İktidarın gerek işçiler gerekse kamu emekçileri ve emeklilerine ya da yaygın tabirle “beyaz” ya da “mavi yakalı” çalışanlara dair ücret politikası net: Artış yapıyor gibi görünürken ücretli çalışanların tümünü birbirine yakınlaşan ücretlerde eşitlemek, ülkeyi her açıdan ucuz işgücü cennetine dönüştürmek!
Bakanlığın geçen yılki verileriyle çalışanların yüzde 62,54’ünün asgari ücretli olduğu (bunun içinde patronların sahtekârlıkları da var elbette. İşçiye elden ve bankaya yatırılan olmak üzere 2 ayrı ücret ödenerek geleceğinden ve vergiden çalmak belli işkollarında rutin bir uygulamadır) bu koşullarda kafalarındaki plan, tüm yakalarıyla işçi ve emekçileri açlık sınırında, taş çatlasa onun biraz daha üstünde ücrete mahkum etmek.
4 kişilik bir ailenin yeterli ve dengeli beslenmesi için gerekli mutfak masrafları anlamına gelen açlık sınırı son verilere göre 12 bin 335 lirayla asgari ücreti bin lira kadar aştı. 4 kişilik bir ailenin mutfak da dahil tüm yaşam ihtiyaçlarını karşılamasının asgari maliyeti anlamına gelen yoksulluk sınırıysa 39 bin 652 lirayla asgari ücreti daha şimdiden üçe katladı.
İktidarın dün memur ve emekli maaşlarına yapmayı planladığı zamma ilişkin TBMM’ye sunduğu teklif bu tablo karşısında kelimenin gerçek anlamıyla hükümsüz kalıyor. Zaten bu teklifi Meclise getirmek için TÜİK’in hangi ülkeden olduğu belli olmayan verileri beklenerek zemin hazırlandı.
Aslında 22 bin değil, 17 bin 632 lira!
TÜİK’in manipülatif enflasyon verilerine de sırtını dayayan ama verilerin yalan olduğunu en başta kendisi bildiği için üstüne adına “seyyanen” dediği artışı koyan hükümetin teklifine göre memur maaşlarına yüzde 17,55+8 bin 77 lira şeklinde zam yapılacak. TÜİK de haziranda aylık enflasyon yüzde 3,92, yıllık enflasyon yüzde 38,21, 6 aylık enflasyon yüzde 19,77 oldu demişti.
Hükümet, TÜİK’in 6 aylık enflasyon için belirttiği yüzde 19,77’yi tercih etmeyip yüzde 17,55 oranında artış yaptı. Ama TÜİK’in yalan söylediğini en iyi kendisi bildiği için üstüne seyyanen 8 bin 77 liralık artış ekledi. Seyyanen yapılacak bu artış “ilave ödeme” olarak tanımlandı. Yani asıl artış TÜİK’in verisinin bile gerisinde kalan yüzde 17,55! “İlave ödeme” olarak kayda geçen 8 bin 77 lira bundan sonra yapılacak ücret-maaş artışlarında herhangi bir etkiye sahip olmayan, yok sayılacak bir artış.
Kök ücretlerde dolaysız artış yapmak yerine tablonun vahametinin farkındalığıyla ateşe biraz su dökerken geleceğe de yatırım yapmaktan vazgeçmeyen ve esas olarak ücret politikasındaki stratejisine sadık kalan iktidarın kuş mu deve mi kabilindeki bu ücret artışının sonuçlarıysa gelecekte daha net görülecek.
Keza sigorta primleri, tazminat hakları esas olarak yüzde 17,55’lik artışın karşılığı olan ücret üzerinden yapılacak. 8 bin 77 liranın burada hiçbir hükmü olmayacak. Yani esasında bugün 15 bin TL alan bir memurun eline 25.709,5 TL geçse bile bu memurun gerçek maaşı 17.632,5 TL olacak, tüm hakları da buna göre hesaplanacak. Bundan sonraki maaş artışları da 25 bin 7095 TL üzerinden değil, 17 bin 632,5 TL üzerinden yapılacak. İlave olarak verilen 8 bin lira öylece yerinde sayacak.
“Kabul etmiyoruz”un sınırları
Bu gerçeğe karşı dün sosyal medyada “kabul etmiyoruz” etiketiyle ifade edilen tepkiler dile getirildi. KESK cephesinden de açıklama yapılarak yapılanın adı konuldu.
“Kabul etmiyoruz” etiketiyle yapılan paylaşımlarda esas olarak iktidarın işçi-memur ayrımını derinleştiren politikasına kan taşıyan geri yaklaşımlar dile geldi “Onca yıl okuduk, maaşımız diploması olmayan işçiyle eşitleniyor ya da onun altında kalıyor” manasına gelen bu yaklaşımın emek mücadelesi açısından hiçbir katkısı olmayacağı açık.
Gerçeği söylemekle ona karşı tutum almak başka şeyler
Diğer yaklaşım da KESK’in açıklamasıydı. “Kamu emekçisi sefalet ücretine mahkum edilmiştir. En düşük kamu emekçisi maaşının 22 bin TL değil, 40 bin TL olan yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret olması gerekmektedir” diye belirten KESK, Twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları belirtti:
‘Doğacak hak kayıpları için uyarıyoruz’
“Kamu emekçisi sefalet ücretine mahkum edilmiştir. Öncelikle en düşük kamu emekçisi maaşının 22 bin TL değil, 40 bin TL olan yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret olması gerekmektedir. Ayrıca, TBMM’ye sunulan en düşük kamu emekçisi maaşının 22 bin TL’ye çıkarılmasına ilişkin yapılan hesap da kabul edilemez. Doğacak hak kayıpları için uyarıyoruz.
‘Yapılacak maaş artış oranının tamamı, taban aylık katsayısı artışı şeklinde olmalıdır’
Yapılacak maaş artış oranının tamamı, taban aylık katsayısı artışı şeklinde olmalıdır. Aksi takdirde bu şekli ile uygulanırsa bundan sonraki kamu emekçisi maaşlarının artışında, emekli maaşı ve ikramiyesinde söz konusu artışlar dikkate alınmamış olacak böylece kamu emekçileri ve emeklileri arasındaki maaş uçurumu daha da artacaktır. TBMM’ye sunulan en düşük kamu emekçisi maaşının 22 bin TL’ye çıkarılmasına ilişkin yasanın uygulama tarihi 1 Temmuz 2023 olmalıdır. Aksi takdirde 15 günlük maaş farkı kamu emekçilerinin cebinden alınmış olunacaktır.”
Bir mücadele stratejisi oluşturmak şart
Pratikte nasıl bir tutum alınacağına dair ise herhangi bir vurgu yapılmadı.
Oysaki ücret politikasındaki yoksullaştırma-emeği pula çevirme stratejisine karşı işçi-memur-emekli kitlelerin birlikte hareket edecekleri ortak bir mücadele programı yaşamsal önemde. Bu mücadele programının omurgasının bir grevle çatılmasıysa gelecek açısından olmazsa olmaz önemde olduğu gibi, böylesi bir saldırıya verilecek yegane yanıtlardan biri olarak güncel önemini korumaya devam ediyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!