Almanya 28 Sığınmacıyı Afganistan’a Geri Gönderdi



Solingen’de yaşanan saldırıyı fırsat bilen koalisyon ortakları, sınır dışı uygulamasını hızlandırmak istiyor


Almanya, Taliban’ın iktidara getirilmesinden bu yana ilk kez Afganistan’a 28 sığınmacıyı sınırdışı etti.

Almanya’nın çeşitli eyaletlerinden Leipzig’e getirilen 28 Afganistan vatandaşı Katar Havayolları’na ait bir uçakla sabah saatlerinde Leipzig’den Kabil’e gönderildi.

Federal Hükümet Basın ve Enformasyon Dairesi’nden (BPA) yapılan açıklamada Ağustos 2021’den bu yana ilk kez Afgan vatandaşlarının ülkelerine iade edildiği belirtildi.

Sınırdışı edilenlerin tamamının, “Almanya’da kalma hakkı bulunmayan, haklarında sınırdışı kararı verilmiş ve hüküm giymiş suçlu Afgan vatandaşları olduğu” belirtildi. Sınırdışı işleminin Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı tarafından 2 aydır hazırlandığı ifade edildi.

Sınırdışı işleminden hemen önce, hükümetteki koalisyon partileri mültecilerin sınırdışı edilmesi için yeni kararlar almıştı.

Düzenlenen basın toplantısında, İçişleri Bakanı Nancy Faeser (SPD) Almanya’nın “Çok yakında Suriye ve Afganistan’a sınırdışı işlemlerini gerçekleştireceğini” duyurmuştu.

Solingen’de bir hafta önce düzenlenen festivalde meydana gelen bıçaklı saldırıda üç kişi ölmüş, bazıları ağır olmak üzere sekiz kişi de yaralanmıştı. Saldırının faili olduğundan şüphelenilen 26 yaşındaki bir Suriyeli tutuklanmışı.

Göçmen karşıtlığında gelinen nokta: “Gerekirse Anayasayı değiştiririz”

CDU lideri Friedrich Merz ve “Sol Parti”nin içinden çıkan bir grup tarafından kurulan BSW (Bündnis Sahra Wagenknecht/Sahra Wagenknecht Birliği)’nin Başkanı Sahra Wagenknecht, Solingen’de yaşanan saldırıyı, Federal Şansölye Olaf Scholz’u göç politikasını sıkılaştırmaya çağıranlar kervanına katıldı.

Merz, özellikle Suriye ve Afganistan’dan gelenlerin kabulünün durdurulması çağrısında bulunmuştu. Ancak Alman Hükümeti Pazartesi günü yaptığı açıklamada Suriye ve Afganistan’dan mülteci kabulünün genel olarak yasaklanması yönündeki çağrıları anayasaya uygun bulmadığını söyleyerek topu diğerlerine attı. Hükümet sözcüsü Steffen Hebestreit şunları söyledi: “Bu, Anayasa’yı ve muhtemelen AB insan hakları düzenlemelerini de ihlal edecektir.”

Ancak Friedrich Merz, Salı günü düzenlenen Federal Basın Toplantısında taleplerini açıklarken “göç sorununu çözmek için” Anayasa’da değişiklik yapmaya da hazır olduğunu belirtti. Kendisine yöneltilen bir soruya cevaben “Tabu yok, tüm kurallar hakkında konuşabiliriz” dedi.

Merz, Almanya’ya göçü “sınırlandırmak” için Federal Meclis’te partiler arası yasal değişiklikleri bir sonraki oturum haftası gibi erken bir tarihte başlatmak istiyor. FDP ve Yeşiller olmasa bile CDU/CSU ve SPD’nin bunun için yeterli olacak çoğunluğuna atıfta bulunarak, “Koalisyonun iyi niyetli bölümleriyle” ortak bir yaklaşıma güvendiğini söyledi.

CDU lideri özellikle İkamet Hakkı ve Sığınmacılara Yardım Yasası’nın yanı sıra polis yasası gibi diğer düzenlemelerde de değişiklik yapılması çağrısında bulundu.

“Dublin Sözleşmesi” yeniden gündemde

CDU lideri, “Partim bu durum karşısında masum değil,” ifadesini kullanarak Angela Merkel’in 2015 yılında diğer Avrupa ülkelerinden Suriyeli mültecilerin Almanya’ya gelebilmesi için Dublin prosedürünü askıya alma kararına atıfta bulundu. Merz, “Göçü sınırlandırmalı ve Dublin prosedürünü uygulamalıyız. Almanya’nın dış sınırlarında iltica başvurusunda bulunan herkes geri çevrilmelidir” dedi. Ona göre bu yasal olarak mümkün. Ancak AB hukuku ile ilgili bir sorun yaşanması halinde, ya bunun değiştirilmesi ya da AB anlaşmaları uyarınca “Ulusal Acil Durum” ilan edilmesi gerekecektir.

BWP kurucusu (“Sol Parti”nin eski başkanı) Sahra Wagenknecht de Salı günü Federal Şansölye’ye selefi Angela Merkel’in (CDU) mülteci politikasından açıkça vazgeçmesi çağrısında bulundu. “Şansölye dünyaya bir dur işareti göndermelidir: Hoşgeldin kültürü sona erdi” dedi BSW Başkanı basına verdiği demeçte…

Şimdilik “Göçün sınırlandırılması, durdurulması” ya da “Oturum verilmeyenlerin sınırdışı edilmesi” görünümü altında atılan göçmen karşıtı adımların genişlik kazanması ve ırkçılığın körüklenmesiyle iç içe geçirilerek sadece sınır dışı uygulamasının boyutlandırılmasıyla da sınırlı kalmayacağı ortada. Daha şimdiden, göçmenlere verilen “Ekonomik-sosyal yardımların kesilmesi” gibi konular -faşist parti AfD’nin de aktif katılımıyla- hararetle tartışılıyor.