SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem: Kreş sadece sağlık emekçilerinin değil yıllardır bütün kamu emekçilerinin genel bir talebi. Kamu kurumlarında açık olan kreşler kapatıldı. Çok az sayıda kreş kaldı. Bu kreşlerin bir kısmını da ihalelerle taşeron şirketlere veriyorlar. Çok azı hastane ya da kamu kurum eliyle yürütülüyor.
Biz hep şunu vurguladık. Birincisi kreş sadece bir kadın sorunu değildir. Ebeveyn sorunudur. Çalıştığınız kurumda kadın sayısına bakılmaksızın çalışan sayısına göre kreş olması gerekiyor. Bu kreşlerin 7/24 çalışan sağlık emekçileri açısından 7/24 saat açık olması gerekiyor. Ücretsiz olması gerekiyor. Nitelikli olması gerekiyor. Mutlaka ama mutlaka anadilde bakım ve hizmet verecek kreşler talep ediyoruz. Bunun da devlet yükümlülüğü ve sorumluluğunda olması gerekiyor. Kamu kurumlarında bu kreşlerin açılması gerektiğini ifade ediyoruz. Bunun mücadelesini de yürütüyoruz. Yürütmeye devam edeceğiz.
Alınteri: Biliyorsunuz devlet bu süreçte bir dizi tedbir aldı. “Evde kal,” dedi, sokağa çıkma yasakları uyguladı, halen uygulanıyor. Ama sokağa çıkma yasakları uygulanırken patronlar özel izinler alarak işçileri, emekçileri çalıştırmaya devam etti. Alınan bu tedbirler gerçekten pandemiyi önlemek için mi alınıyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem: Traji-komik bir durum aslına bakarsanız. Şöyle ki, virüsün hafta içi bulaş özelliği yok da hafta sonu mu var? Bu virüs hafta içi yatıyor uyuyor da hafta sonu mu uyanıyor? Böyle bir akıl olamaz. Bu bizim aklımızla oynamaktır. Çünkü sermayeyi destekliyor. Üretimi durdurmuyor, ekonomik ve politik kaygılarla hareket ediyor.
Öncelikle şunu ifade edeyim. Biz sendika olarak sokağa çıkma yasağını, OHAL’li asla kabul etmiyoruz. Burada sokağa çıkma yasağıyla, OHAL ilanıyla virüs ile mücadele yönteminin doğru olmadığını ifade edelim. Ama hafta içi serbest, ‘hafta sonu yasak’ bütünüyle ekonomik politikalarla yapılmış, sermayeyi destekleyen, üretimin devam etmesini isteyen bir mantıkla yapılıyor. Kendi ekonomik kaygılarıdır yoksa halkın ve toplumun sağlığını önceleyen bir hareket değil.
Normalleşme paketinde de bunu çok net görüyoruz. Sokağa çıkma yasağı diyoruz. Dünyadaki örneklere bakalım. Avrupa’da, Amerika’da ya da dünyanın hemen hemen her ülkesinde pandemi var. Bu salgınla mücadelede başarılı olan ülkelere bakalım. Almanya, Güney Kore, Yeni Zelanda gibi daha pekçok ülke sayabiliriz. İyi örnek yaratan ülkeler sokağa çıkma yasakları ilan etti mi, etmedi. Bir de kötü örneklere bakalım. İtalya, Fransa sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ama çözüm mü? Değil. O yüzden covid-19 ile mücadele sokağa çıkma yasağıyla olmaz. Siz ilk olarak buradan giremezsiniz. Covid-19 ile mücadele etmek istiyorsanız;
1- Bu süreci şeffaf yürütmeniz gerekiyor.
2- Covid-19 ile mücadele için yaygın test yapmanız gerekiyor. İlk başlarda sadece üç merkezde test yapılıyordu. Sonra arttı bu sayılar. Siz covid-19 testini yapmazsanız salgınla mücadele edemezsiniz. Temaslıyı, hastayı tesbit edemezseniz salgınla mücadele edemezsiniz. Ama maalesef ki Türkiye’de bugün bile yapılan test sayıları nüfus oranlamasına göre, dünya ortalamasına göre, Avrupa ortalamasına göre çok az. O yüzden yaygın test yapılmadıkça hastayı tesbit edemiyorsunuz. Tesbit edemediğiniz için izole edemiyorsunuz. İzole edemediğiniz için de mücadele edemiyorsunuz. Bunu yapamadılar. Testin 30-40 binlere çıkması çok geç oldu. 2000 ile 3000 ile başladık biz testlere…
3- Siz tedbir ilan ediyorsunuz ama denetlemiyorsunuz. “Hijyen çok önemli, elini yıka” diyorsun, “sabun” diyorsun. O zaman şunu yapın, “Su-elektrik faturalarını salgın boyunca ben ücretsiz hale getirdim” deyin, başta dar gelirliler olmak üzere bütün hanelere ücretsiz sabun dağıtın.
4- İyi beslenme çok önemli. Peki 2 bin lira alanlar nasıl iyi beslensin? Dar gelirlilerden başlamak üzere bütün hanelere gıda takviyesi yapın ama yapmıyorsunuz.
5- Yoksulluk sınırını TÜİK 7.500 lira tarifliyor. Asgari ücret 2000 küsur lira, yükselt o zaman, yapmıyorsunuz.
6- Fiziksel mesafe -onlar sosyal mesafe diyor ama biz ısrarla fiziksel mesafe diyoruz. “Fiziksel mesafe önemli” diyorsunuz. Fabrikaları kapatmıyorsun, fabrikalarda işçiler yan yana, ölümle, hastalıkla yüz yüze çalışıyor. Siz fabrikaları kapatmazsanız, o insanlar her gün işe gidip gelmek zorunda kalıp toplu taşıma araçlarında yolculuk yaparlarsa nasıl mücadele edeceksiniz salgınla? O yüzden diyoruz ki, zorunlu hizmet üretimi dışında kalan bütün üretimi durdurun, işçileri ve emekçileri ücretli izne ayırın! Bunu yapmıyorsunuz ve salgınla mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz.
Alınteri: Testler yapılırken hangi alanlara öncelik verilmesi gerekiyordu? Üretim alanlarında yapıldı mı testler?
SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem: 1. Sağlık alanında yapılmadı. Biz belli periyotlarla yani beş günde bir sağlık emekçilerine test yapılmalı diyoruz. Maalesef çok az sayıda yapıldı. Yapılan test sayısı ortada. Öncelikle sağlık emekçilerine yapılması gerekiyordu.
2. Bu testin algoritmaları var. Başlangıçtaki algoritmalar farklıydı. Neydi bunlar? Yurtdışından gelme öyküsü varsa, Umre’den gelme öyküsü varsa, hastalık belirtileri öyküsü varsa, temas öyküsü varsa… bunlardan başlanarak yapılması gerekiyordu. Ama dediğim gibi bu çok geç yapılmaya başlandı. Zaten hastalık Umre’den gelenlerle birlikte yayıldı. Hala bize gelen bilgilerde filyasyon yapılıyor ama diyelim ki, sizin ailede bir covid-19 tanısı olan bir kişi var. Siz de onunla temastasınız. Size de test yapılması gerekirken şikayetleriniz varsa! test yapılıyor. Şikayetiniz yoksa yapmıyor ve diyor ki “Kendini 14 gün kendini karantinaya al”. O yüzden Türkiye’de yapılan test sayısı çok düşük.
Alınteri: Resmi olarak açıklanan vaka, ölüm sayıları gerçekleri yansıtıyor mu?
SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem: Yansıtmadığını herkes ifade ediyor. Sağlık Bakanlığı da Bilim Kurulu üyeleri de ifade ediyor. Gerçekleri yansıtmadığını halk sağlığı uzmanları da ifade ediyor. Biz de ifade ediyoruz, TTBde ifade ediyor.
Bu sonuçlar 12 Mayıs itibariyle verilen rakamlar; 141 bin 475 vaka sayısı, ölüm sayısı 3 bin 894 deniliyor. Birincisi, 141 bin 475 rakamı PCR denilen test sonucunda pozitif olanlar. Bilim Kurulu bile şunu ifade ediyor: “Bu teste rağmen tomografisi bulgu veren, klinik öyküsü covid-19 bulgusu veren bu sayıdan daha fazla hasta var”. O nedenle bu rakamların gerçek olmadığını, gerçek rakamların çok daha fazla olduğunu herkes biliyor. Ölüm oranı açısından da PCR’ı pozitif çıkıp ölen vatandaşların sayılarıdır. Bunların içinde PCR’ı negatif çıktığı halde covid-19 tedavisi görüp ölenlerin sayıları yok. Akciğer tomografisinde covid-19 bulgusu veriyor. Tedaviye başlamıyor, hastanede hayatını kaybediyor ama bu sonuca dahil edilmiyor.
Alınteri: Ölüm raporuna normal bulaşıcı hastalık yazılanlar da var…
SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem: PCR’ı pozitif çıkıp hayatını kaybedenler covid-19 diye geçiyor. PCR testi negatif çıktığı halde ölenlerinki bulaşıcı hastalık diye geçiyor.
Alınteri: Hocam biliyorsunuz AVM’lerle normalleşme süreci başlatıldı. Normalleşme adımları konusunda neler söylersiniz?
SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem: 11 Mayıs’ta başlatılan normalleşme adımlarının Sağlık Bakanlığı ve kurulların hangi verilere dayanarak attığını bilmiyoruz. Veriler bizimle paylaşılmıyor. Açıklanan verilere baktığınızda vaka sayılarında bir düşüş görülüyor. Ama ortalama her gün bin 500 ile 2 bin arasında vaka, 50-60-70 vatandaş ölümü istatistiklerle paylaşılıyor. Bu gösteriyor ki, Türkiye’de covid-19 salgın riski hala devam etmektedir. Hala virüs yayılıyor. Buna rağmen erken bir normalleşmeye neden gidildiğini, hangi verilerle gidildiğini bizimle paylaşılmadığı için bilmiyoruz. Yine başlangıçta açıklamışlardı. Bir kişi kaç kişiye bulaştırma riski taşıyor Bakan açıklamıştı. Yani bir bulaş sayısı var. Bu bulaş sayısı birin altına düşmesi gerekiyor ki salgının kontrol altında olduğunu ifade edelim. Bu verilerden de gördüğümüz kadarıyla bulaş sayısı birin altında değil.
İkincisi, kısıtlılığı turizm kentlerinde kaldırdı. Neden? Antalya, Muğla, Aydın, Mersin… Bunun tamamen turizm kaygısıyla yapıldığını düşünüyoruz.
Üçüncüsü, neden parkları açmıyor da AVM’leri açıyor. AVM’ler kapalı mekan ve havalandırma nedeniyle bulaş açısından en riskli alanlar. AVM’leri açmasının kaygısı tamamen ekonomik. Sermayeyi desteklemek için açıyor. AVM yerine parklar açılsın neden açılmıyor?
Bütün bunlara baktığımızda bu normalleşme adımlarının ekonomik kaygılarla atıldığını düşünüyoruz. Ekonomik kaygılarla yapılan normalleşme adımlarını da tehlikeli buluyoruz. Bu söylemin kendisi bile rehavet yaratabilir. Sizler de biliyorsunuz sokakta insanlar çok kalabalık, adeta yan yana… Bu rehavet salgının hızını arttırabilir. Bu kaygılarımızı ifade ettik. Bir kez daha söylüyoruz. Ekonomik kaygılarla yapılan normalleşme adımları bizim için tehlikelidir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!