Pandemiyle birleşerek derinleşen krizin yarattığı toplumsal yıkım, aynı zamanda kapitalist sistemin vampir karakterinin de aynası olmaya devam ediyor. İşçi sınıfının geniş bölüklerinin hiçbir gelire, sosyal güvenceye sahip olmaksızın işsizliğe, dolayısıyla açlığa sürüklenmesi hız kesmeden devam ediyor. İşini kaybetmeyen “şanslılar” ise önlemlerin alınmadığı ortamlarda kelimenin gerçek anlamıyla kurbanlık koyun muamelesi görüyor.
Pandemiyle birlikte daha da büyüyen işsizliğin ve işsiz kalma korkusunun hangi biçimlerle sömürüyü derinleştirmenin aracı kılındığını izleyip görüyoruz. İşçilerin tek bir dakikasının bile boş geçmemesi hesaplarının nasıl bir üretim baskısına dönüştüğünü, bu ince hesapları yapan patronlara aynı zamanda gerek işsizlik fonundan gerekse bütçeden teşvik ve destek adına hangi paraların akıtıldığını…
İşçi sınıfının en güvencesiz kesimlerinin yaşadıklarıysa görünen vahşetin de ötesinde nitelikler taşıyor. Bu kesimler içinde ev işçileri hem kitlesel biçimde işsiz kalmaları hem de çalışıyor olanların yaşadıkları katmerli baskı ve sömürü biçimleriyle dikkat çekiyor. Yaşları 21 ila 64 arasında değişen bu kadınlarla yapılan saha çalışmalarında hemen hepsinin hastalanmaktan değil, işsiz kalmaktan korktuklarını ortaya koyuyor. Yüzde 97’ı hem kendi evinde hem de çalıştığı evde fiziki-psikolojik-cinsel ve ekonomik şiddete maruz kalıyor.
Cumhuriyet’ten Olcay Büyüktaş’ın Ev İşçileri Dayanışma Sendikası’nın hazırladığı “Toz Bezi Değiliz Ev İşçisiyiz” raporuna dayanarak hazırladığı habere göre, bu işçilerin hemen hepsi hastalanmaktan çok, işini kaybetmekten korkuyor, yüzde 68’inin ne yazık ki korktuğu başına geldi.
Bazen yaşları 15’e kadar düşebilen ev işçisi kadınlar, güvencesiz şekilde çalıştıkları evlerde temizlik yapıyor, çocuk ya da hasta bakıyorlar. Yaşı 64’e kadar çıkan ve 21 yıldır sürekli çalışanlar da var.
Yüzde 99.7’si kendi evinde ya da çalıştığı evde fiziki, psikolojik ya da ekonomik şiddete maruz kalıyor. En acı yanı ise kadınların çalışma süreleri arttıkça yaşadıkları şiddeti normal karşılamaya başlaması ya da rahatsız olmaması…
Evlerde çalışan kadınların yüzde 24’ü 21-34 yaş, yüzde 11’e yakını 55-64 yaş aralığında. Ancak yaşları 15’e kadar düşen kadınlar da var. Çalışmaya danışmanlık etmiş, Dr. Ceyhun Güler’in verdiği bilgiye göre, sadece işsizlik ve iş yükü değil şiddet de ev işçilerinin en önemli sorunları arasında… Rapor kapsamında soru formunu cevaplayan ev işçilerinin yüzde 86’sı aile ve hane içerisinde, yüzde 96.3’ü ise çalışma hayatında şiddete maruz kaldığını belirtiyor.

Sorun ‘dalga’ değil
Güler, “Aynı anda hem aile içinde hem de çalışma yaşamında şiddete maruz kaldığını belirten ev işçilerinin oranının ise yüzde 99.7 olduğuna dikkat çekiyor: “Burada üzerinde durulması gereken önemli noktalardan birisi de ev işçilerinin çoğunun hem aile içinde hem de çalışma yaşamlarında bütün şiddet türlerine aynı anda maruz kalmalarıdır. Ev işçileri aile içinde ve çalışma yaşamında fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet olmak üzere bütün şiddet türlerine aynı anda maruz kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı. Araştırma kapsamında ev işçilerine ikinci dalga veya üçüncü dalgada en çok neden kaygılandıkları sorulduğunda, çok çalışmak, güvencesiz çalışmak veya virüse yakalanmaktan değil işsiz kalmaktan korktuklarını belirttiklerini dile getiren Güler, ev işçilerinin yüzde 93.4’ünün ikinci veya üçüncü dalgada her şeyden çok işsiz kalmaktan korkuyorlar.
Ceyhun Güler şunları belirtiyor:
En dikkat çeken bulgu ise ev işçilerinin mesleki tecrübeleri azaldıkça psikolojik şiddetten şikâyetçi olma eğilimlerinin artması. 5 yıldan daha az süre çalışanların yüzde 82.9’u en çok psikolojik şiddetle karşılaştığını ifade ederken, bu oranın 6-10 yıl arasında çalışanlarda yüzde 74.3, 21 yıl ve üzerine çalışanlarda yüzde 35 olduğu görülüyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!