Ekonomik kaygılarla tüm önlemleri kaldırılıp, sorumluluğu halka yükleyen devlet, bu gerçeği perdelemek için medyatik operasyonlar yapmaya devam ediyor. İnsanlar işe yetişmek için canlarını hiçe sayarak tıka basa dolu dolmuşlara binerken, bir dolmuşta 35 kişinin olmasını medyatik bir operasyon haline getirebiliyor mesela. Ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, polis tarafından durdurulan dolmuşun görüntülerini paylaşarak “aman binmeyin, dolmuşçular da kalabalık yolcu almamak için söz versin” diyebiliyor.
Alternatifse yok!
Aynı Bakan, “Vakalarda azalmalar yavaş, artış hızlı gerçekleşiyor. 1.000’i aşan günlük yeni vakalarımızın sebebi, kurallara uyulmamasıdır” diyerek sorumluluğu alenen halka yüklemekte hiçbir çekince göstermiyor.
Onlar sosyal medya adreslerinden halkı suçlayan paylaşımlar yaparken bu virüsün neden asıl olarak işçi bölgelerinde yayıldığına dair sorularıysa bizzat hakikatin kendisi yanıtlıyor. Halkın düğünlerde, cenazelerde, toplu bir araya gelişlerde dikkat etmesi elbette önemli. Patronların ve devletlerinin bu açgözlülükleri karşısında kendi canına sahip çıkmasından başka bir şansı olmadığı da ortada. Fakat bu tür bulaşların işçi mahalleleri ve üretim üsleriyle ilişkili olanların yanında küçük bir oran oluşturduğunu söylemeye gerek var mı?
Enfekte olan onlarca işçinin varlığına rağmen hem de diğer işçilere test yapılmaksızın üretimin devam ettiği, Antep’te olduğu gibi işçi mahallelerinin karantinaya alınmasından patronların talepleri doğrultusunda vazgeçildiği koşullarda tek bir işçinin; ailesi, fabrikadaki arkadaşları, kullandığı toplu ulaşım aracı, gittiği market…vs. üzerinden o virüsü nasıl taşıdığını ayrıntılarıyla anlatmak da gerekmiyor.
Son günlerde Antep’teki vakalarda yaşanan patlamalar daha sık gündeme gelir oldu. Bir sömürü üssü haline getirilen bu kentteki artışı valisinden, belediye başkanına kadar hepsi dile getiriyor. Fakat bu açıklamaların hiçbirinde en az 100 fabrikada, bazılarında 10, 20, 30 vaka olmasına rağmen üretimde hiçbir aksamanın yaşanmadığına değinmiyor.
Üç işçinin korona nedeniyle hayatını kaybettiği, işçi ailelerinden ölümlerin olduğu bu kent kapitalist vampirliğin çarpıcı bir prototipi olarak gerçekleri haykırmaya devam ediyor.
DİSK/Tekstil Gaziantep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen, bu gerçeği,
“Vaka sayılarının büyük çoğunluğu işçi mahallelerinde. Vaka sayılarının görece düşük olduğu dönemde dahi işçiler sokağa çıkma yasağında bile çalıştırıldı” cümleleriyle özetliyor. Türkmen kronik rahatsızlığı bulunan işçilerin bile işsizlik, açlık korkusuyla çalıştıklarını belirtiyor.
Urfa’da ardı ardına karantinaya alınan mahallelerdeki gerçeğin de Antep’tekinden farklı olmadığını söylemek yanlış olmaz.
Tıpkı, İstanbul’un en kalabalık işçi bölgesi olan Esenyurt’ta işçiler ve ailelerinin kitleler halinde enfekte olmasındaki gibi…
O dolmuşlara ya da toplu taşıma araçlarına binerek işe yetişmeye uğraşan, dip dibe çalışan işçilerin bakanlar, valiler tarafından azarlanmasınınsa mide bulandırıcı riyakarlığın en çirkin biçimde ifade kazanması dışında bir anlamı yoktur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!