Şubat Kültür Sanat Etkinlikleri’nin bu ayki konuğu Hrant Dink’in avukatı, yazar Fethiye Çetin’di. Yoğun bir katılımla gerçekleşen etkinlikte Fethiye Çetin’le “Anneannem”, “Torunlar” ve “Utanç Duyuyorum” kitaplarını konuştuk.
Şubat Kültür Sanat Kolektifi’nin açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte kolektifin sorularını yanıtlayan Çetin’i katılımcılar soluksuz bir şekilde dinledi. Etkinlik sonunda da görüş ve sorularıyla bunu sürdürdüler.
Çetin öncelikli olarak “Anneannem” kitabının ortaya çıkış serüvenini şu sözlerle anlattı: “Ben bir avukattım bir edebiyatçı değil. Dolayısıyla bir arkadaşımdan anneannemin öyküsünü yazmasını istedim. Arkadaşım ‘Hayır sen yazacaksın bu öyküyü’ deyince ‘yapabilir miyim?’ diye düşündüm. Tamam, çok iyi dilekçe yazıyordum ama -bu cümle sonrası salonda gülüşmeler yaşanıyor- bir öykü yazmak beni düşündürüyordu. Öncelikli olarak sessiz sakin rahat yazacağım bir yere ihtiyacım vardı. Bir arkadaşım yazlığının anahtarını verdi. Yazmak için bir laptopa ihtiyaç duyuyordum. Çünkü o dönemler bir laptopum yoktu. Başka bir arkadaşım laptopunu verdi ve böylece yazmaya başladım. Yazarken çok ağladım. Kitap bittiğinde Hrant ‘Bu kitabı biz basalım’ dedi. Bense, ‘Eğer siz basarsanız bu kitap bir Ermeni propagandası olarak algılanır, bu yüzden Metis’ten çıkacak kitap’ dedim. Durgun ve düşünceli bir ifadeyle ‘Haklısın’ dedi. Kitap çıktı ve çok kısa sürede ikinci baskıyı yaptı. Bu kitap sonrası birçok torun bana ulaşarak anneannelerinin hikayelerini paylaştı.”
Bu anlatının ardından Çetin’e “Anneannem” ve “Torunlar” kitaplarının yüzleşmenin altını kalın çizgilerle çizdiğini fakat inkâr ve ret politikalarının sadece Türkiye’de değil dünyada da hızla yükseldiğini, ırkçılığın ve faşizmin kanserli bir hücre gibi yayıldığını, böyle bir ortamda yüzleşmenin mümkün olup olmadığını sorduk.
Çetin, “Nasıl katı inkâr ve ret politikası uygulanıyorsa bu topraklarda, zaten kamusal alanlarda hiç konuşulmuyor, özel alanlarda da kulaktan kulağa fısıldayarak konuşulabiliyor. Dolayısıyla bu topraklarda yaşanan tüm katliamlar yüzleşmediğimiz için devam ediyor. Söyleyebilir miyiz şunu, ‘soykırım bitti tükendi orda kaldı’ diyebilir miyiz? Yürütülen Ermeni düşmanlığı politikaları söyleminden bağımsız mıdır bu ya da Kürt ve Alevi düşmanlığından bağımsız mıdır bu? Çünkü biz hiçbir suçla yüzleşmedik. Bir cezasızlık hafızası edindik. Bu hafıza neyi içeriyor, bazı bedenler gözden çıkarılabilir. Bazılarının mallarına el konabilir. Bazılarına haksızlık yapılıp hapishanelerde çürütülebilir. Dolayısıyla biz bunlarla yüzleşmek zorundayız, başka çaremiz yok” sözleriyle yanıtladı sorumuzu.
Türkiye’deki “sol”un gerek Ermeni Soykırımı gerekse Kürt sorunu karşısındaki duyarsız ve sosyal şoven tutumlarına da değinen Çetin, bu bahiste İbrahim Kaypakkaya’nın özel yerine işaret etti.
Ardından Fethiye Çetin’le “Utanç Duyuyorum” kitabını, Hrant Dink’e açılan dava süreçlerinde neler yaşandığını ve Hrant’la olan dostluğunu konuştuk.
Çetin, dava süreçlerini tüm ayrıntılarıyla dile getirdi. Hrant Dink’e, Agos Gazetesi’nde yazdığı Sabiha Gökçen ile ilgili sekiz serilik bir yazı dizisinin ardından, o yazı dizisindeki bağlamından koparılarak adeta cımbızla alınan birkaç cümleden dava açıldığını, bu süreçte hem Hrant’ın hem de kendisinin bu davadan mahkûmiyet çıkmayacağından emin olduklarını, çünkü suçlamanın yargının içtihatlarına aykırı olduğunu belirtti. Ancak yazıyı bilirkişi olarak inceleyen İstanbul Üniversitesi’nden hukukçuların dahi bu yazıda herhangi bir suç unsuru bulunmadığına dair raporuna rağmen dava devam etmiş, Hrant hakkında medyada bir linç kampanyası örgütlenmişti.
Anlatımına dava süreciyle devam eden Çetin, o dönemde birbirleriyle kavgalı olan askerler, ‘FETÖcü’ler ve iktidarın, mesele Ermeni düşmanlığı, Kürt düşmanlığı olunca nasıl bir araya gelerek birlikte hareket ettiklerini, Hrant’ın ölümüne giden yolun taşlarının elbirliğiyle nasıl döşendiğini anlattı.
Dava sırasında mahkeme koridorlarında Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz gibi birçok ismin boy gösterdiğine, mahkeme salonuna girişte Hrant, kendisi ve diğer avukatların nasıl linç edilmek istendiğine değinen Çetin, mahkeme sırasında dahi kafalarına bozuk paraların atıldığını ifade etti. Böyle bir dava sonrası bir otobüsle adliye önünden ayrılırken dahi dışarda bekleyen linç güruhunun otobüsü tekmelediğini, saldırdığını hatta aralarından birinin otobüs kaportasını dişlediğini gördüğünü sözlerine ekledi.
Çetin’in bu son sözleri salonda gülüşmelere neden oldu. Dava sürecini bu sözlerle özetleyen Çetin, tüm bu yaşananların herkesin gözünün önünde cereyan ettiğini, bunun üzerine Hrant’a güvenliği için yurt dışına çıkması gerektiğini söylediğini, ancak onun bunu reddettiğini belirtti.
Sohbet Hrant’ın katline giden sürecin anlatımıyla son buldu.
Sohbet sonrası İlmek Müzik Topluluğu Ermenice ezgilerden oluşan bir müzik dinletisi gerçekleştirdi.
Alınteri / Ankara
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!