Ulucanlar Katliamı’na karşı devrimci direnişin 27 yılında Alınteri, BDSP, Devrimci Parti, Partizan (Özgür Gelecek), TAYAD’lı Aileler Ulucanlar Hapishanesi önünde bir araya geldik, basın açıklaması yaparak ölümsüzleşenleri andık.
Basın açıklaması öncesinde yapılan konuşmada Devletin Ulucanlar Hapishanesi’nde neden katliam yaptığı, neyin denemesi olduğu teşhir edilerek bu katliama karşı devrimcilerin, komünistlerin görkemli bir direnişle karşılık verdikleri için devrimci iradeyi teslim alamadıkları ve asla teslim alamayacakları vurgulandı. Konuşmanın ardından basın açıklamasına geçildi:
🚩Ulucanlar Katliamını ve Direnişini Unutmadık, Unutturmayacağız!
Ulucanlar Katliamı’na karşı devrimci direnişin 27 yılında Alınteri, BDSP, Devrimci Parti, Partizan (Özgür Gelecek), TAYAD’lı Aileler Ulucanlar Hapishanesi önünde ölümsüzleşenleri andı👇 pic.twitter.com/4aLOZFZNvL
— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri5) September 26, 2026
ÖLDÜLER YENİLMEDİLER
Emperyalizm, Türkiye’de devrimci mücadelenin yükseldiği her eşikte işbirlikçi devlet ile birlikte işçi emekçilere, ezilen halklara ve devrimci tutsaklara azgınca saldırıp katliamlarla teslim almaya çalışmıştır.
Hapishaneler ve devrimci tutsaklar mücadelenin bir parçası olmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş, büyüyen mücadele pratiği faşizmin her zaman korkulu rüyası ve hedefi olmuştur.12 Eylül faşist darbesiyle birlikte devrimcileri işkenceyle teslim almaya çalışmış, tutsaklar Metris ve Diyarbakır hapishaneleri başta olmak üzere zulme karşı şehitler pahasına direnmiştir. 1984 Ölüm Orucu ile başlayan cuntaya direnme geleneği, 1996 ve 2000 ölüm oruçları ile sürmüş, geçen bu süreçte her eşikte saldırılar ve katliamlar direnişler ile durdurulmuştur.
19 Aralık Katliamının provası niteliğinde olan faşizmin bir saldırısı daha Ulucanlar’da 26 Eylül 1999 tarihinde gerçekleşti. Yüzlerce devrimci tutsak bu saldırıyı tüm inanç ve direnciyle göğüsleyerek direnişi sürdürdüler. On devrimci tutsak işkenceyle katledildi, cenazelerine bile tahammül gösteremedi katledenler. Yüzlerce tutsak yaralandı. Ulucanlar’ın duvarlarından hâlâ kan sızıyor. Ne ilk ne de son olan bu katliam devletin hücre politikasını rahat uygulayabilmek için devrimci tutsaklara gözdağı vermesiydi. Ama devrimci tutsaklar devletin bu tür saldırılarının 1996’daki Ölüm Orucu direnişinde ya da Ümraniye ve Buca hapishanelerinde olduğu gibi bedenlerini barikat yaparak püskürtmüşlerdir. Çünkü onların bedenlerinden başka silahları yoktur hapishanelerde. Onların en güçlü silahı, yaşatmak için ölümü göze alan bir bilince sahip olmalarıdır. İnançları, kararlılıkları ve cesaretleridir. Bunları korumak için ölmeyi göze aldıkça hep özgür kalacaktır.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerinin bile izleyemedikleri görüntüleri yaratanlar değil, yaşayanlar cezalandırılacaktı. Bir yandan tutuklular hakkında dava açılırken diğer yandan TBMM İnsan Hakları Komisyonunun incelemeleri engelleniyordu. Katiller, katliamlarını kendilerine bile açıklayamıyorlardı. Yalan söylüyorlardı. Tutukluların birbirlerini öldürdüklerini söyleyebilecek kadar alçak ve ikiyüzlüydüler.
Devlet Ulucanlar’da çok açık bir şekilde katliam yaptı. Fakat bunu açıklayamadı. Yalan söyledi. Ulucanlar katliamının katillerine emirleri kimin verdiğinin açıklanmaması devletin acizliğidir. Oysa devrimci tutsakların direnişi berraktır, nettir. Katliamlar, saldırılar karşısında onların inançları, devrim ve sosyalizm davasına olan inançlarıdır. Devrimciler meşrudur. Meşru olmayan bu düzendir. İnandığı dava için, devrim için işçi emekçilerin, ezilen hakların özgürlüğü için mücadele eden, her şeyi göze alanları hiçbir güç yenememiştir. Ulucanlar’daki ölümüne direniş bunun kanıtıdır.
Katiller yine işbaşındaydı. Katillerin amacı sadece Ulucanlar’la sınırlı değildi. Kademe kademe hapishanelerin hepsine saldırmak, bütün devrimci tutsakları teslim almaktı. Burdur Hapishanesi’ne düzenlediği katliam girişimi, yine Bergama hapishanesine yönelik saldırılar yaşandı. Devlet bu katliamların hesabını vermeden devrimci tutsakları tümüyle teslim almayı planladığı hücreleri hayata geçirmeye çalışıyor. Devrimci tutsakların on yıllardır kan can bedeli kazandıkları hakları, savundukları inançları hücrelerle teslim alınmaya çalışılıyor. Onlar buna izin vermeyecekler. Bunun için ömürlerini ortaya koyacaklar. Devrim ve sosyalizm davası için bedenlerini ortaya koyarak geleceği örecekler, zafer kazanacaklardı.
Tabii sadece bu kadar da değildi amaçları. Katliamla devletin amaçladığı beyinlere korku tohumları ekmek, bu korku ile teslim almaktı. Çünkü sömürü ve saltanatlarının sürmesi buna bağlıydı.
İstiyorlar ki, emperyalistler ülkemizde elleri ceplerinde babalarının çiftliğinde dolaşır gibi dolaşsınlar.
İstiyorlar ki, açlığa, zulme, depremlere karşı bu halk en ufak bir başkaldırı göstermesin.
Onlar sadece devrimci tutsaklara değil bütün bir halka ‘teslim olun’ diyorlardı.
Devamında gerçekleşen 19 Aralık Katliamı ile birlikte devrimci tutsaklara dayatılan ‘ya düşünceyi terk et ya da öl’ çizgisi yine tutsakların direnişi ile parçalanmış, dört duvar arasından taşarak mücadeleyi büyütmeyi başarmıştır. ‘Neye mal olursa olsun bu proje hayata geçecek’ diyordu devletin bürokratları.
F Tipleri, Ulucanlar’da başlayarak onlarca hapishaneye yayılan sözde ‘hayata dönüş’ özde ise katliam olan saldırıların yegâne amacıydı. Bu amaç, ‘Avrupa standartlarına’ uygun olacak şekilde özenle icra edildi. Hapishanelerdeki zulüm, işkence ve hak gasplarına karşı bedenini açlığa yatıran onlarca devrimci tutsak, bombalar ve kimyasal gazlarla, diri diri yakılarak katledildiler.
DİRENİŞ TARİHİMİZE ONURLA YAZILAN YENİ SAYFALAR EKLEMEYE DEVAM EDİYORUZ
Onlarca katliam ve saldırılarına karşın bir an olsun devrimci iradeyi teslim alamamıştır. Bugün de teslim alma politikalarına Kuyu Tipi Hapishaneler’le bir yenisini eklemiştir. Kuyu Tipi Hapishaneler mimari bir tercih değil tutsakların beynini teslim almak için özel olarak yapılmış hapishanelerdir. Tecritin ağırlaştırılmış şekilde uygulandığı, havanın, güneşin bile giremediği, parmaklıkların dışında kalemin bile giremediği fens telleriyle kapatılmış hücrelerdir. Tutsaklar bu saldırılara karşı yine bedenleriyle direniyorlar. Gürkan Türkoğlu Süresiz açlık grevinin 260’lı günlerinde zorla müdahale işkencesiyle katledilmiştir. Bugün Gürkan’ın bıraktığı bayrağı diğer tutsaklar devralmış ve onurlu mirasını sürdürüyorlar.
Nasıl ki 12 Eylül cuntasının hapishanelerdeki teslim alma politikaları püskürtüldüyse,
Nasıl ki 1 Ağustos genelgeleri yırtılıp atıldıysa,
Nasıl ki 1991’de Eskişehir tabutluğu kapattırıldıysa,
Nasıl ki 1996’da Ölüm Oruçlarıyla Eskişehir Tabutluğu bir kez daha kapattırılıp, halka yönelik saldırıların önüne barikat olunduysa,
Nasıl ki 2000-2007’de Büyük Direnişle 122 şehit pahasına F tipi hücreler parçalandıysa
Bugün kuyu tipi hapishanelerde yine aynı görevle karşı karşıya kalan devrimci tutsaklar şehitlerimizin bize gösterdiği yoldan tereddütsüz yürümeye devam edecek, faşist baskı ve zorbalığı yaratan bu düzenden hesap soracaklardır.
Ulucanlar’da şehit düşen:
İsmet Kavaklıoğlu’nun
Aziz Dönmez’in
Ahmet Savran’ın
Habip Gül’ün
Ümit Altıntaş’ın
Halil Türker’in
Mahir Emsalsiz’in
Önder Gençarslan’ın
Abuzer Çat’ın
Zafer Kırbıyık’ın anıları mücadelemizde yaşayacak.
Alınteri, BDSP, Devrimci Parti, Partizan, TAYAD’lı Aileler
Basın açıklamasının ardından anma sloganlarla sonlandırıldı.
Alınteri / Ankara
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!