ABD’deki başkanlık seçimi bütün tahmin ve beklentileri alt üst eden bir tablo ortaya çıkardı. Seçim öncesi yapılan “kamuoyu yoklamalarında” en az 7-8 puan önde görünen Biden ile Trump arasındaki çekişme belirsizliğini hâlâ koruyor.
Şu anki görünüme göre ipi Biden göğüsleyecek olsa bile Trump’ta cisimleşen ideolojik-siyasi anlayış ve çizginin “kaybettiğini” söylemek mümkün değil. Kaldı ki içerik olarak Biden da öz olarak Trump’tan çok farklı bir eğilim ve anlayışı temsil etmiyor. Bu anlamda ABD seçimleri aslında kapitalist sistemdeki çürümenin değişik yönleriyle cisimleştiği son net tablo oldu.
Emperyalist kapitalist sistemin çürüme düzeyinin en çıplak ifadesi, ortaya çıkan siyasi aktörlerdir. Trump ise bu aktörlerin başında gelenidir. Sistemin kendisi olmasa bile en az 40 yıllık birikim modelinin, onun ideolojik-siyasi-kültürel ifadelerinin, onlarca yıllık kolektif saldırı örgütlerinin tıkandığı, işlevsizleştiği bu koşullarda yükselen Trump gibiler, kendi ülkelerinin toplumsal koşullarının ifadesi olan farklılıklar taşısalar da esasında her geçen gün daha fazla aynılaşıyorlar.
Halkın vergileriyle oluşan bütçenin toplumsal ihtiyaçlara ayrılan sınırlı bir bölümüne bile tahammül edememek, aklımıza gelebilecek tüm ihtiyaçları ticarileştirip, bütçeyi doğrudan burjuvazinin, yayılmacı siyasetin, militaristleşmenin kaynağı olarak kullanmak bunların ortak özeliğidir. Yoksulluğu dağıtılan sosyal yardımlarla idare etmeye çalışmak, bunu bile kayırmacı bir yaklaşımla “kendi tabanlarına” doğru daraltmak da öyledir. Irkçılığı, toplumsal kutuplaşmanın derinleştirilmesini temel siyaset biçimi haline getirmek de… Dünya seçimleri olarak görülen ABD seçimlerindeki pratikten de görüldüğü gibi bu aktörlerin hepsi birer Erdoğan’dır.
Hatta o kadar Erdoğan ki, seçim çalışmasında bile aynı yöntemleri kullanacak kadar… Siyah bir emekçinin sosyal medyadan paylaştığı Türkiye’den tanıdığımız yardım paketleri ve o paketlere iliştirilmiş Trump mektubu bile insanda dejavu duygusu yaratacak bir benzerlik taşıyor. Erdoğan mektuplarının iliştirildiği çay-gıda paketleriyle bu dolaysız benzerlik emperyalist kapitalist sistemin dümeninde oturma ısrarını sürdüren ABD gibi bir ülkede de sergilenerek sistemin nasıl bir çıkışsızlık içinde olduğunun da tercümanı oluyor.
Burjuva liberal demokrasisinin tüm mekanizmalarını tasfiye edip yürütmenin, hatta onun içinde de bir çekirdeğin gücünü pekiştirmeyi, bunu da “istikrarsızlık”, “kaos korkusu” ya da “milliyetçi” söylemlerle kendi kemik tabanlarını ajite edecek şekilde kullanmayı temel siyaset biçimi haline getiren bu aktörlerden Trump, ABD’nin 59. başkanlık seçimlerinde oyların önemli kısmı bile daha sayılmamışken zaferini ilan ederek “Atı alan Üsküdar’ı geçti” tutumunun ABD versiyonuna soyundu. Posta yoluyla kullanılan oyları “Demokratlar oyları çalacak” söylemiyle yok sayacağı sinyalleri veren Trump, işi kritik eyaletlerde sayımların durdurulmasını istemeye kadar vardırdı.
Türkiye’deki “Hiçbir şey olmamışsa bile bir şeyler olmuştur” “tarihi sözüne” benzer cümlelerle, “‘Dün gece Demokratlar tarafından yönetilen çoğu önemli eyalette önde gidiyordum. Sonra, tek tek, sürpriz sandıklar sayılmaya başlayınca (oylarım) sihirlice yok olmaya başladı. Çok ilginç. Ve anketçiler tarihe geçmiş bir şekilde tamamen hatalı. Nasıl oluyor da posta yoluyla gelen oy pusulalarını her saydıklarında, yüzde ve imha gücü bakımından bu kadar yıkıcı olabiliyor?” hile iddialarında bulunabildi.
Ordunun darbe yapabileceği spekülasyonlarının gündeme düştüğü, Trump’un kemik yüzde 30’luk tabanıyla diğer toplumsal kesimler arasındaki yarılmanın daha da derinleştiğinin görüldüğü seçimler önümüzdeki günlerin oldukça kaotik geçeceğinin yeni bir tercümesi oldu. Her şeyden önce de Trump gibi burjuva siyaset aktörlerinin (tıpkı Erdoğan gibi) koltuğu kolay kolay bırakmayacaklarının, burjuva liberal demokrasinin son kırıntılarına bile tahammül edemediklerinin çarpıcı bir ifadesi.
Sonuç itibariyle ABD seçimleri anketlerden farklı sonuçlarla Trump’la Biden’ın başa baş gitmesi şeklinde seyrediyor. Trump, onca başarısızlığına, yarattığı onca toplumsal tepkiye rağmen kaybetse bile önemli bir gücü temsil etmeye devam ediyor. Bu haliyle tablo ABD toplumunun mevcut sistem kriziyle birlikte yaşadığı devasa çöküşün (Sadece pandemi sürecinde 39 milyon kişinin işsiz kaldığı bir ülke ABD) faşizme özgü istismar yöntemleriyle sömürülmeye açık olduğunu bir kez daha gösteriyor.
İşsizliğe, daha fazla yoksullaşmaya karşı iç ve dış düşmanlar söylemiyle, aleni ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla tabanını konsolide eden, özellikle orta sınıfların (erise bile azımsanmayacak oranda varlığını koruyan) istikrarsızlık korkusunu sömüren Trump, kolay kolay gitmeyecek; gitse bile ardında ciddi bir siyasal istikrarsızlık, onu da doğuran etken olarak Türkiye’de olduğu gibi kapanması güç toplumsal kutuplaşma ve yarılmalar bırakacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!