Leyla Sander
Yok artık tek tek sesleri yaşamın
Günün ayrı ayrı doğması yok
Yepyeni bir gök parçası büyüyor
Şimdi avuçlarımızda… (Adnan Yücel)
Rengarenk ipliklerin, aynı tornadan çıkmış onlarca makinanın doldurduğu alanda, her günkü biteviye iş yetiştirme telaşı çiziyor genel tabloyu. Yorgun yüzleriyle gencecik işçiler, ‘başka bir hayat yok önünüzde’ diyen duvarlara inat sımsıcak gülümsüyorlar. İnsan gözünü alamıyor onlardan, ellerimizde bildiriler, aslında gayet iyi bildikleri, etlerinde, tenlerinde duyumsadıkları, büyük bir çoğunluk açısından içselleştirilmiş gibi duran gerçeklerini nasıl değiştirebilecekleri doğrultusunda birkaç şey söylüyoruz dilimiz döndüğünce. Bir sözcük, bir mimik, bir hayal olsun çizmeye çalışıyoruz.
Hayal demişken… Simsiyah gür saçlarını özenle ayırmış, bildiriye gömülmüş yüzünde geniş alnı bize bir şeyler söylemeye çalışıyormuş gibi gelen şu genç kadın, adı nedir acaba?
Aslında aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hissediyoruz, bunu biliyoruz. Bunu bilmesek burada ne işimiz var. Aramızdaki fark sadece şu, biz ulaşmak istediğimiz dünyayı hayal ediyor ve ona ancak birlikte ulaşabileceğimiz bilinciyle onları da bu rüyaya dahil etmeye çalışıyoruz. Onlar neredeyse her gün bu öldürücü tempoyla mal yetiştirmeye çalıştıklarından başka bir şey düşünemez olmuşlar.
Bakışları ‘aynı yaşta olmalıyız’ diyor, ilk makina başında biraz hüzünlü ifadeli olan… Farklı aileler, farklı okullar, farklı deneyimler, farklı hayatlar işte aynı mekânda farklı misyonları benimsememiz aramıza az da olsa mesafelerin girmesinin nedeni belki de. Devrimciler buraya çok sık gelir bildiri vermeye, bize gelişmeleri açıklamaya, yol göstermeye… Ne zaman ki ben de sizinle birlikte başka atölyelere gidip o sorumluluğun hakkını verecek kıvama gelirsem o zaman önemli bir fark kalmayacak aramızda, mesafeler silinecek.
Aynı sınıf kavgasının farklı yerlerinde konumlanmış neferleriz oysa. İnsana yaraşır, insanın hak ettiği aynı dünyanın özlemi içindeyiz, belki engel çok aramızda ama ulaşmaya çalışıyoruz birbirimize ve mutlaka başaracağız, başarmak zorundayız. Yoksa bu törpüleyici devran tüketecek hepimizi ağır ağır, süründüre süründüre.
Yepyeni bir gök parçası büyüyor
Şimdi avuçlarımızda…
O “gök parçası”nı ellerimizi almak, günü ayrı değil hep birlikte doğurmak elimizde oysa. Madem aynı kölelik cenderesinde tüketilmeye çalışılıyoruz, madem yolu yok kurtuluşun tek başına, madem atölyeye kadar gelip mücadeleye çağırıyorsa birileri… “Yeter” dediğin yerde yanı başında durup gözlerinin içine bakıyorlarsa… senin ışığına ihtiyaç duydukları içindir.
Kaldır başını bildiriden, yaşamının rotasını çizen bu sefalet günlerine son vermek için nerede ne zaman ve nasıl harekete geçeceğine karar ver! Bütün bu sorgulamalar, bu alıp alıp vermeler onun yolunu döşüyor, farkında mısın?
Güzelim kara saçlarını, meraklı gözlerini makinaların arasında dolaşan bu insanların gözlerine çevir; neden buradalar, ne yapmaya çalışıyorlar?..
Bu iş yetiştirme telaşı hiç bitmeyecek ve sen “hah tamam, bitirdim” dediğin anda yenisi başlayacak. İnsanı insanlıktan çıkaran iş temposu, hayatın başka hiçbir alanı için zaman bırakmayacak. Düşün bak, öyle değil mi?
Kaldır başını şimdi, her gün yaşadığın için çok iyi bildiğin bu tabloya bir de başka bir gözle bakmaya çalış. O zaman göğü kucaklayıp getirmeye uğraştığımızı göreceksin.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!