna oturan çiçeği burnunda Yaşar Güler’iyse Roboski Katliamı döneminde Genelkurmay İstihbarat Başkanı olmasıyla biliriz.
Askeri savcılığın olayla ilgili hazırladığı ve Ocak 2014’te kamuoyuyla paylaşılan 16 sayfalık rapora göre, akşam saat 19:00 sularında Genelkurmay Görüntü İzleme Merkezi’ne gelen Güler, burada görüntüleri izledi ve hava harekatının uygun olduğunu tespit etti.
Güler konuyu o dönem Genelkurmay İkinci Başkanı olan Orgeneral Hulusi Akar’a aktardı. Birkaç saat sonra da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in talimatıyla hava harekâtı düzenlendi.
Aynı Güler’i “Kumpas Davası” olarak bilinen davadaki rolüyle de biliriz.
Güler-Fidan-Akar isimleri karanlık işlerde çakıştı
Yaşar Güler isminin Hakan Fidan ve Hukusi Akar’la kesişmesiyse hep karanlık mevzulara denk geliyor. Suriye’ye yönelik savaş tezgahı, cihatçıların silahlandırılmasındaki ateşli tartışmaları ve 15 Temmuz hikayeleriyle tanıyoruz kendisini en fazla. Bu hikayelerde diğer iki ismin de yer alması ve bugün devraldıkları görevler bakımından baktığımızda devamlılık ilişkisini görmek zor değil.
Şimşek kabinenin jokeri
Erdoğan’ın “Türkiye yüzyılı”nın dümenine oturttuğu kabinede dikkat çeken diğer isimse eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. Erdoğan tarafından “Halk Bankası’nı dolandırmaya çalıştı” şeklinde itham edilen Şimşek şimdi yeniden aynı göreve getirildi. Neoliberal birikim modelinin Türkiye’deki distribütörlerinden Şimşek’in uluslararası sermayenin güvenini kazanmak için kullanılan bir joker olduğu açık. IMF politikalarının savunucusu ve Türkiye’deki temsilcilerinden olan Şimşek’i en çok deprem vergilerinin nerelere savrulduğunu anlatırkenki rahat ve pervasız sözlerinden, grev alerjisinden, kıdem tazminatı ve güvenceli çalışma konusundaki öfkesinden tanıyoruz.
Şimşek’le aynı ekolün temsilcisi ve Erdoğan’ın yakın dostu Cevdet Yılmaz da kabineyle verilmek istenen mesajın pekiştirilmesi için kullanılan başka bir joker.
Gerçi Yılmaz’ın rolünün bundan ibaret olmadığı açık. En başka Kürt kimliğiyle Cumhurbaşkanı Yardımcılığına getirilmesi Kürt halkına yönelik HÜDA-PAR’lı, Barzanili projelerin, içerden çökertme stratejilerinin simgelerinden biri olduğunu söylemek abes olmayacaktır.
Ali Yerlikaya: Antep, IŞİD örgütlenmesi…
İçişleri Bakanlığı’na getirilen İstanbul Valisi’nin kimliği de Fidan-Güler ikilisiyle uyumlu. Antep Valisi olduğu dönemde IŞİD’in sınırları kalbura çevirdiği, birçok istihbarata rağmen kılını kıpırdatmadığı, 10 Ekim ve diğer katliamlar nedeniyle isminin yargılanması istenenler arasında geçmesi bile çok şey anlatıyor.
Soylu’yla çekişmeli olduğu bilinen Ali Yerlikaya, çeşitli tarikat-cemaatlerle ilişkili bir isim. 17-25 Aralık yolsuzluk lağımı patladığında Erdoğan’ın yardımına koşan bürokratlardan biri olduğunu da eklemek lazım.
Polis teşkilatı başta olmak üzere İçişleri Bakanlığı’nın MHP kontrolünde olduğu böylesi bir dönemde “daha ılımlı” diye propaganda edilen Yerlikaya’nın simgesel bir atama olduğu açık. Ayrıca “ılımlılığının” altında saklanan IŞİD katliamları dosyasıysa cabası.
Yeni kabinenin diğer bakanları da önümüzdeki döneme dair önemli fikirler verecek isimlerden. Mesela rektörlükte “3 yıllık profesörlük şartı”nın kendisi için kaldırılıp Ankara Hacı Bayram Üniversitesi’nin tepesine oturtulan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, karma eğitimin şart olmadığını savunan, eğitimi dini referanslarla yapılandırmayı esas aldığı pek çok konuşmasıyla gündeme gelmiş bir isim.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na getirilen Ömer Bolat’ın ise hem MÜSİAD’cı kimliğini hem de Erdoğan’ın damadı Albayrak’ın şirketinin CEO’su olduğunu ekleyelim. Yine Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın da TOGG ve Albayraklar’ın ismiyle anılan diğer projelerde yer aldığı, TEKNOFEST’in tepesinde bulunduğunu belirtelim.
Kabinedeki diğer isimler de benzer özellikleriyle yeni dönemin ekonomik-siyasi-kültürel stratejisinin simgesi olacak isimler.
Kısacası değişen bir şey yok: Kürde bomba-savaş-işgal ama aynı zamanda içerden çökertme, emekçiye “daha fazla kemer sıkma”, emeğe vahşi sömürüye devam…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!