Cumartesi, 22 Ağustos 2026

Esmahan Ekinci: Hepimizi Öldürmeyi Başaramadılar…



“12 Eylül işkencecilerini gördüm ama bunlar gibisini görmedim. O kadar rahat insan öldürüyorlardı ki… Resmen pikniğe gidecek bir aileye biftek hazırlayan kasaplar gibilerdi…”


Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde  26 Eylül 1999’da on devrimcinin vahşice öldürüldüğü, yüzlercesinin yaralandığı bir katliam gerçekleştirildi. Bu katliam 19 Aralık 2000’de Türkiye genelindeki cezaevlerine dönük gerçekleştirilen F tipi saldırısının provasıydı.

Katliam sırasında Ulucanlar’da bulunan Esmahan Ekinci başka bir yazısında şunları dile getirmişti:

(…)

Biftek hazırlayan kasaplar

Ulucanlar’ı da yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim; ben üç ayrı yerde işkenceden geçtim ancak böyle bir insanlık dışılıkla karşılaşmadım. 12 Eylül işkencecilerini gördüm ama bunlar gibisini görmedim. Onlar kirli savaşın insanlarıydı. Kürtçe konuşur, Kürtçe küfrederlerdi. Gerillaların göğsünü, kulaklarını kesen, parçalayanlardandı bunlar. O kadar rahat insan öldürüyorlardı ki… Resmen pikniğe gidecek bir aileye biftek hazırlayan kasaplar gibilerdi. İnsanların kafasını, ağzını rahatlıkla ezebiliyor ve bundan müthiş bir haz duyuyorlardı. Polislerde de işkenceden zevk alanları gördüm ama bunlar gerçekten bir kasabın et parçalaması gibi basit görüyorlardı yaptıkları şeyi. Bu kasaplar, karşısındakini insan değilmiş gibi hissettiriyorlardı; sanki hepimiz birer eşyaydık. Hepimiz raporlu insanlardık, türlü rahatsızlıklarımız vardı, öldürmek için vuruyorlardı bize, ama çoğumuz ölmedik… Cezaevi askerleri ve gardiyanlarını bazen bize ağlarken görürdük, zaman zaman yardım etmeye bile çalışırlardı. Onlardan bizi korudular resmen. Mesela ben ismimi söylemiyordum, bizim hiç sevmediğimiz bir gardiyan vardı, o beni dayaktan kurtarmak için ismimi söylemişti. Bize bu şekilde çaresizliği göstermek, hissettirmek istediler. Ama başarılı olamadılar.

Kurşunların karşısında hep beraber halaya durduk

Ulucanlar’da, katliamdan bir gün öncesinde koğuşta siyasetler toplanıp ranzalar arası mesafe hesabı yapmıştı. Kavga dövüş olmadı tabii ki ama ciddi tartışmalar oldu, koğuş santim santim ölçüldü… Ertesi gün, herkes kelimenin tam anlamıyla birbiri için canını feda etti. Bir önceki gün ranza mesafesi için tartışan farklı siyasetlerden devrimciler, siper yoldaşlarını korumak için kurşunların önüne atladılar. Mecazi değil, gerçek anlamda kurşunların karşısında beraber halaya durduk. Saldırı, bizim gücümüzü, dayanışmamızı ortaya çıkaran bir şey oldu. Onların hesap edemediği bu güçtü. Kirli savaşın en pisliklerini getirdiler ama bizimle, direnişimizle baş edemediler. Kimsede ne yılgınlık ne teslimiyet oldu. Hatta daha öncesinde bir siyaset idareyle görüşmüş, “Biz direniş olursa katılmayacağız” demişlerdi. Bizim kadın koğuşunda da o siyasetten tedaviye gelmiş gerillalar vardı. İdare katliam öncesinde koğuşa gelip o siyasettekileri siz eyleme katılmayacaktınız diye çağırdı ama bizim koğuştaki o gerillalar karşı geldi, yanımızda kaldılar. Hep birlikte direndik.

Vardık, varız, varolacağız!

Özetle, Ecevit’in programı çerçevesinde, devlet terörü bizi sindirip yıldırmak için uygulandı ancak yineliyorum, tarih tek taraflı yazılmıyor. Buca, Ümraniye ve Ulucanlar’da yapılan “provalar”da da, 19 Aralık’ta da planları boşa çıktı. Çünkü biz devrimciler vardık, varız ve her dönem varolacağız. Bu, kişilere bağlı bir söylem değil bilimsel bir olgudur; her oluş kendi karşıtını yaratır.

Alınteri