Zehra Çaldağ
İşçilerin emekçilerin ya işsizlik korkusuyla ölümüne çalışma ya koronavirüsten ölüme mecbur edilmesinden kim, kimler sorumludur?
Kapitalist barbarlık sistemi, burjuvazi, sermaye sahipleri yani patronlar mı? Onların iktidarı ve uygulamaları mı?
Bir yanıyla ‘evet’ olacak bu sorunun cevabı, ama diğer yanıyla da bütün bunların bir diğer sorumlusu da sosyal demokrat ahmaklardır. Kim mi bunlar? İşçilerin, emekçilerin yıllardır üyesi olduğu, aidat ödediği konfederasyonları oluşturan ve artık geldiği yeri unutmuş olan sendikalar ve yöneticileri.
Kapitalizm öldürür. Bu çok doğru ama maalesef sadece kapitalizm değil, uzlaşmacı sosyal demokrat kıvamına gelmiş, artık işçinin değil sistemin kuralları ve sınırları içinde koltuklarına sarılan, koltuklarından kolay kolay vazgeçemeyen “sendika patronları” da olası işçi ölümlerinden sorumludur. Tarih bunu böyle yazacaktır.
Sözümüz özellikle, adında ‘Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’ yazan DİSK ve başkanlarınadır. KESK’e ve diğer meslek örgütlerine de birçok şey söylenebilir. Ama işçi sınıfının en azından ismindeki “devrimci” kavramından yola çıkarak az çok güven duyabileceği ve önemli bölükleri açısından yol gösterici bir rol oynama avantajlarına sahip DİSK’in bu misyondan ısrarla kaçınmasının onların tutumlarını bile belirlediğini bilmeyen yoktur.
Türk-İş ve Hak-İş’ten hiçbir şey beklenmeyeceğiyse üç aşağı beş yukarı biliniyor. Aslında DİSK’ten de ciddi bir adım atıp harekete geçeceğini beklemiyorduk. Görünen köy kılavuz istemiyor!
Bir taraftan kölelik benzeri ağır çalışma koşulları ve işten çıkarmalar, bir taraftan işsizlik fonunun iç edilmesi, kıdem tazminatının kaldırılmaya çalışılması, emekliliğin mezara gömülmesi… Taşeronu kaldıracağız yalanıyla geldiler, güvenlik soruşturmaları ile binlerce işçi işinden-ekmeğinden edildi. Grevler, direnişler yasaklandı. ‘Ölümlerden ölüm beğen’ dayatmaları işçilerin dünyasını kararttı. Bu süreçlerde DİSK ne yaptı peki? Basın açıklamaları, beyanat vermeler, basın toplantıları, koltuklardan ahkam kesmeler dışına doğru dürüst çıkılmadı. “Aman konfederasyon kapatılmasın,” diyerek etkin eylemlerden özellikle kaçınıldı.
Koronavirüs birkaç aydır pandemi halini alıp salgın dünya halklarını kırıp geçirirken ülkeyi yönetenler bu durumu görüp etkin önlemleri almadıkları gibi geniş işçi bölüklerinin örgütlü oldukları büyük büyük sendikalar da alınmayan bu tedbirler karşısında sadece “çalışmaktan kaçınma hakkı Anayasal haktır’ söyleminin dışına çıkmadılar
2 Nisan gelene kadar, onlara göre küçük üç-beş sendika (İnşaat-İş, Limter-İş, Bağımsız Maden İş, Kargo-SEN, PTT SEN, belli ölçülerde Dev Yapı İş) şantiyelerde, tersane bölgelerinde, Soma’da, PTT önlerinde işçileri bilgilendirmek, ‘işten kaçınma’ haklarını kullanmanın ne kadar meşru olduğunu anlatmak için didinip dururken, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ne yapıyordu dersiniz? Sadece o kanal senin, bu program benim, şu canlı yayın, bu gazete röportajı ile konuşmaktan öteye gitmedi, hala da gitmiyor.
Gelelim 2 Nisan gününe, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu bir basın toplantısı düzenledi. “7 acil talebimiz karşılanmalıdır. Hükümete 48 saat süre veriyoruz. Bu 48 saat sonunda zorunlu olan üretim alanları dışında kalan sektörlerde üretim durdurulmaz, işçilere ücretli izin verileceği, işten çıkarmaların yasaklanacağı bir genelge çıkarılarak açıklanmazsa örgütlü olduğumuz tüm işyerlerindeki işçilere çalışmama hakkını kullanma çağrısı yapacağız,” dedi.
Bakın ne oldu? Daha 48 saat dolmadan 7 acil talep için imza kampanyası başlatıldı. İşçiler-emekçiler çaresizlik içinde ölüme doğru yol alırken imza kampanyası nedir? Siz imza kampanyasının nasıl bir yaptırım gücü olacağını düşünüyorsunuz? İmza kampanyası ile birlikte baktık ki, DİSK, Türk-İş, Hak-İş, CHP Genel Başkanı Kemal Bey yine telekonferans ile bir araya geliyor 7 acil talebi konuşuyorlar. Konuş konuş… nereye kadar? İşçiler fabrikalarda, şantiyelerde, marketlerde, ölümün kucağında hiçbir önlem alınmadan çalıştırılıyor; siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Arzu Çerkezoğlu bugün yaptığı açıklamalarda 48 saatlik sürenin sonunda “biri tekstilde diğerleri de metalde 11 iş yerinde 13’üncü maddeyi (çalışmaktan kaçınma hakkı) kullanarak iş bıraktık” dedi. O 48 saatin sonunda bu kararı uygulamaya başladıklarını ifade etti. “Böyle bir kararımız var ve uyguluyoruz,” diye defalarca alt çizdi. Fakat Valfsan’da, Sarkuysan’da tehditler karşısında geri adım attıkları işçiler tarafından anlatılıyor, açıklanıyor. Elbette bundan bahsetmedi!
Bütün bunların ışığında işçilerin üyesi oldukları sendikadan beklentisi ne olmalı? Elbette, ‘çalışmama hakkını kullanıyoruz’ diyerek işçinin önüne düşüp ‘şalteri indiriyoruz’ demesini bekler. Ama sosyal demokrat ihanetin içinde debelenen sendika patronları bunu yapamaz. Yapmazlar. Onların işi oyalamak, gaz almaktır.
Artık siz susun, biz konuşacağız. Biz işçiler, emekçiler açlıkla, sefaletle, işsizlikle birlikte koronavirüsle de ölüyoruz, ölüme gönderiliyoruz, öldürülmek isteniyoruz!..
Ama yağma yok; artık siz susun biz konuşacağız!
Bunca aşağılanmaya, bunca kayıtsızlığa, bunca hiçe sayılmaya izin vermeyeceğiz!
Ölümden öte köy yok, kendi kaderimizi elimize alacağız. Zor, sancılı ve böylesi elverişsiz koşullarda yapacağız bunu.
Artık biz konuşacağız!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!