Cuma, 19 Haziran 2026

Gazze’de Hakikatin İnfazı: Enes Şerif’in Vasiyeti Soykırımın Tanıklığıdır



İsrail’in Gazze’deki soykırımı, yalnızca sivilleri değil hakikati de hedef alıyor. El Cezire muhabiri Enes eş-Şerif, son mesajında “Beni susturdularsa bilin ki gerçeklerden korktukları içindir” dedi ve ardında susturulamayacak bir tanıklık bıraktı


Siyonist İsrail Ordusu, Gazze’deki soykırımını yalnızca bombalarla değil hafızayı hedef alarak sürdürüyor. Bu kez Şifa Hastanesi yakınlarında, gazetecilerin görev yaptığı çadır hedef alındı. Birkaç saniyede kül olan çadırın içinde El Cezire muhabiri Enes eş-Şerif, meslektaşı Muhammed Kurayka ve üç kameraman yaşamını yitirdi.

Enes Şerif, ölümünden önce kaleme aldığı vasiyetinde şunu yazmıştı:

“Bu benim son mesajımdır. Bu sözler size ulaşırsa, İsrail’in beni öldürmeyi ve sesimi susturmayı başardığını bilin.”

Bu cümle, yalnızca bir gazetecinin ölümü değil bir halkın sesinin kasten susturulması anlamına geliyor. İsrail, Şerif’i “Hamas’ın hücre lideri” olmakla suçladı. Oysa Gazze halkı ve meslektaşları onu, “Gazze’nin en etkili basın emekçilerinden biri” olarak tanıyordu. Onun kamerası, açlıktan gözleri çökmüş çocukların yüzünde, yıkılmış evlerin tozunda, bombaların altındaki sessizlikte hep aynı hakikati kayda aldı: Bu bir savaş değil soykırımdı.

Hedef Hakikat

Bu saldırı, Netanyahu’nun “Gazze Şehri’ni işgal edeceğiz” sözlerinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Yani hedef yalnızca toprak değildi, hedef hakikati dünyaya taşıyan gözler ve dillerdi. Katar merkezli El Cezire, Şerif’in haberlerinin Arap dünyasında büyük yankı uyandırdığını, Batı kamuoyuna da ulaşarak İsrail’in işlediği savaş suçlarının belgelenmesine katkı sunduğunu açıkladı.

El Cezire, ekibinin imha edilmesine rağmen kararlı bir mesaj verdi:

“Bu haberler yine de dünyaya ulaşacak. İsrail Ordusu bu sesleri susturduğunu düşünse de, tam tersi olacak.”

Gazeteci ve Tanık

Enes eş-Şerif, yalnızca bir muhabir değildi Gazze’de yaşayan bir sivildi. Açlığın, bombardımanın ve karanlığın içinde, bizzat yaşadığı savaşı belgeledi. Defalarca hedef alındığını duyurdu ama çekim yapmayı bırakmadı. Onun kamerası, dünyanın görmesi istenmeyen gerçeği taşımaya devam etti.

Birleşmiş Milletler saldırıyı kınadı. New York merkezli Basın Özgürlüğü Vakfı, bunun uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu belirtti. Vakfın savunma direktörü Seth Stern şu sözleri kaydetti:

“Gazze’deki açlık ve acı görüntülerini, bu gazeteciler olmasaydı asla göremeyecektik. İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederek onları öldürüyor. Liderler sadece göstermelik kınamalarla yetinemez.”

Uluslararası İkiyüzlülük ve Susturma Politikası

Bu cinayet, İsrail’in uzun süredir uyguladığı sistematik susturma politikasının parçası. Gazetecilerin hedef alınması, savaş suçlarının belgelenmesini engellemenin en hızlı yolu. İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederken arkasını ABD ve Avrupa’nın koşulsuz desteğine yaslıyor. Emperyalist güçlerin liderleri “endişe” ve “kınama” kelimeleriyle yetinirken, milyarlarca dolarlık silah sevkiyatları devam ediyor.

Uluslararası medyanın önemli bir kısmı, İsrail’in söylemini sorgulamadan yayarak bu susturma operasyonuna zımnen katılıyor. Hakikati anlatan Filistinli gazeteciler ise ya öldürülüyor ya da internet kesintileri ve sansürle susturuluyor. Bu sadece bir basın özgürlüğü meselesi değil soykırımın görünmez kılınması stratejisidir.

Bir Halkın Emaneti

Enes eş-Şerif’in 6 Nisan 2025 tarihli son mesajı, bir halkın onurunu dünyaya emanet ediyor:

“Size Filistin’i emanet ediyorum. Müslüman dünyasının tacındaki mücevher, bu dünyadaki her özgür insanın kalbi. Size onun halkını, hiç hayal kurma fırsatı bulamayan masum çocuklarını emanet ediyorum. Zincirlerin sizi susturmasına izin vermeyin. Onur ve özgürlüğün güneşi çalınan vatanımızın üzerinde doğana kadar bu halk için köprü olun. Aileme bakın.”

Enes eş-Şerif artık yok. Ama kamerasından yansıyan görüntüler, İsrail’in yıkımına rağmen hâlâ dünyanın dört bir yanına ulaşıyor. Ve her kare, Gazze’de işlenen soykırımın susturulamayan tanıklığı olmaya devam ediyor.