Nəriman Bakı
19-25 Aralık Erdoğan’ın yakın çevresindekilerin suçüstü hali ise 17 Eylül fon balonu AKP’nin bir bütün olarak suçüstü yakalanması halidir. Ancak 19-25 Aralık’ta “montaj bunlar” diyerek sıyrılabilen AKP bu sefer kendi eliyle kelle alma peşine düşecek gibi.
Ortalığa saçılan lağımın kokusu dört bir yanı sarmış olsa da bu patlamanın bir-iki günah keçisi feda edilerek köpükleştirilmesi riski hâlâ yüksek. Erdoğan ve Bahçeli’nin dünkü (29 Eylül) demeçleri bunun işaretleriyle dolu. Her ikisi de arsızca hâlâ “Cumhur ittifakına kurulan tuzak” sakızı çiğneyip dikkatleri CHP’li belediyelerdeki yolsuzluklara yönlendirme çabasında. Onun için fon patlamasındaki temel birkaç direği iyi çakmak gerekiyor.
Emperyalizme bağımlılık
Bu son borsa balonu Türkiye’nin uluslararası işbölümündeki yerinin bizzat emperyalist finans kuruluşları tarafından hatırlatılmasıyla “patlatılmak” zorunda kalındı. Aksi taktirde Türkiye’nin yolsuzluk endeksinde yeniden “gri liste” ye alınması yani “güvenilmez, yozlaşmış” ülkeler kategorisine düşürülmesi söz konusuydu. Bu da özellikle yabancı sermaye girişine, borç ve krediye ihtiyacı alevlenmiş olan ekonominin patlatılma riski demekti.
Uluslararası finans kuruluşu MSCI (Morgan Stanley Capital International) 23 Haziran 2026’da “şişirilen fonlar” konusunda bir uyarı yayınladı. Uyarı sadece borsada da oynayan fonların şişirilmesiyle sınırlı değildi. MSCI, şişen fonlara müdahalede bulunulmadığı takdirde Türkiye’nin “gelişmekte olan piyasalar kategorisinden düşürüleceği”ni bildirdi. Emperyalizmin Türkiye’yi hizaya sokmak için devreye soktuğu esas tehdit tam da buydu.
Siz bakmayın Saray’ın ve avanelerinin “dünyaya yön veren ülke Türkiye” hamasetine. Türkiye’nin dünya kapitalizm klasmanında burjuva iktisat diliyle “gelişmekte olan ülke” kategorisindedir. Sermayenin uluslararası çıkarlarını gözeterek konulan kuralların etrafından dolanarak işin içine kara para aklamanın da girdiği finans oyunlarına yeltenildiği için sistem Türkiye’yi çok sert rütbe indirimi ile tehdit etti.
Bu tehdit aslında hemen etkisi gösterdi. Bu uyarıdan bir ay sonra -20 temmuz 2026’da- Takasbank, TEFAS’ta (Türkiye Elektronik Fon Alım Satım) MSCI’nin istediği ve SPK tarafından onaylanan düzenlemeleri hayata geçireceğini duyurdu. Bundan tam bir ay sonra da -8 Ağustos 2026’da- Borsa İstanbul, Takasbank, MKK (Merkezi Kayıt Kuruluşu), TSPB (Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği) yapılan düzenlemeleri hayata geçirdi.
İşte bu düzenlemelerin hayata geçtiği 28 Ağustos’tan 16 Eylül 2026’ya kadar geçen 19 gün boyunca şişirilmiş fonlarda “şişen” hisseler “büyük yatırımcılar” tarafından satılarak muazzam bir sermaye aktarımı yapılmış oldu. Bu büyük satışlar ile fonlarda bir sorun olduğunu anlayarak elinde avucundakini kurtarmaya çalışanlar 17 Eylül’de suyu kurumuş bir kuyu ile karşılaştı. Şirketler “yükümlülüklerini yerine getiremez” duruma yani temerrüde düştü.
Burada şu şerhi koymak gerek: Emperyalizm “Türkiye’yi daha sağlıklı liberal bir ekonomi yapmak” için yani tabir-i caizse babasının hayrına uyarmaz. İşin içinde kara para aklama gibi uluslararası sistem açısından bir noktadan sonra “sınır aşımı”na giren nedenler olabilir. Sistem Türkiye’nin yularını bu yüzden çekmiş olabilir. İkinci olasılık olarak özellikle ABD ve Batılı bazı odaklar Rusya ve İran’a uygulanan ambargo ve yaptırımların etrafından dolanma niyet ve çabasında olanlara gözdağı vermek için burjuvazi içinde kontrollü bir yıkım ve sermaye aktarımı operasyonu çekmiş olabilirler. Tabii bir de AKP içindeki güç ve iktidar savaşında birileri birilerine “orada dur” demiş olabilir. Bunların üçü de mümkün olasılıklardır.
Paranın kaynağı: Kara para ve toplum
Fon krizinde gözden kaçırılmaması gereken ikinci sabit, fonların şişmesini sağlayan sermayenin kaynağına dairdir. Şişen fonlar halka arz edilmeden önce sermayesi büyük yatırımcıların katıldığı “kapalı” denilen bir havuzda yer alır. Son vurgunda bu kapalı havuzda bulunan büyük sermaye birbirlerine fon alıp satarak hisse değerlerini kısa sürede 1000 kat arttırmış, sonra halka açmışlardır. Ancak bu sermayelerin kaynağı nedir?
Bu kaynağın kara para olduğuna dair emareler oldukça fazladır. Türkiye’nin kara paranın aklanması konusundaki gevşekliğinden dolayı iki defa gri listeye girdiği hatırlanacak olursa bu ihtimal yüksektir. Diğer bir kanıt ise son fon patlamasındaki en büyük şirketlerden biri olan Tera Holding’le ilgili 2020-2021 yılında kara para soruşturmasının açılmış olmasıdır.
Hazırlık aşamasında çevrilen dalaverelerle fonlardaki hisseler 1000 lerce kat şişirildikten sonra “halka arz” yoluyla topluma açıldı. O hisse senetlerini bu aşamada alanların kaymak tabakasını AKP’li “çakal sürüsü” oluştursa da ağırlıklı kısmını kredi çekmekte zorlanan işletmelerden birikimlerini ev-araba gibi yatırıma dönüştürmek isteyen küçük tasarruf sahipleri oluşturuyor. Zaten geçinmekte zorlanan bu küçük tasarruf sahiplerinin genellikle 500 bin- 1 milyon lira arasındaki birikimleri “riski yok denecek kadar az” denilerek fon kazanının içine atıldı. Haziran ayında başlayan fonların hizaya çekilmesi sürecinde haberleri takip etmeyip sadece elindeki hisselerin şişirilen değerindeki yükselişe bakarak büyük getiri hayalinde olan bu insanlar 17 Eylül’de büyük bir yıkıma uğradı.
Fonlara sermaye olan kaynağın üçüncüsü ise daha geniş bir toplumsallığı içermektedir ki, burjuvazi esas bu alanın patlamaması için çırpınmakta ve gözlerden ırak tutmaktadır. İslamcıların faizsiz sermaye dediği katılım finans aracı: Evimciler.
AKP öncesi ve sonrasında İslami finans “faizsiz para” mottosuyla esas olarak banka biçiminde örgütlendi. Asya Bank, Kuveyt Bank, Albaraka Türk bu bankaların en bilinenleridir. Ancak son 10 yılda “katılım yoluyla” ev, araba, işyeri edinme vaadi ile sınırlı kredilendirme sistemi devreye girdi. Bu sistemde sisteme katılan her katılımcı kendisinden önceki katılımcıları finanse ederken, kendisinden sonrakilerinde kendisini finanse ettiği bir sistem kuruldu. 2026 itibariyle katılım finansa dahil olan kişi sayısı 1,5 milyonu aşmaktadır. Bu 1,5 milyon ağırlıklı olarak orta düzeyde geliri olup az da olsa birikim yapabilme kapasitesine sahip işçi ve emekçilerin bir kısmını içermektedir. İşçi ve emekçilerin bu bölüğü dişlerinden tırnaklarından biriktirdikleri ile ev, araba sahibi olmayı hayal ederken verdikleri paralar 800 milyarlık vurgun içinde bir pay olarak kaldı.
Fonların sermaye kaynağının bir kısmı da katılım firmalarının işçi sınıfı ve emekçilerden hortumladığı paralardır. Bu paraalar vurgun yapılabilmek için katılım finans şirketleri tarafından şişirilen fonlara aktarılmış ve satış fırtınasında hortumlanan paralar sermaye aktarılmıştır. Katılımevim’in sahibi fon krizinin büyük vurguncularından Tera Holding iken Birevim de fon vurgununun diğer büyük soyguncusu Pusula Holding’e aitti.
Krizin toplumsallaşma boyutunun büyüklüğünü fark eden AKP, Emlak Bankası’nı devreye sokarak Katılımevim ve Birevim’i devraldı. Ancak bu alım sonrasında ne olacağı, sürecin nasıl işleyeceğine dair tatmin edici bir açıklama dahi yapılamadı. Yapılamadı çünkü vurgunun 800 milyar olduğu düşünüldüğünde katılım finansa para yatıranların parasını karşılayacak kaynak henüz bulunmadı, bulunacağı da meçhul. Fakat faturanın bir biçimde bütün topluma yükleneceği kesin.
Bu krizin bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceği ve doğuracağı sonuçlar henüz tam net değil. Vurgunun merkezinde bulunan Saray rejiminin toplumun gözünü boyamak amacıyla birkaç günah keçisini gözden çıkarıp pisliğin büyüğünü halının altına süpürmeye çalışması güçlü bir olasılık. Buna karşın sadece hayalleri yıkılan yüzbinlerce küçük tasarruf sahibinin değil AKP kadroları ve yandaşlarının hayasızlık ve açgözlülüklerinden bıkmış milyonların öfkelerinin sadece teşhirle yetinen keskin muhalif söylemlerle oyalanıp tüketilmesine de seyirci kalmamak gerekiyor. Dolayısıyla bu öfke ve tepkilere somut bir yön kazandırmak için bu vurguna bulaşmış ve seyirci kalmış bütün siyasetçi ve bürokratlardan hesap sorulması yanında cebe indirdikleri milyarları misliyle geri alıp küçük tasarruf sahiplerinin zararlarının karşılanması, borsa ve faiz gelirlerinden özel vergi alınması vb. taleplerini etkili bir tarzda gündemde tutup tepkileri eyleme dönüştürme seferberliğine girmemiz şart.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!