Burcu İpek
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hâlâ mücadelesini verdiğimiz bir coğrafyada bir çocuğun dünyaya gelişi ile değişen aile kurumunda bebeğin bakımının büyük kısmı anneden bekleniyor.
Kadına biçilen annelik rolüne bir de “kutsal annelik” güzellemesi eklenince, bakım emeği gereken durumlarda sorumluluktan sıyrılıp, vicdani olarak rahatlamak için de keskin bir kılıf seçilmiş oluyor.
Toplumun genelinde yaşanan bu durum engelli çocuğu olan ailelerde yüzde 70 oranında anneye bırakılıyor. Hatta bazen sadece annede oluyor.
Kadına biçilen rol annelik üzerinden tanımlandığı için de bu durum olağanmış gibi kabul ediliyor.
Politikada bile durum farklı değil. Yeni açıklanan kabinede tek bir kadın var o da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı. Sadece o alan kadına bırakıldı.
Bazen çocuklarda öz bakımım gelişmediği durumlar da olabiliyor elbette. Bu durumlarda “senin elin daha yatkın, sen daha hakimsin, sen annesin” bahaneleriyle sorumluluk yine anneye bırakılıyor.
Kadın evin sorumluluğu, bakım emeği derken fiziksel ve ruhsal açıdan kaçınılmaz olarak yıpranıp yoruluyor.
Bu durumda da çocuğundan şikayet eden, isyan eden anneler görmek durumunda kalıyoruz.
Çünkü mesainin ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belliyken ortak yaşam sürülen aile kurumunda kadının mesaisi bitmiyor.
Devletin yürüttüğü politikalar ekonomik açıdan muhtaçlık üzerinden yürüdüğü için verilmemek için kılı kırk yaran sosyal yardımlardan öte bir şey sunmuyor.
Anne fizyoterapist, özel eğitimci, hemşire, kuaför olmak zorunda kalıyor.
Bütün bu sorumlulukların tek bir kişi üzerinden yürümek zorunda kalması bazen anne-çocuk arasındaki bağımlı yaşamın da sebebi oluyor. Bazen bu sebepler yüzünden anne de engellenmiş bir hayat yaşamak durumunda kalıyor. Evde bakım işini üstlenmek zorunda olan da engelli de hayattan tecrit edilmiş oluyor. Çünkü bağımlı yaşam buna zorluyor.
Anneliği kutsayarak, aile fertleri de devletin kurumları da bu adaletsizliği öncelik bağımsız yaşam üzerinden hedefleyerek kaldırabileceğini düşünmeye gerek bile duymuyor.
Rol dağılımındaki bakım sorumluğu, iktidardan aileye hatta topluma kadar hep kadına kalsın isteniyor.
Bazı ailelerde babaların terk ettiğini duyarken bazılarında ise sadece fiziken var olduğu gözleniyor.
O da artı “baba” rolünün gereği oluyor. Kısacası, nitelikli bir engelli politikası olmadığı için engelli çocuklar ve aileleri bağımlı bir yaşama zorlanıyor. Anne ve çocuk süslü sözler altında yalnız bir yaşama itiliyor. Engelli hakları mücadelesiyle kadın hareketinin kesişimliğinin yok sayılamayacak kadar belirgin olduğu bu durum, çözümün de anahtarını veriyor.
Ötekileştirilenlerin birbirini anlayarak başkaları ve doğal olarak kendileri için mücadele etmeye başladığında her şey değişecek.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!