Nikola Vaptsarov



Vaptsarov Mart 1942’de yakalanır ve aylarca süren işkencelere rağmen antifaşist mücadele veren arkadaşlarının planlarına dair hiçbir şey söylemez. Yargıç karardan önce son sözünün olup olmadığını sordu: “Memleketimin gerçek bir oğlu olarak tam bir bilinçle hareket ettim. Pişman değilim. Kimseden merhamet dilemiyorum.”


Bulgar komünist şair, işçi ve devrimci Nikola Vaptsarov, 1909 yılında Bansko’da dünyaya gelir. Ailesinin ısrarları sonucu Varna’daki Deniz Makine Okulu’nda eğitim almak üzere 1926 yılında Pirin Dağı’nın eteklerindeki bu kasabayı terk eder. Makine teknisyeni olan Vaptsarov, tarihi Drazki torpido gemisiyle neredeyse bütün Doğu Akdeniz limanlarını gezme fırsatı bulur: İstanbul, Famagusta, İskenderiye, Beyrut, Port Said, Hayfa…

Varna’daki okuldan mezun olduğunda küçük yaşlarından beri tutkunu olduğu edebiyat üzerine üniversitede eğitim almak ister. Ancak yaşamı boyunca peşini bırakmayacak ekonomik yetersizlikler buna engel olur, böylece Koçerinovo’da kâğıt fabrikasında çalışmaya başlar. Her ne kadar edebiyat üzerine okuma fırsatını yitirse de bu Vaptsarov’un, kendi deyimiyle “uykusundan çalıp” şiirler yazmasına engel olmaz. Aksine hayatı gibi şiiri de fabrikayla birlikte olgunlaşır. 1934’te evleneceği Boyka Vaptsarova ve işçi sınıfı mücadelesiyle de bu fabrikada tanışır. Kısa süre içinde Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) kadrolarına dahil olur. O yıllarda parti yoğun baskılar altında yeraltı faaliyeti yürütmektedir.

Nikola Vaptsarov (solda) ve Boyka Vaptsarova bir arkadaşlarıyla

Tabii bu süreç işten atılmasını da beraberinde getirir. Sofya’ya taşınan aile günlerini sefalet içinde geçirir. Tüm bu yoksulluk sonucunda Vaptsarovların dünyaya gelen ilk çocukları doğumdan kısa süre sonra hayatını kaybeder… İşin daha acı yanı, ailenin henüz birkaç günlük bu bebeği defnedecek parası dahi olmamasıdır. Ressam dostları Boris Angeluşev’in yardımlarıyla güçbela bir cenaze merasimi düzenlenir. Vaptsarov’un kendi sağlığı da pek parlak değildir. İspanya’daki Uluslararası Tugaylar’a katılmak ister ancak sağlık durumu gerekçesiyle parti tarafından kabul edilmez. Un fabrikasında ve demiryolu deposunda işçi olarak bulduğu işlerin ardından nihayetinde demiryollarındaki en ağır işlerden olan, buharlı lokomotifte ateşçi olarak çalışmaya başlar.

Şiiri de tam anlamıyla bu dönemde olgunlaşır. Hayatında duygularını bileyen ne varsa tereddüt etmeden yazıya döker: yoksulluk, mücadele, kavga, hüzün, yabancılaşma ve tüm bunların arasında yeşeren aşk. Gündelik heyecanların yüceltilmesine öfkelidir, öfkesinin nedenini açıklamayı da bilir:

[…] Çünkü hayat öylesine vurmuştu

ağır yumruğunu, hiç acımadan

bizim aç susuz ağzımıza,

bu yüzden dilimiz kaba ve kuru

Uyku saatlerinde geceleyin

çiziktirilmiş dizelerde

gül kokusu aramayın boşuna,

görürsünüz onları hep asık suratlı […]

Şiirlerini okuyan arkadaşlarının, yoldaşlarının ve işlerin Vaptsarov’u motive etmesiyle birlikte tek kitabı olan Motor Türküleri, “Nikolo Yonkov” mahlasıyla basılır. Basılır dediysek, başta sadece bin-iki bin adetle sınırlıdır. Genç işçi-şairin “asık suratlı dizeleri”, dönemin “gül kokulu” dizeler arayan burjuva edebiyatçıları tarafından hor görülür. Fakat tüm çıplaklığıyla bir işçi ağzından anlatılan dizeler, aynı dertlerden muzdarip diğer işçilerden büyük beğeni toplar.

II. Emperyal Paylaşım Savaşı’nın ilk yıllarında Vaptsarov BKP’nin görevlendirmesiyle işini bırakıp yalnızca parti faaliyetine odaklanır. Bulgar-Sovyet İşbirliği anlaşması için imza toplarken 1940 yılında tutuklanır ve Godeç’e sürülür. Sürgünden döndüğünde ülkenin koşulları da sertleşmiştir. Vaptsarov, liderliğini İspanya İç Savaşı’nda girdiği çatışmalardaki cesaretiyle bilinen Tsevenko Radyonov’un yaptığı BKP’nin Merkez Askeri Komitesi’nde göreve başlar. Göreviyse faşistlere karşı savaşan güçlere silah ve belge sağlamaktır.

Ancak Mart 1942’de yakalanır ve aylarca süren işkencelere rağmen antifaşist mücadele veren arkadaşlarının planlarına dair hiçbir şey söylemez. Üstelik sabotaj gibi ağır ithamlarla sorgudadır. Radyonov’un Haziran ayındaki infazının ardından Vaptsarov’un da içinde olduğu onlarca komünistin “yargılanma” süreci başlar. Karar günü mahkemede adım atacak yer yoktur.

Gerçeğin tüm haykırışlarına karşın kara kaplı kitap açılır: karar “infaz”dır. Vaptsarov diğer 11 arkadaşıyla birlikte yargılandığı günün akşamında, 23 Temmuz 1942’de kurşuna dizilir. Ölmeden önce arkadaşlarıyla birlikte cellatlarına karşı son sözleri, Bulgarların ulusal bağımsızlık kahramanı olarak gördükleri Hristo Botev’le bilinen “Kim ki özgürlük mücadelesinde düşerse, o ölmez” şarkısının dizeleridir.

Vaptsarov’un yakın arkadaşlarından Mladen Issayev mahkemedeki karar gününde bu militan komünist şair hakkında şöyle der:

Yargıç karardan önce son sözünün olup olmadığını sordu. Vaptsarov şöyle dedi: “Memleketimin gerçek bir oğlu olarak tam bir bilinçle hareket ettim. Pişman değilim. Kimseden merhamet dilemiyorum.” Üç gün sonra sabah saat 11’de ölüm kararı okundu. Vaptsarov son saatlerinin geldiğini hissediyordu. Ancak o sırada bile ölümden çekinmiyordu. Bana kahverengi kaplı bir defter verdi ve “Bunu iyi koru,” dedi. Defterde, hapishanede ve polis merkezinde yazdığı yeni şiirleri vardı… Ölüme giderken yoldaşlarımızı son kez öptük. Vaptsarov’un yanağından öperken ölümün yakınlığını hissettim. Ama çok sakindi, hatta gülümsüyordu. Elveda! dedi. Beni sıcak bir biçimde kardeşçe kucakladı.18

Vaptsarov’un annesi Elena Vaptsarova ise oğluyla son görüşmesini şöyle hatırlıyor: “Bana ilettiği son dileklerinden birisi de ertesi gün mezarına bir demet çiçek koymamdı. Ve cenazesi için harcanacak paralarla hapishanesindeki yoldaşlarına yiyecek alınmasıydı.”

Bu vedalaşmanın ardından kurşuna dizilmeden hemen önce yazdığı ve zorluklarla arkadaşlarına ulaştırmayı başardığı iki şiir vardır. Bunlardan ilki yoldaşlarınadır:

Amansızdır savaş, alabildiğine kıyasıya,

hani ne derler, destanlara yaraşır.

Ben düşerim. Gelir bir başkası. Hepsi bu.

Bu yolda kişinin ne önemi var!

Yersin kurşunu. Sonra solucanlar, kurtlar.

Çok basit bir şey bu ve akla uygun.

Hep senin yanında olacağız ama

ey halkım,

o gün

o fırtınada.

Ne yapalım, seni sevmişiz bir kere.

Diğer “Veda Şiiri”ni ise eşine ithaf etmiştir:

Karıma

Ara sıra uykunda geleceğim sana,

beklenmedik uzak bir ziyaretçi gibi.

Dışarda bırakma beni sakın,

beni sokakta bırakma,

sakın sürgüleme üstüme kapıları.

Usulcacık gireceğim içeri,

oturacağım ses çıkarmadan,

gözlerimi sana dikeceğim zifiri karanlıkta,

bakacağım doya doya yüzüne senin,

sonra çekip gideceğim, bir öpücük kondurup.19

Alternatif Çeviriler:

Yoldaşlara:

Kavga zor ve acımasız.

Kavga söylenenler gibi destansı

Ben yıkıldım. Ötekiler alır yerimi

Tek bir isim nedir ki?

Sonra idam tabutu-kurtlar

Basit bir mantık gidişi bu.

Fakat seninle olacağım fırtınada

Halkım, çünkü sevdik seni.

Eşine:

Karıma

Bazen geleceğim uykudayken sen

Beklenmeyen bir konuk gibi.

Sokakta bırakma beni

Sürgüleme kapıyı

Sessizce gireceğim yavaşça

karanlıkta dizip gözlerimi sana.

Yaş dolu gözlerimle bakıp

Öpeceğim seni ve ölüm…20

18. Erdal Alova, “Vaptsarov’un 70. Doğum Yılına Doğru”, Devrimci Savaşımda Sanat Emeği dergisi, Ekim 1979, sayı: 20.

19. Dünya ve Halk Demokrasi Şiirleri, çev. A. Kadir – A. Meriçboyu.

20. N. Vaptsarov, Motor Türküleri, çev. İ. Özdemirci (Odak Şiir). Eşine yazdığı şiirin farklı bir çevirisini kullanan Grup Ekin, bu şiiri 1993 yılında yayınladıkları “Gün Bizim” isimli albümlerinde seslendirmiştir. Yoldaşlarına yazdığı şiiri de Mehmet Celal “Fırtınadan Önce” albümünde, yine farklı bir çeviriyle seslendirmiştir.

[Aynı Öfkenin Çocukları, Kavel Alpaslan, Sel Yayıncılık]