Vahşi Emek Sömürüsünü, Rant ve Talan Ekonomisini Konuştuk



Alınteri’nin Ankara’da gerçekleştirdiği panelde, ‘vahşi emek sömürüsü, rant, talan ekonomisi, ekolojik yıkım ve geleceksizlik’ konusu üzerinde duruldu. Araştırmacı gazeteci-yazar Bahadır Özgür ve İSİG Meclisi Ankara Temsilcisi Kansu Yıldırım’ın katılımlarıyla verimli bir etkinlik oldu


1 Mayıs’a giderken gerçekleştirdiğimiz panelde “Vahşi emek sömürüsünü, rant, talan ekonomisini, ekolojik yıkım ve geleceksizliği” konuştuk.

Etkinlikte araştırmacı gazeteci yazar Bahadır Özgür ve İSİG Meclisi Ankara Temsilcisi Kansu Yıldırım’ın panelist olarak yaptıkları çarpıcı sunumları 1 Mayıs öncesi çok anlamlı bir adım oldu.

Panel hem panelistler hem de 1 Mayıs’a giderken olması nedeniyle gençliğin ve emekçilerin yoğun katılımı ve ilgisiyle gerçekleştirildi.

Panelde ilk olarak sunum yapan İSİG Meclisi Ankara Temsilcisi Kansu Yıldırım çocuk işçilik ve MESEM’ler konusunda detaylı veriler aktarırken çocuk işçiliğin ya da proleterleşen çocuklar olgusunun son yıllara özgü yeni bir şey olmadığına vurgu yaptıktan sonra işçi sınıfının en örgütsüz kesiminin çocuk işçiler olduğunu belirtti.

İSİG Meclisi Ankara Temsilcisi Kansu Yıldırım öz olarak şunları söyledi:

Kapitalizm, gelişmeye başladığı andan itibaren her aşamasında her zaman ucuz işgücüne ihtiyaç duymuştur. Eskiden de çocuk işçiler çalışırken hayatlarını kaybediyordu ama çok gündem olmuyordu. Duyulmuyordu. Tarlalarda, bağda bahçede çalışıyorlardı. Kapitalizmin krizleri arttıkça MESEM’lerle birlikte çocuk işçilik sanayiye, fabrikalara, atölyelere girdi. Devlet çocuk işçi çalıştıracak olan patronları teşvik primleriyle ödüllendiriyor. Çocuk işçiler stajyer, çırak ve işçi olarak üç kategoride çalışırken aslında aynı işi aynı mesai saatlerinde yapıyorlar fakat farklı ücrete tabi tutuluyorlar. İçinde bulunduğumuz kapitalizm koşullarda MESEM’ler kapatılsın ya da yasaklansın demenin pek bir karşılığı olmadığını görerek belki MESEM’ler yeniden yapılandırılsın demek daha doğru olacaktır. Çünkü açlıkla, yoksullukla boğuşan ailelerin çocuklarının çalışmaktan başka seçenekleri kalmıyor.

Araştırmacı gazeteci-yazar Bahadır Özgür ise sunumunda 1 Mayıs 2025’e giderken kapitalist barbarlığın kendisini idame ettirmesi için işin doğası gereği yapması gerekenlere vurgu yaptı. Türkiye kapitalizmi özgülünde yaşanan ekonomik krizler, savaş politikaları, baskılar, yasakçı politikaların hiçbirine şaşırmamak gerektiğinin altını çizerken bütün bunların kapitalizmin doğasında içerili olduğu gerçeğini çarpıcı örneklerle ortaya koydu. Türkiye’de yönetim şeklinin asıl olarak şirket tarzı olduğu, bu yönetim şeklinin ortaklarının olduğu, yani hükümeti, ana muhalefetiyle birlikte çeşitli sermaye gruplarının kendi aralarında hem çelişkileri hem çıkar çatışmalarıyla birlikte kendini devam ettirmeye çalıştığı özellikle son 20 senelik dönemi ele aldı.

6-7 Ekim olayları, 15 Temmuz, kayyım politikaları ve en son seçim gelmeden seçimi çalma, gasp etme girişimleri yani 19 Mart’la başlayan süreçleri iyi okumak; 19 Mart sonrası süreçte ise toplumsal bir hareketin başlamasıyla nasıl sarsıldığını da iyi görmek gerektiğini vurgulandı.

Bütün bunların içinde işçi sınıfının direnişler, eylemler, grevleriyle gündeme geldiğinin altını çizerken 19 Mart ile başlayan gençlik hareketinin üniversitelerden sokaklara taşan geleceksizlik kaygısıyla reddiyeci bir isyanın önüne geçilememesi, ana muhalefeti bile sokağa sürüklemesinin son yılların en dikkat çekici gelişmesi olduğunu da görmek gerektiğine işaret etti.

Panelin ardından forum kısmına geçildi. Katılımcıların soruları ve katkı mahiyetindeki kısa konuşmalarıyla panel sonlandırıldı.

Ayrıca 2025 1 Mayıs’ına giderken 1 Mayıs’ın tarihinin masa başlarında uzlaşmalarla, icazetlerle değil sokak sokak, fabrika fabrika, eylemler, direnişler, grevlerle yazıldığı belirtilerek 1 Mayıs’ı yaratanlarla 19 Mart eylemlerinde gözaltına alınan ve hâlâ tutuklu bulunan 80 öğrenciye selam gönderildi.

Alınteri / Ankara