Ulrike Meinhof: Entelektüel Militanlığın Vücut Bulmuş Hali



“Silahlanmayan ölür, ölmeyenlerse canlı canlı cezaevlerine gömülür”


Yolu 1970’lerde yazdığı eleştirel bir yazı nedeniyle Andreas Baader’le kesişen Ulrike Meinhof, RAF’ın kurucularından biridir. 1970’te, sadece söz söylemenin bir hükmünün olmadığına kanaat getirerek, kalemle başladığı politik mücadele hayatını silahla sürdürmeye karar vermesi, Meinhof’u vicdanlara seslenmek yerine, kapitalizme karşı doğrudan eyleme girişmenin sembolü haline getirdi.

Temel hakların çıkarılmak istenin olağanüstü hal yasalarıyla tehlikeye düşmesi Ulrike Meinhof’u sadece genç Alman demokrasisi için kaygılandırmakla kalmıyordu; ona göre böyle bir gelişme, Almanya’da henüz aşılamamış “faşizm” demekti. Ancak Ulrike, faşizm sözcüğünü kullanırken sadece Nasyonal-sosyalizmin tarihsel fenomenlerini değil, modern kapitalist toplumda, otoriter, özgürlükleri sınırlayan, savaş çığırtkanlığı yapan, baskıcı eğilimlerin hemen hepsini kastediyordu. Hatta Hitler ve faşizm sözcüklerini çoğu kez ‘insanlık dışı’ ya da ‘insanlığı küçümseyen’ anlamında kullanıyordu. Yazılarında örneğin nükleer tehdidin, ‘Hitler ölçeğinde bir suç’ olduğunu belirtirken ya da ‘atom bombasının Auschwitz’deki gaz odalarının teknik mükemmelliğe ulaşmış hali olduğunu kavramamızın zamanı geldi’ diye yazarken ‘yeni faşizm’e vurgu yapıyordu.

…90’lı yılların başlarına kadar RAF, politika ve ekonomi çevrelerinden, aralarında Siemens yöneticisi Karl-Heinz Beckurts, bakanlık direktörü Gerold von Braunmühl, Deutsche Bank sözcüsü Alfred Herrhausen ve yeddi Emin şirketi sefi Detlev Carsten Rohwedder’in de bulunduğu önemli temsilcileri cezalandırdı.

1971-1981 yılları arasında Federal Kriminal Dairenin başkanlığını yürüten Horst Herold, Mayıs 2000’de RAF-Devlet çatışmasının sonuçlarını rakamlarla açıkladı. Her iki taraftan 67 ölü, bir kısmı ağır 230 yaralı; 500 milyon Mark maddi zarar, RAF’la mücadele için harcanan milyarlarca Mark, 31 banka soygunu ve bu soygunlarda el konulan toplam yedi milyon Mark, polisin deşifre ettiği 104 örgüt evi, 180 çalıntı oto, polisin ele geçirdiği ve kanıt olarak kullanılan bir milyondan fazla para, silah, patlayıcı, on bir milyon sayfa soruşturma dosyası: terörist bir örgütte üyelikten hüküm giyen 517 kişi, bu örgütü desteklemekten hüküm giyen 914 kişi. (Suddeutsche Zeitung, sayı: 116/2000)

Entelektüel yeraltı savaşçısı

Ulrike Meinhof 1934 yılında Oldenbug’da doğdu. Marburg ve Münster üniversitelerinde felsefe, pedagoji, sosyoloji ve Alman Dili ve Edebiyatı okudu. 1956 yılında yasaklanmasının ardından üye olduğu Almanya Komünist Partisi’nden 1964 yılında ayrıldı.

1959-1969 yılları arasında konkret dergisinin yazar kadrosunda yer aldı. Hessischer Rundfunk için radyo haberleri ve röportajlar hazırladı, 1994 yılına dek sansüre takılan Bambule adındaki televizyon oyunun senaryosunu kaleme aldı.

1970 yılında yeraltına geçerek şehir gerillası Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun kurucuları ve önderleri arasında yer aldı. 1972 yılında yakalanarak, hücresinde asılarak öldürüldüğü 1976 yılına kadar Stammheim Cezaevi’nde tecrit koşullarında yaşadı.

“Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim”

15 Haziran 1972’de Ulrike Meinhof polis tarafından yakalandı. 4 yıl boyunca tecritteki hücresinde tek başına kaldı. 1976 yılına gelindiğinde bir intihar süsü verilerek Alman devleti tarafından hücresinde katledildi.

Daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda, ölümünün ardından Alman devletinin Meinhof’un beynini çıkararak sakladığı anlaşılacaktır. Toprağa verildiği 15 Mayıs 1976’dan tam 26 yıl sonra, 1976’da kafatasından çıkarılmış olan beyni, 2002 yılında mezarına konulur.

Akıllarda ise kızlarına yazdığı mektuplarından birinde sarf ettiği o ünlü cümle kalır: “Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim”.

[Protestodan Direnişe, Ulrike M. Meinhof, Çeviren: Levent Konca, Sel Yayıncılık ile Versus Kitap’ın yayınladığı Üzgün Olmaktansa Öfkeli Olmayı Yeğlerim başlıklı kitaplardan yararlanılmıştır]