AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Beştepe’de düzenlenen Aile ve Kültür-Sanat Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada bir kez daha kadınları, LGBTİ+’ları hedefe çakarak doğurganlık oranlarındaki düşmeyi “felaket” olarak tanımladı ve “Bu ülkenin istikbalini düşünen hiç kimse buna kayıtsız kalamaz” diyerek “doğurun” çağrılarında bulundu.
Çok çocuk doğurmak için devletin sunacağı üç kuruşluk yardımlardan bahseden Erdoğan, doğum oranlarındaki düşmenin kadınların istihdama katılmasıyla ilgisi olmadığını da, düşen kadın istihdam oranlarına rağmen doğurganlıkta herhangi bir yükseliş olmamasıyla kanıtladı. Yani kadınlar hem doğursun, aile içinde rollerini yerine getirsin hem de ucuz işgücü olarak çeşitli formüllerle kapitalist üretimin parçası olsun demek istedi. Devasa oranlara denk düşen bakım emeğinin ağırlığını erkeklere yaptığı rolleri paylaşma çağrısıyla hafifletme formülü de buldu. Kreşten, çocuk bakımı için gerekli meblağlar ve ücretler arasındaki uçurumdan elbette bahsetmedi! Birinci çocuk, ikinci ve üçüncü çocuklar için yapılacak devlet katkısınıysa komik bile diyemeyeceğimiz rakamlarla bir lütuf olarak sundu!
Erdoğan’ın aşağıda bir bölümünü vereceğimiz konuşması her satırıyla kapitalist üretim, bakım emeği ya da yeniden üretim, nüfus oranları, genç nüfus havuzu ve kapitalist sömürü-rekabet ilişkisinin çarpıcı özeti niteliğinde.
İşsizler ordusu ya da bu ordunun sürekliliğini sağlayacak rezervin varlığı kapitalistlerin ücretleri pula çevirmekte dayandığı en önemli olgudur. Bunun kaynağıysa doğurganlıktır. Doğurganlık oranlarına birikim politikalarına/ihtiyaçlarına uygun olarak ayar vermek bu nedenle en önemli mevzulardan biridir. Bu ayar verme işi bazen iki çocuklu bir ailenin propagandasına bazen de üç hatta beş çocuklu ailelerin teşvikine tercüme olur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalist kapitalist sistem içinde kapladığı yer itibariyle bugün kadarki en önemli pazarlık kozu nüfusu, dahası genç nüfus havuzunun süreklileşmiş biçimde dolu olmasıydı. Bu olgu onun emperyalist işbölümü içindeki konumunun belirlenmesinde önemli bir pazarlık kozuydu: Asker ve ucuz işgücü kaynağı olarak…
İktidarın son yıllardaki özel “takıntılarından” birinin “çok çocuk doğurun” olması o genç nüfus havuzunun ülkeyi pazarlayacağı kritik eşiğin altına düşmüş olmaya başlamasındandır. Elbette aynı zamanda kontrol edilemez noktaya giden aile kurumundaki çözülme ve kapitalizmin ruhundaki cinsiyet hiyerarşisindeki bozulmanın önemli bir toplumsal kriz alameti olması ve bunun gerici-faşist bir ideolojik-kültürel hegemonya kurmakla aşılmaya çalışılmasının Türkiye’ye özel başka nedenleri de mevcuttur. Ancak en önemli neden ucuz işgücü rezerv ve marjlarının daralması, en çok övünülen “büyük ordu” mitinin kaynaklarının sınırlanmasıdır.
Erdoğan’ın kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını merkeze koyarak yaptığı “çok çocuk doğrusun” çağrılarını son olarak beş çocuğa çıkarması ve doğurganlık hızının 1,48’e düşmesini “felaket” olarak tanımlaması bundandır.
Erdoğan’ın konuşmasındaki önemli vurgular şunlar:
‘Nüfus artış hızımız azalıyor’
Sosyal medya ve dijital mecralarda insanla birlikte aileyi, toplum yapımızı ve mukaddes değerlerimizi hedef alan içeriklerle etkin şekilde mücadele ediyoruz. Daha önce çeşitli vesilelerle ifade ettiğim şu noktaya tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum. Nüfusumuz artıyor fakat nüfus artış hızımız azalıyor. Toplam doğurganlık oranı nüfusun kendisini yenileme seviyesinin altında gerçekleşiyor. TÜİK’in açıkladığı verilere göre geçtiğimiz yıl ölçülen toplam doğurganlık hızı 1,48. Şu anda bir felaketi yaşıyoruz. Bu oran nüfusun kendisini yenileme düzeyi olan 2,10 bandının çok altında. Geleceğimiz açısından alarm zilleri hem de çok yüksek sesle çalıyor. Bu ülkenin istikbalini düşünen hiç kimse buna kayıtsız kalamaz.
Sorun kadınların çalışması değilmiş!
2022 yılı verilerine baktığımızda istihdamda olan kadınların toplam doğurganlık hızının 1,38, istihdam sürecinde yer almayan kadınların toplam doğurganlık hızının ise 1,72 olduğunu görüyoruz. Yani çalışma hayatının doğurganlık hızı üzerinde sınırlı bir etkisi olduğu, istihdamda olmayan kadınların da çocuk sayısının düştüğü ortaya çıkıyor. Bundaki temel etken hiç şüphesiz, şehirde kadınların giderek daha fazla yalnızlaşmasıdır. Şunu bir defa burada açık açık söylemek durumundayım, beyler alınmasın, kusura da bakmasın ama kadınlar çocuk yetiştirme noktasında çoğu zaman eşlerinden gerekli desteği göremiyor.
“Önümüzdeki 10 seneyi Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak ilan ettik”
Doğum yardımlarımıza ivme kazandırdık. İlk çocuk için tek seferlik 5 bin lira, ikinci çocuk için 5 yaşını tamamlayıncaya kadar aylık bin 500 lira, üçüncü ve sonraki çocuklar için de 5 yaşını dolduruncaya kadar aylık 5 bin lira doğum yardımı yapıyoruz. 2026-2035 yılları arasını kapsayan dönemi, yani, önümüzdeki 10 seneyi Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak ilan ettik. Bugün aynı zamanda 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü. Türkiye olarak çocuklarımızın yaşam, eğitim, sağlık ve korunma hakkı ile ifade özgürlüğünü teminat altına almak için tüm gayretlerimizle çalışıyoruz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!