Lale: Özgürleşmiş Bir Ruh



Lale Çolak yoldaşı 2000 Ölüm Orucu eyleminin 222. günü ölümsüzlüğe uğurladık


Tekstil işçisiydi, çocuk denecek yaşlarda TİKB ile tanıştı. 1991 yılının Ekim ayında yazılama yaptığı gerekçesiyle polis tarafından kolundan vuruldu, tedavi edilmeden tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderildi, bir süre sonra tahliye oldu.

Tutukluluğunun dördüncü yılında bu kez 19 Aralık 2000 “Hayata Dönüş Operasyonu”yla Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi. Burada 14 Mayıs 2001 tarihinde F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucuna başladı. Kısa bir süre sonra, Sağmalcılar Cezaevi Hastanesi’ne sevk edildi. Ölüm orucunun 222. gününde, 20 Aralık 2001’de bilincini yitirene dek burada kaldı. Aynı gün tahliye kararı çıkan Lale Çolak, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı, 18 gün sonra, 8 Ocak 2002’de yaşamını yitirdi.

Lale bir dünyaydı; bizim dünyamızın bir bedende dile gelişi, özümsenmiş Marksist Leninist bir bakış açısının yapıp edilen her şeyde kendini konuşturması, özgürleşmiş bir ruhun bütün engellere, bütün yok etme çabalarına rağmen inatla tek bir amaca akışıydı. Onu, insanlığın geleceğini müjdeleyen gözlerindeki ışıltıyla anacağız!

2022’de ilgili yayınlanan “Çitlerin Olmadığı / Bir Ölüm Orucu Direnişi’nin Güncesi” kitabından onun son günlerinde kaleme aldığı mektuplardan kimi seçmeler ile durumunu başka yoldaşlara ileten refakatçilerinin yazılarını yayınlıyoruz:

16 Kasım 01 / Hastane-188. gün

Canım Güler

Bak sana beğeneceğine neredeyse yüzde yüz emin olduğum bir fotoğraf gönderiyorum. Eski Topkapı surlarının olduğu mekân. Tabii yıllar öncesine ait bir resim. Topkapı’daki satıcılar, hızla koşturup duranlar, işportacılar, yankesiciler… Şimdi böyle değil buralar. Ben dışarıdayken değiştirilmeye başlanmıştı ki şimdi iyice farklılaşmıştır. Beni de yıllar öncesine götürdü bu resim. Çocukken annem işe giderken çoğunlukla beni de yanında götürürdü yardım etmem için. Uzunca bir dönem Taksim-Gümüşsuyu’nda çalışmıştı. Biliyorsun, surların iç tarafında Taksim-Topkapı otobüsleri kalkıyor. 2-3 günde bir sabahın köründe düşerdik yollara. Fotoğraftaki görüntüler tam o yıllara ait ve o kadar tanıdık ki, çok hoşuma gitti. Özellikle akşam vaktinin kalabalığı müthiş eğlenceli gelirdi bana. […]

***

Tarihsiz mektup104

Canım yoldaşım merhaba,

Evet, haklısın, sana yazmakta geciktik. Elimdeki yaralar nedeniyle mektup yazma işlerini şimdilik erteledim. Yine de seni merakta bırakmamalıydık. Genel bilindik şeylerin dışında iyi olduğuma emin olabilirsiniz. Annem ilk kez bu görüşte ağladı. Ama hızlı toparlandı. Dışarıda delicesine bir poyraz var. Camlar büyük. Ve camlardan bir o yana, bir bu yana sallanan, rüzgâra, fırtınaya karşı ayakta durmaya çalışan ağaçları izlemenin zevki bambaşka. Bizi merak etme. Tüm yoldaşlara sevgiler. Sevgi, özlem ve yoldaş sıcaklığıyla kucaklıyorum.

Görüşeceğiz, Lale

***

23 Aralık 01

Merhaba sevgili y.’lar,

[…] Geçen hafta Lale’nin tahliyesini, bilincinin kapalı olduğunu yazmıştım. Bakırköy’e gelince bilincinin açılmış olduğunu öğrendim. Çok ayrıntılı bilmiyoruz henüz ama en azından açılmış olması bile beni rahatlattı. 20 Aralık sabahı kalktığında -aslında gece hiç uyumamıştık çünkü ateşi 39.5 dereceye kadar çıkmış ve ancak sabaha karşı 38’e düşürebilmiştik- üzerinde ateşli bir gecenin yorgunluğu vardı. Yorgunluk ve halsizlik dışında bir şeyi yoktu.

Öğle üzeri biraz dinlenmek için uyumaya çalışıyordu ki, sabah beni kontrole gelen doktorun Lale’yi o halde görünce kaygılanıp Kartal hastanesine acil sevk yapmış olduğunu öğrendik. Hastanenin sorumlu komutanına gitmek istemediğini iletti Lale ama hastane doktorları çok telaşlanmış ve mutlaka göndermek istiyorlardı. […] Bu da onu iyice yıprattı ve yordu. Akşamüzeri saat 16.30 civarında pes edip gittikten sonra da dinlenemedi. Çünkü gün boyunca düzenli bir sıvı alımı olmamıştı ve ben bir şeyler içirmeye çalışıyordum. Saat 6 sıralarında ise bilinci kapandı. Sadece kız kardeşi -refakatçisi- Dilek’in isminin geçtiği cümlelere tepki veriyordu. Agresif tepkiler de gösterdi ara ara, özellikle konuşması ve bir şeyler içmesi için ısrarlarıma.

20.30 sıralarında tahliye haberi geldiğinde biz hâlâ bilincini açmaya çalışıyorduk. Hazırlarken de uğraşlarımız devam etti, o sıralarda sadece kırmızı kazağının giydirilmesine tepki verdi. […] Petek’le birlikte bekliyor ve hem Lale’den, hem de diğer yoldaşlardan haber almaya çalışıyoruz. Güler y. Son kart ve mektuplarınıza (Lütfiye yoldaşın mektubu) elindeki yaralardan dolayı cevap yazamamıştı, ben de tembelliğim ve biraz da yoğunluğumdan dolayı yazamadım. Mektupları yanıtlayamadığı için üzülüyordu Lale ama yoldaşların anlayacağını biliyordu.

Şimdilik bu kadar deyip, sevgi ve özlemle kucaklayarak bitiriyorum.

Sevgiler, Filiz Gülkokuer

***

“Açlık Grevi’nin 15’li günlerindeyiz, su yok. Sıcak su hiç yok, şeker yok, tuz yok. Ama öyle bir direnişten gelmişiz ki bunlara ihtiyacımız da yok. Onları düşündüm, üstümüzü başımızı temizlemek zorundayız, biz insanız, hayvan gibi yaşayamayız. Banyoya girdim. Sözde nöbet tutuyorum. Nöbeti filan bıraktım. Bu saatten sonra gelip de bize ne yapacaklar ki? Gelsinler yapsınlar.

Banyoya girdim, yıktım bir leğen. Soyundum iyice bir. Sonra sulara tuttum, üstümü başımı. Dünya kadar çamur aktı, aktı ama nereye? Onları boşa hiç harcamadım. Çünkü limon öyküsünü tasarlıyordum. Onları leğenin içine akıttım. Dünyanın çamuru birikti… Sonra gün geldi çamurları dışarı çıkardım.

Kar yağıyordu, yağmur yağıyordu. Hava açtı, hava kapalıydı, havalandırdım onları, berbat kokuyordu, gazdan berbat durumdaydı çünkü hepsi.

Gün geldi, bahara döndü ortalık. Kokladım, güzel kokuyordu, gaz kokmuyordu… Sonra onun içine çaylar, ıhlamurlar, naneler serptim, karıştırdım. Kokladım, güzel kokuyordu. İdare bize limon veriyor, çay veriyor, şeker veriyor. Açlık grevindeyiz ya, su veriyor. Limonlar iki amaçla kullanılıyor ya, limonata için ya da haberleşme için. Ben kendi payımı ayırdım, çekirdeklerini aldım sadece. En güzellerini, en irilerini seçtim. Günün birinde, Şubat’ın 28’inde cemre iki yere düştükten sonra limonun çekirdeğini toprağın gövdesine usulca bıraktım.

Gün geldi, bahar geldi. Gün geldi içimizdeki bahar dışımıza vurdu, taştı cezaevinden. Gün geldi limonu dışarı çıkardım, limon olduğunu bilmeden kimse… Güneş altında gerildi, semirdi, serpildi durdu.

Gün geldi, “Lale” müjdeyi verdi… Limon göğe doğru ilk adımını atmıştı, bir filiz halinde…

Şimdi düşünün; onca dayak, onca işkence, onca baskı… Ama direnişin içinde filizlenen limon çekirdeği… Onlar hiçbir şeyden değil, onlar yaratıcılığımızdan korkuyorlar… Onlar dünyayı yaratma azmimizden korkuyorlar… Onlar limon çekirdeğinden korkuyorlar. Limonun yeşermesinden, büyümesinden, dünyayı sarmasından korkuyorlar. Onlar bizden korkuyorlar.”

Oya Açan

(Görüşeceğiz / Lale’den alınmıştır.)105

104 Lale Çolak’ın bugüne ulaşabilen mektuplarından sonuncusu 16 Kasım 2001 tarihli olsa da neredeyse bilincinin kapandığı 20 Aralık’a kadar (222. gün) bedenini zorlayarak, giderek kısalmak zorunda kalan mektuplar yazdığı biliniyor. Aynı gün verilen tahliye kararıyla Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı, 18 gün sonra 8 Ocak 2002 tarihinde yaşamını yitirdi.

105 Görüşeceğiz / Lale: 2004 İFSAK En İyi Belgesel Film Ödülü alan belgesel, yönetmen: Dilek Çolak, 2003. Belgesel çevrimiçi platformlardan izlenebilir.

[Çitlerin Olmadığı… / Bir Ölüm Orucu Direnişi’nin Güncesi, Lale Çolak, Sel Yayıncılık, 1. Baskı Ocak 2022]

Lale Çolak: Ölümsüzleşmenin anlamı

Şiir tadında yaşayan kadın

Görüşeceğiz Lale “Çitlerin olmadığı” o güzel dünyada

LALE: Hedef bilinci ve sınır tanımazlık

Lale: Hiç gitmedim ki

Lale Çolak: Ölümün anlamı yaşamda gizlidir