SENDİKA İŞÇİLERE GÜVENİ YANLARINDA DURARAK VERDİ
Sendikanın da orada iyi bir tutumu oldu. Sendikadan mesela ben her gün atılan işçileri alır çadıra giderdik, orda hazırlıklarımızı yapardık. Vardiyaya giren çıkan işçilerle konuşurduk. Sendika temsilcisi olarak mesela ben işten atılmış bir işçi gibi kapıda hep işçilerle birlikte direndim. O da işçilerde bir güven yarattı. “Sendika bak her gün bu kapıda bizim ekmeğimiz için” vs.
Bunların iyi etkileri oldu. Daha önce Petrol-İş’te örgütlenip sonra buraya gelmiş işçilerin çok etkileri oldu.
Tabii işverenin bu arada baskıları oldu, başka şeyler yapmaya çalıştı. Ama onun her hamlesine karşı biz de bir hamle yaptık, hiç sessiz kalmadık. O tutanak mı tuttu, biz eylem şeklimizi değiştirip ona bir cevap vermeye çalıştık. Mesela daha önceki toplantılarda, birini işten atarsa ne yapacağız diye konuşmuştuk. Yasal mı yasadışı mı? TPI ya da Düzce’deki işçilerin üretimi bir hafta durdurup taleplerini kabul ettirdiklerini (Standart Profil) anlattık. “Direniş ‘yasadışıydı’ ama bak kazandılar” diye örnekler verdik.
İŞÇİLERDEKİ BİLİNÇ SIÇRAMASI
Direnişin ortalarında Elastron bölümünde bir işçiyi işten çıkardılar. Biz hangi nedenle atıldığını sorduk. İşçiler “Başkan biz karar aldık, birbirimize söz verdik, siz de vardınız. Eğer birimiz işten atılırsa komple üretimi durdururuz dedik”. Ben “Bir öğrenelim, daha kötüye de gidebilir diye” dedim; ama onlar öyle deyince “tamam” dedim, “yapacak bir şey yok”.
İçerdeki işçiler komple dışarı çıktı, Pulver tarafı biraz daha yavaş, orada belli bir kitlemiz var ama çoğunluk sendikasız. Onlar hepsi izliyorlar. Onlar da etkilendi, hepsi bırakıp kapıya geldi, gelen vardiya kapıda bekledi. Tam vardiya giriş çıkışına denk gelmişti. Arkadaşlar sloganlarla içeri girdi ama çalışmadılar, beklediler.
Bir taraftan patron eski işçi temsilcilerini toplantıya çağırmıştı, orada toplantı devam ediyordu. -O toplantıda olan işçilerden birini de göstererek- bu arkadaş da o toplantıdaydı. O aradı ve dedi ki “ya bu arkadaş sendikadan dolayı çıkarılmamış, sözleşmesi dolmuş” dedi. Gerçekten de öyleydi. Arkadaşın işi beğenilmemiş, amirler de zaten bizim sendikalı üyelerimiz…
O arada 3 saat kadar üretim durmuş oldu. İşverenin “bundan sonra kimseyi işten çıkarmayacağım, arkadaşlar işbaşı yapsın” dediği bana aktarıldı. Ben de patrona söylenmesi için “Bu eylemlerden dolayı hiç kimse hakkında tutanak tutulmayacak. Herhangi bir cezaya gidilmeyecek, kimse işten çıkarılmayacak. Bu şartları kabul ederse işbaşı yaparız” dedim.
Sonra görüştüler döndüler, “tamam kimse hakkında işlem yapılmayacak” denildi.
İşbaşı yapılmasını istediğimde işçiler “ama arkadaş işe alınmadı” diyerek kabul etmediler. Ben döndüm durumu anlattım arkadaşlara. Allahtan ben hoparlörü açtım öyle konuştum (burada işçilerin sendikayı denetlemek konusundaki reflekslerine işaret ediyor). Kazanımlarımızı anlattım. “Bunun Pulver üzerinde yaratacağı etkiyi düşünün, bunun mutlaka bizim lehimize sonuçlanması gerekiyor, o arkadaşımız eğer direnmek istiyorsa atılan üç arkadaşımızla birlikte direnecek, ama eğer direnmek istemiyorsa biz onu alıp bir işe koyarız. Ama biz şimdi burada birkaç adım ileri bir şey kazandık. Bir, üretimi durdurduk, buna karşı hiçbir arkadaşımızın burnunun kanamayacağı sözü aldık. İki, Pulver’e güzel bir örnek oldu. Hepsi izliyorlar ‘ne olacak acaba bizi işten mi atacaklar’ falan. Bunun etkisiyle üyelerimiz çoğalacak” dedim.
Arkadaşlar bunlar üzerine tamam dediler, sen öyle diyorsan öyle olsun dediler. Sonra o arkadaşımız geldi, “Direnmek istersen bizimle birlikte direneceksin, eğer farklı bir düşüncen varsa biz sana iş de bulalım” dedik. 2 gün falan geldi direnişe, sonra “ya ben evleneceğim, çalışmam lazım” dedi. Onu aldık başka bir fabrikada işe koyduk, halen de çalışmaya devam ediyor.
Bunun güzel bir etkisi oldu, Pulver tarafında “helal olsun, bak onlar yapabiliyorsa biz de yapabiliriz” düşüncesini güçlendirdi, üyelerimiz çoğaldı
Alınteri: Pulver aslında direniş içinde örgütlendi?
Tabii, tabii. Pulver aslında ayrı bir şirket, aynı patrona bağlı. Pulver burdaysa, yanına da Elstron’u, Contayı kurmuş. Aynı işverene bağlı farklı üretimler yapan işyerleri.
HER ADIMA KARŞI YANITIMIZ OLDU
Bu süreç içinde biz işçilerle konuşuyorduk. Her vardiya giriş çıkışlarında işçiler yürüyüşlerle geliyorlardı, yürüyüşlerle içeri giriyorlardı. İşverenin her tutumuna karşı biz bir şey gelişirdik; eylemlerimizi içeriye taşıdık, oturma eylemlerine başladık, mesailer kaldırılmaya başlandı vs. derken adım adım tüm işyerlerinde çoğunluğu sağladık. Daha sonra işveren tarafı bizimle diyaloğa geçi. Bir taraftan da birilerini devreye koyarak masaya oturması için de bir çabamız var.
Ama biz işçilerle konuşuyorduk: “Günün sonunda şu ya da bu şekilde bir müzakere masası oluşacak. Bu müzakere masası oluştuğunda taleplerimizin arkasında duracağız. Bazı sendikalar diyecek ki “ya bu bir kazanımdır, kabul edin bitsin”. Hayır sendika bu işyerine girecek, atılan arkadaşlarımız geri alınacak ve işveren itirazını geri çekip toplu sözleşme masasına oturacak. Buna hiçbir şekilde taviz vermeyeceğiz”.
Bütün işçileri bu şekilde motive ettik, o da iyi oldu tabii. Yine dayanışmalar, STK’ların dayanışması, bütün Türkiye kamuoyuna yayılması, sanayide gelip giden bütün işçilerin gözünün burada olması, “acaba kazanacaklar mı kazanmayacaklar mı” diye merak etmeleri …
Bu meselenin aslında sadece Pulver Kimya meselesi olmadığını, bu ülkedeki bütün örgütlenmeye çalışacak işçi ve emekçilerin başına gelebilecek şeyler olduğunu anlatıyoruz. Burada bir şeyi tersine çevirmek gerekiyor. Çünkü hangi işyerinde örgütlenme oluyorsa ya başarısızlıkla sonuçlanıyor bu nedenlerden dolayı ya da yarı başarı sağlanıyor. Mesela sendika geliyor ama öncülüğü yapan işçiler gidiyor.
İşte o sendikalar kanundaki yasanın ne kadar ayakları havada bir yasa olduğu, onu da parçalayıp atmak gerektiği, işçinin özgücü ve örgütlü gücüyle bu gidişatı değiştirmek gerektiği biliniyor. İşçilerle sohbetlerimizde sürekli bunları anlatıyoruz. Bu da iyi oldu.
‘BİR FLAMAMIZIN BİLE BURADAN ALINIP BURAYA KONULMASINI YANITSIZ BIRAKMADIK’
Biz sadece gündüz değil gece vardiyasında da çıkıp fabrika kapısında oranın altını üstüne getiriyorduk. Çok şeyler yaptık, yeri geldi fabrika kapısını işgal ettik, başka şeyler yaptık. İşveren bir flamamızı bile buradan alıp buraya koyduğunda bizim ona mutlaka bir cevap veremiz gerekiyor, bunu atlamamamız gerekiyor deyip her gün farklı bir eylem koyuyorduk. İşveren “ben bir adım sonrasını yaparsam bunlar demek ki bir şeyler daha yapacaklar” diye düşünmeye başladı, işverene her defasında bir adım geri attırdık. O da direnişin güçlü yanı oldu.
En son müzakere masasına çağırdı, görüşmek istediğini söyledi. Gittik, görüştük. İşte çözmek istiyoruz, nasıl çözebiliriz? Biz de “Sonuçta işçileri işten çıkararak kanunsuz iş yaptınız, bundan vazgeçin” dedik. “İtirazlarını geri çekecek, atılan arkadaşlarımızı geri alacak, müzakere masasını kuracak ve toplusözleşmemizi yaparak yolumuza devam edeceğiz” dedik.
Onlar ilk başta atılan işçileri almak istemediler. “Onlara iş bulalım” vs. dediler. Biz “Hayır onlar anayasal haklarını kullandılar, dolayısıyla alacaksınız” dedik. Kabul etmediler.
‘ÖNCE İTİRAZI GERİ ÇEKECEKSİNİZ’
“Taslak sunun taleplerinizi görelim” dediler. Biz de “kesinlikle sunmayız, önce itirazlarınızı geri çekeceksiniz, yetki belgemizi tanıyacaksınız” dedik. Kabul ettiler.
Dediler ki yasal süreç tamamlanmadan müzakerelere başlayabiliriz, öyle oturduk. İdari maddelerden başlayarak belli bir seviyeye getirdik. Ücret konusunda tıkandı, onlar bize şu an aldığımızın yarısı kadar ücret teklif ettiler. Öyle olunca biz tekrar örgütlü gücümüzü harekete geçirdik. İşçiler mesaileri kestiler, vardiya giriş çıkışlarında alkışlar-yürüyüşler yapıldı.
ÜRETİMİ DURDURDUK
(İşçiyi göstererek) Orada Tamer arkadaşımızı işten çıkardılar. Bizim de baş temsilci adayımızdı, birkaç gün sonra baş temsilci olarak atayacaktık arkadaşı. Hemen akabinde adamı sorgusuz sualsiz işten attılar. Öyle olunca biz hemen birbirimizle irtibata geçtik, komisyonlar-komitelerle vs. 3 fabrikada da üretimi durdurduk ve diğer vardiyadaki işçileri de fabrikaya çağırdık. Fabrika meydanına çıktık, dışardan gelenler kapıya dayandı.
Sonra patron geldi, “nedir durum, niye böyle, hallederiz” dedi. Bir şey bahane etti, kamera kaydı var dedik, arkadaş haklı olduğu için bunu tutturamadılar. Arkadaşı geri aldılar. Kabaca anlattım, ama…
Şimdi işçiler görüyor, demek ki işçiler bir araya gelince, birbirine güvenip öz güçlerine dayanınca, dağınık durmayınca patronların karşımızda duramayacağını gördüler. Bu açıdan da iyi bir örnek oldu, Pulver sürecinden sonra da bizimle iletişime geçen işyerleri var. Olumlu bir hava yarattı, sınıf adına iyi bir kazanım oldu.
Alınteri: Yeni bir işçi profili de var, genç işçiler, ama aynı zamanda bu havzada dolaşıp belli bir birikim ve deneyim oluşturmuş işçiler de var. Pulver için bir profil çizseniz neler söylersiniz?
Pulver’de çok ilginç bir işçi profili var. Patronla özel ilişkisi olan bir işçi kitlesi var ya da mesela Conta’da örgütlendik, diğer taraflarda belli bir kitle diyor ki “ya işte biz hiç bu işe girmeyelim, kendimizi riske atmayalım. Zaten Conta’da yetki geldi, sendika oraya girerse işveren oraya ne verirse bu tarafta patron onları bize de vermek zorunda kalacak, biz niye kendimizi riske atalım ki diyorlar” mesela. Düşünün, mesela öyle bir işçi profili var ki, mesela biz kapıda direnişteyiz, içerden grup halinde gelip benimle görüşmek istiyorlar. “Sendika buraya geldiğinde bizim bütün sosyal haklarımız gidecek mi?” ya da şöyle olacak mı böyle olacak mı? Ben de diyorum ki “eğer öyleyse hemen sendikayı tekme tokat kovun. Zaten sendika böyle bir sendika olsa işveren kendisi getirir. Sosyal haklarınız düşecekse ücretiniz düşecekse size gerek yok işveren bizi kendisi getirir”. Böyle acayip sorular geliyordu mesela.
Biz de gelmesini istiyoruz diyor. “Bunun için çoğunluğu sağlamamız gerekiyor dolayısıyla üye olmanız gerekiyor” diyorum. Diyor ki “yok ben üye olmam, işten atılırım” diyor. Ben diyorum ki “Bak sen şimdi benimle mobesenin altında görüşüyorsun, patron bunu görüyor. Bunu göze alıyorsun ama e-devlet üzerinden üye olmayı göze alamıyorsun. Yarın seni patron atsa sendikaya üye olmadığın halde atsa sahipleniriz ama güç olur” diyordum. Kağıt üzerinden üye olmayı kabul etmiyor ama yanımıza geliyor, çadırımıza geliyor, işverenin gözü önünde… Yani böylesi tuhaf bir şey var.
Başka yerlerde stratejik davranıyoruz. Adam üye oluyor ama yanımıza gelmiyor, kendini belli etmiyor. Burada yanımıza geliyor, çayımızı içiyor, sorular soruyor. Ama “kağıt üzerinde üye ol biz de yetki alalım” dediğimizde korkuyor. Böylesi tuhaf durumlar da yaşadık orda.
Alınteri: Dediniz ya içerde öncü işçiler vardı. Başka işyerlerinde çalışmış, belli bir deneyimi olan, onlar fabrikada bir güç oluşturuyorlar mıydı?
‘PATRONU İÇERDE EYLEMLERİMİZLE YIKTIK’
(Bir işçiyi göstererek) Mesela İrfan arkadaşımız böyle bir işçi. Başka yerlerde çalışırken sendikalaştığı için işten atılmış, tecrübeli bir işçi.
İrfan: Ben Opsan Otomotiv’de yaşadım, metal işkolunda… Sonra plastik işkolunda Petrol-İş 2 No’lu şubede yaşadım mesela. Her ikisinde de işten atıldım, onlarda bir deneyim kazandım. Ama sonra Emplas’a girdim, Petrol-İş’in örgütlü olduğu yerdi. İşte orada direnişlere-grevlere gide gele gide gele beli bir deneyim birikti.
Burada içerde 10 kişilik bir profil vardı, biz direnişlere öncülük yaptık, ama bilinçsiz değil, bilinçli bir kitle de vardı. Biz o insanları bir şekilde çevirebildik yani. Sloganlar atarak, direnişler yaparak… İçerde çalışarak, patronu yıkarak yani… Arkadaşlarımız dışardaydı mesela biz de içerde tüm giriş ve çıkışlarda patronu içerdeki eylemlerimizle yıktık.
Alınteri: İçerde direnmek daha zordur aslında
Evet, aslında patronu içerde yıktık. Arkadaşlarımız dışardaydı ama içerde eylemlerimiz sürüyordu. Baskılar oldu, tutanaklar tutuldu, ama bizim amacımız belliydi. Öncelikle sendika, ikinci olarak da arkadaşlarımızın işe geri alınması. Başka bir yolu yoktu, onu da başardık. Yani o şekilde benim kendi adıma 3-4 yerde böyle bir tecrübem oldu. Onları burada da kullanmaya çalıştım.
‘ÖNCEDEN SENDİKALI OLMUŞSAN GİTTİĞİN YERDE SENDİKALI ÇALIŞMAK İSTERSİN’
Alınteri: Gebze’de işçiler bir yerde sendikalaşıp işten atıldıklarında başka bir yere gidiyor, onu oraya taşıyorlar. Böyle bir dolaşım oluyor yani.
Tabii önceden sendikalı bir yerde çalışmışsan, bir yere gidip de sendika yoksa illa ki orada sendikalı çalışmak istersin. Çünkü örgütlenmenin değerini biliyorsun. İşveren sana insan muamelesi yapıyor. Ama sendikasız olduğun zaman, mesela biz gayri resmi toplu sözleşmelere oturuyorduk sendika yokken. Kapılar gösteriliyordu işte anlaşamayınca. “Kapı orda çalışan çalışır, çalışmayan çıkar gider” deniyordu. Ama şu anda her şeyimiz yasal. Bu çok önemli.
Alınteri: Yeni-genç bir işçi kuşağı var, 20’li yaşların üzerinde. Pulver’de var mı öyle işçiler?
Var, onlar daha ateşliler diyor hepsi.
Alınteri: Nasıl mesela?
İrfan: Mesela ben dedim ki -Tamer de biliyor-, biz 2-3 tane yer gördük, oradan tecrübe edindik bir şekilde. Siz de Pulver’de büyük bir destan yazdınız, bunun içindesiniz, gördünüz. Yarın bir gün buradan çıkıp başka bir fabrikaya girdiğinizde bu deneyiminizi kullanın. Çünkü bir tecrübe edindiniz az da olsa, örgütlenmeyi yükseltin.
Alınteri: Onlar sizden farklı olarak genelin çıkarlarını gözetmek yerine kendi bireysel reflekslerini, “benim işime gelmiyor” şeklinde özetleyeceğimiz bireysel bir tepki mi gösteriyorlar?
Başka bir işçi: Eskiden ben de istemiyordum sendikayı, sendika öncesinde ben de temsilciydim. Bana da anlattılar, duyduğum… Ben 11,5 senedir bu işyerinde çalışıyorum. Burada gördüğümüz, duyduğumuz bazı şeyler vardı. İrfan ya da Taner arkadaşlarımız sendikalı yerlerde çalışıp görmüşler, yararını biliyorlar. Ama bizim duyduğumuz bu sarı sendikalar oluyor, patron yanlısı sendikalar… Bir tek onları duyduğumuz için sendikanın bize faydası olur olmaz falan filan… Açıkçası ben biraz karşıydım başlarda. Daha sonra Şivan başkanın yanına geçtik, çadıra, konuştuk. Bakınca bir şeylerin olduğunu veya olacağını gördük. Ondan sonra biz İrfan arkadaşımız, Hakan ve ben konuştuk ve bu işin peşinde koşturduk. Biz zaten Elastron olarak üretimde firesiz bir şekilde üyeydik, üretimde hiçbir eksiğimiz yoktu.
Demek istediğim şimdiki nesil daha ateşli. Eski nesil biraz garantici vs. Mesela eskiden sorarlardı “sigortan var mı?” diye. Yani sigortam olsun da ne olursa olsun yaklaşımı öne çıkardı. Şimdiki nesil daha ateşli.
Alınteri: Mesela işini kaybetme kaygısı da çok duymuyor
Yok, onun için hiç önemli değil. Ben hakkımı alayım, paramı cebime koyayım… Şimdiki gençlik, daha cesaretli.
İrfan: Az önce Şivan başkan söyledi ya hep kanunla gittik, bir adım sonrasını da hesapladık diye. Yeni nesil öyle değil, hemen işi bırakalım diyor. Grev benim için en kolay iş, grev yaparsın çadırda kalırsın. Ama işi bırakmak da hemen çözüm olmuyor. Çoğu zaman suç işlemiş oluyorsun. Ama yeni nesil hemen bırakalım, şunu yapalım, bunu yapalım diyor. Yapalım, sıkıntı yok ama bir şekilde de yasalarla gitmemiz lazım.
Alınteri: Uzun soluklu olması açısından mı?
Tabii, bizim direnişimiz temiz oldu. Farplas direnişini biliyorsunuz. Çatılara çıkan oldu, içeriyi işgal ettiler, kendini atmak isteyen oldu, polis devreye girdi.
Alınteri: Polis burada devreye girseydi ne yapardı işçiler?
Biz o dereceye gelmedik, titiz gitmek zorundaydık. Bir de 3 arkadaşımız dışardaydı, onları o riske atamazdık. Ama tabi işveren katı bir şekilde yürüseydi biz de bir şekilde önlemimizi alacaktık.
Başka bir işçi: Gelseydi de farketmezdi!
Alınteri: Yani artık oturmuştu diyorsunuz
Aynen öyle. Herkes ne istediğini biliyordu.
İrfan: Başımızda 3 tane profesyonel sendikacı arkadaş vardı, sonuçta onları dinleyerek gitmemiz lazımdı. Kaba düzen gitseydik belki başarısız olacaktık.
Alınteri: Peki mesela işçiler arasında bölgecilik, siyaset vs. ayrımlar oldu mu?
İrfan: Direnişte biz ne siyaseti ortaya kattık ne bölgeyi vs. Direniş dedik ekmek için-alınteri için dedik. Direniş başka, memleket başka, sağ-sol başka… Öyle düşündük. Direnişimize her türden görüşten insan geldi, onaylamadığımız partiler geldi. Bir destek amaçlı hepsini kabul ettik, misafirimiz oldular. Öyle bir ayrımcılık olmadı.
Alınteri: O önyargılar da yıkılıyor değil mi
Evet
Başka işçi: Onlarla çıkıldı karşımıza, çıkılmadı değil. İşçilerden değil ama yukardan geldi. Ya diyor HDP gelmiş işte falan filan. Yönetimden gelen şeyler bunlar, ama aşağısı bayağı iyiydi.
Alınteri: 4 işletmeyle ve bu kadar uzun süreli bir direnişi sürdürmek sabır gerektiriyor değil mi?
İçerden büyük bir destek gelince insan sabrediyor doğal olarak. 4 fabrikayı aynı anda idare etmek daha zordu bizim için. İşveren mesela, fabrikalar arasında iletişimi istemiyordu. Arada duvar vardı, iletişim kurmamız zordu. Ama şimdi rahatız dolaşabiliyoruz.
Alınteri: Son olarak ne dersiniz, işçi sınıfının genel mücadelesi, çıkarları, örgütlenmesi açısından?
Örgütsüz çalışan işçilere seslenmek istiyorum. Birlik berberlik olduğu sürece yıkılmayacak duvar yok. Bunu biz gördük, daha önce de gördük. Birlik olduktan sonra her şeyi başarırlar. Örgütlensinler, örgütsüz çalışmak iyi bir şey değil. Örgütlü olduğunda en azından işveren tarafı insan yerine koymuş oluyor, görmüş oluyor. Bir saygınlığı oluyor. Sosyal haklarını, bütün haklarını almış oluyor. İş güvencesi olmuş oluyor. Bunlar çok önemli şeyler. Diyeceğim bu! Örgütlensinler, birlik olsunlar. Keşke herkes örgütlense!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!