Bahar isyancıdır; 8 Mart’la başlar su yürümeye fidanlara, 12 Mart’ta Gazi olur, küçülür gözde ölüm. 21 Mart’ta Newroz’a durur kitleler…
29 yıl önce Gazi ve1 Mayıs Mahallesi’nde faşizme boyun eğmeyerek bir direniş destanı yazıldı.
1995 Gazi Anti faşist Halk Direnişi, emekçi semtlerde birikmiş öfkenin devlete karşı patlamasının simgesi oldu. İşsizliğin, yoksulluğun ve özgürlük yoksunluğunun kırbacını yemiş emekçiler, bir mezhep çatışmasına kurban edilmek istendi. Emekçi semtlerinde kabarmış olan antifaşist kitle dinamiğini parçalama hedefiyle de yapay saflaşma üzerinden Alevi-Sünni çatışması tezgahlandı.
Gazi’nin Ümraniye’ye sıçrayan ateşiyle tutuşan sokaklarda gözüpek bir direnişle ölümsüzleşen 22 halk savaşçısını saygı ve özlemle anıyoruz: Halil Kaya, Mehmet Gündüz, Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, İsmihan Yüksel, Ali Yıldırım, Dilek Sevinç, Reis Kopal, Fevzi Tunç, Mümtaz Kaya, Genco Demir, İsmail Baltacı, Hasan Pugan, Hasan Sel, Sezgin Engin, Dinçer Yılmaz, Hasan Gürgen, Hakan Çabuk, Yaşar Aydın, Dilek Şimşek, Hasan Ersizer, Ali Yıldırım…
O dönem Emeğin Alınteri’nde aynı başlıkla yayınlanan yazıyı aktarıyoruz:
***
İlk Dersler
Günler vardır, durgunluk içinde ağır ağır akan on yıllara bedeldir. Gazi Antifaşist Halk Direninişi,mücadele tarihimize böyle geçecek. Gazi’de patlak veren, şehitler bedeli direnen ve çevresinde yeni kavga halkaları yaratan halk direnişi, Türkiye’de yeni bir dönemi açıyor.
Bunu yaratan nedir?
“Kitlelerin gözünde ölüm küçüldükçe zafer yakınlaşır.” Gazi’de faşist terör büyürken, ölüm küçüldü. Gazi halkı, şehitleriyle tüm emekçilere net bir mesaj verdi: “Diz çökerek yaşamaktansa dövüşerek ölmek yeğdir.” Mesaj alındı ve yaşama geçirildi.
“15 dakikada o kalabalık nasıl toplandı? Tertiptir!” diyorlar. O “kalabalık”, 15 yılda toplandı. 15 yıllık açlık, sefalet, işsizlik ve gelecek güvensizliğinin; durmak bilmeyen faşist zorbalığın, Gazi’deki polis terörünün biriktirdiği öfke patladı. Sınırlanmaktan bıkmış, ele avuca gelmeyen, önüne çıkan her engeli yıkma gücüne sahip, derin bir kindi bu.
Gazi, barikatlardan dönmedi, barikatları kendisi kurdu. Barikatını düşmana kabul ettirdi ve yarattığı mevziyi son ana kadar terketmedi. Onunki pasif, uzlaşmacı, karşıdevrimin ilk zorlamasıyla yüzgeri etmeye hazır, tansiyonun “davul zurna” ile düşürüldüğü kitle eylemlerinden akla kara gibi ayrılan bir direnişti. Bununla düşmanı boyun eğmeye zorladı.
Eylemin antifaşist karakteri belirgin ve baskındı. Önceki birikimi, komünistlerin ve devrimcilerin eylem içindeki etkisiyle -neredeyse içgüdüsel bir refleksle-, sağlıklı bir hedefe, devletin kendisine yöneldi.
***
Gazi Direnişi, devrim-karşıdevrim çatışmasında artık kendisinin başlangıç noktası olacağı bir dönemi açmıştır. Yarın devrimci kitle eylemi de, karşıdevrimci zorbalık da söze “Gazi’de nerede kalmıştık?” diye başlayacaktır. Bu halk eylemi, iç savaş olasılığını bağrında taşıyan süreçte her zaman belirgin bir kilometre taşı ve sıçrama noktası olarak anılacaktır.
Gazi Direnişi, en başta bu deneyin dersleriyle donanarak devrimci öncü tutuma sıkı sıkıya sarılmayı dayatıyor. Buna uygun davranılmalıdır.

Türkiye’de krizin ve çelişkilerin derinliği, kitleleri en küçük bir “vesileyle” dahi patlama noktasına getiriyor. Devrimci bir sıçrama için elverişli bir zemin sunan olağanüstü bir dönem yaşanıyor. Sürece bu siyasal öngörü ve ufukla bakış, örgütsel askeri ve psikolojik açıdan hazır olmayı, böylesi dönemlerin istediği güçlü refleks verme yeteneğini kazanmayı dayatıyor. Komünistler, tüm zayıflıklarına rağmen bu temel yönde bir netliğe sahi olmasalardı, sürece belli bir hazırlıkla girmeselerdi, Gazi Direnişi’nde yol gösterici bir konuma çıkmaları mümkün olur muydu?
Uzun bir yenilgi ve suskunluk döneminden çıkıyoruz. Bu, en küçük bir kazanım için dahi ağır bedeller ödeyeceğiz demektir. Bu bilinç ve ruhla hareket etmeli, bunu kitlelere de aşılamalıyız! Kavganın en büyük ürünü, kitlelerin devrimci ruh halinin örgütlü ve kalıcı hale getirilmesi olacaktır.
Örgütlenmeliyiz! Antifaşist komitelerde, savunma komitelerinde, her alanda, değişik işlevleri yüklenen örgütlülüklerde, kısacası tüm emekçileri örgütlemeliyiz. Gazi Direnişi, özellikle emekçi semtlerinde birikmiş patlayıcı maddeyi açığa çıkarmıştır. Direnişte en öne atılan, devrimci taktik ve sloganlarla en kolay buluşan dinamik, militan semt gençliğini örgütlemeliyiz! Düzeni en fazla korkutan işsizleri örgütlemeliyiz! Direnişte şehitleriyle de öne çıkan kadınları örgütlemeliyiz! Faşist zorbalık ve saldırganlığın her zaman hedefi olmuş esnafı örgütlemeliyiz!
Donanmalıyız! Dişine kadar silahlı karşıdevrim karşısında caydırıcı ve direnme gücümüzü artırıcı bir biçimde donanmalıyız! Bu zorunluluğu Gazi deneyinin dersleri temelinde tüm antifaşistlere, emekçilere kavratmalı ve uygulamalıyız!
Dayanışmayı örgütlemeliyiz! Dayanışma, Gazi Direnişi’ne coşku ve moral katmak, oradaki havayı yüksekte tutmakla kalmadı. Eylemlerin birbirine ilham kaynağı olmasını sağladı. Direnenin artık yalnız kalmayacağı, kalmaması gerektiği yönünde değerli bir miras bıraktı. Karşıdevrimi, beklemediği ölçüde genişleyen bir mücadele cephesi ile karşı karşıya bırakarak bölgede yoğunlaşmasını zayıflattı. Mücadelede dayanışma geleneğinin yerleştirilmesini, kavganın yerellikle boğulmaktan kurtarılarak tüm emek ve özgürlük güçlerine mâlolmasını sağlamalıyız!
Direniş boyunca en dikkati çeken zayıflık, işçi sınıfı cephesinden ses gelmemesi olmuştur. Tuzla Deri işçileri, Express Kargo işçileri dışında işçi sınıfı Gazi Direnişi’ne gönülden olmasa dahi fiilen uzak durmuştur. Kendisi de Gebze’de, Cemtaş’ta, Bursa’da, Ambarlar’da… aynı faşist yılanın tehdidi ve saldırısıyla karşı karşıya kalmış, tarihinde 16 Mart Katliamı’na karşı yaptığı 1978’deki Faşizme İhtar Eylemi yazılı işçi sınıfı, antifaşist kavganın dışında kalamaz! Sınıfın öncü misyonunu, dayanışma görevini yerine getirmesini engelleyen sendika ağalığı barikatı, bu olayda da bir kez daha ona engel olmayı başarmıştır, bu engeli yıkacağız!

İşçi sınıfını antifaşist mücadeleye kazanmalıyız! Bu, günün ertelenemez görevidir. Hiçbir komünist ve devrimci, sınıfın bugünkü atıl durumuna bakarak hareket etmemelidir! Sınıfı örgütlemenin, antifaşist mücadelede öncü misyonunu yerine getirmesini sağlamanın zorluklarından kaçınmak, yalnızca kolaycılık anlamına gelmez. Daha da önemlisi, onun devrimci potansiyellerine dudak bükmek demektir. Böylesi bir yaklaşımın sonuçları ise uzak ve belirsiz bir gelecekte değil, bizzat yaşadığımız süreçte karşımıza çıkacaktır. İşçi sınıfının ideolojik ve fiili öncülüğünde yürümeyen bir antifaşist halk hareketinde, hangi niyete sahip olursak olalım, mücadelenin sınıf eksenine oturması mümkün değildir. En yakın örnek olarak 12 Eylül yenilgisi vardır. 12 Eylül öncesinde proletaryayı herhangi bir “halk sınıfı” olarak gören ve onu örgütlemek için çaba harcamayan küçük burjuva halkçılık, semtlerle ve Alevi kitlesiyle sınırlanma kolaycılığına düşmüştür. Bu, yenilgiyi davet eden en temel nedenlerden biri olmuştur. Bugün, sınıfı örgütlemenin araçları elimizdedir. Bu araçları kullanmalı ve sınıfı antifaşist kavgaya kazanmalıyız!
Aynı durum emekçi memur hareketi için de geçerlidir. Reformist bürokratlar, memur hareketinin yeni Bayram Meral’leri olmuşlardır. “Uslu durursak bir şeyler koparırız” gibi iğrenç bir hesapla direnişin yanına bile yaklaşmamışlardır. Sözde, “yurtseverlik bilinci” ile 18 Mart’taki kendi eylemlerinden bile vazgeçmeleri, bunların sermayenin dayattığı “toplumsal uzlaşma”nın unsurlarından biri olmaya soyunduklarını göstermektedir. Reformist bürokratların maskesini indirerek emekçi memur hareketinin bunlarla hesabı bir an önce kesmesi, Gazi Direnişi’ni önümüze koyduğu bir başka görev olmuştur.
Gazi Direnişi, tasfiyeci yeni yasal particiler için de devrimci mücadelenin dışına düşme çanını çalmıştır. İP-Aydınlık hainleri, zaten baştan itibaren, olayları “Amerikan provokasyonu” diye niteleyerek MİT ağzıyla konuştular. Sözde devrimci geçinenler ise bu direnişte yoktular! Devrimci kitle eylemi, bunları, adları rejim tarafından polisiye bir alışkanlıkla söylenir duruma düşürdü. Kitlelerle aralarındaki açı büyüdü; yasalcı meşruiyet arayışlarının, kitle hareketinin ihtiyaçlarının ne kadar dışında ve uzağında olduğu açığa çıktı. Yeni Gazi’ler, bu açıyı daha da büyütecek; gün gelecek, devrimci kitlelerin karşısına dikileceklerdir.
Kuşkusuz Gazi Direnişi’nde devrimci güçlerin de kimi zayıflıkları oldu. Bu çapta ve militanlıkta bir kitle eylemi ile 15 yıldır karşılaşmamış genç ve deneyimsiz militanlar açısından bunu doğal karşılamak gerekir. Bu zayıflıklar, eylem içi örgütlülüğün derhal oluşturulamaması; bir kez oluşturulduktan sonra da derinlik ve yaygınlık yönünden zayıfı oluşu; çatışma ve çatışma arası dönemlerin organizasyonu ve donanım yetersizliği idi. Bunların tümü de kısa sürede aşılabilir eksiklerdir. Öte yandan devrimci örgütlülüğün daha zayıf olduğu alanlarda militanlık düzeyi daha düşüktü. Alevi dedelerinin buralarda etkinlik kurması daha kolay oldu. Aynı nedenle ordu, eylemler sürecinden yıpranmadan, hatta “tarafsız arabulucu” rolünde, kamuoyunda prim yaparak çıkma olanağını da buralarda daha kolay yakaladı.
***
Çürütücü durgunluk ve sınırlı eylem döneminden çıkılıyor. Kitlelerin ileriye atıldığı dönemler, sınırlı güçlerle dahi devrimci taktiğin onlara benimsetilebileceği süreçlerdir. Bu gerçeğin karşıdevrim de farkındaydı. Devrimci güçleri iyice daraltıp öncülük işlevini yerine getiremez hale getirme çabasındaydı. Gazi Direnişi’nin seyri, bizzat krizin kendisinin bu çabayı boşa çıkardığını kanıtladı. Biz, önde sıkıca durmalı, devrim dalgasını büyüterek karşıdevrimi köşeye sıkıştırmak için hem kökümüzü hem de gövdemizi beslemeliyiz! Gazi’deki Antifaşist Halk Direnişi’ne, orada şehit düşen komünist ve devrimcilere, emekçilere karşı görevimizi ancak böyle yerine getirebiliriz.
[Emeğin Alınteri, Sayı: 3, 20 Mart 1995]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!