Birleşik Mücadele için ne dediler -XVI



İşçi ve emekçilere, kadınlara ve gençlere, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan, herkesin elele vererek sömürü ve zorbalığa karşı dikilmesi gerektiğini düşünenlere Birleşik Mücadele Güçleri’nden beklentilerinin ne olduğunu birleşik mücadelenin nasıl büyütüleceğini sorduk.


Alınteri: Geçtiğimiz günlerde 7 devrimci yapı (Alınteri, Demokratik Bölgeler Parisi, Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Mücadele Birliği Platformu, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu) birleşerek BMG’ni kurdu. Herkesin “birleşemiyorsunuz, dağınıksınız, parça parçasınız” diye eleştirdiği bu yapıların oluşturduğu Birleşik Mücadele Güçleri’nden beklentiniz nedir? Sizce bu güçler ilk olarak neye el atmalı, ne yapmalı?

Hollanda’dan bir sosyalist: Alınteri’nin “Birleşik Mücadele Güçleri’nden beklentiniz nedir?” sorusunun karşılığını aramada, konu somutta Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) olduğuna göre, bu oluşumdan ne beklediğimiz oluşumun niteliği ile doğrudan ilişkilidir.

Bu konuda BMG’nin hangi ihtiyaçtan doğduğu sorusunun yanıtı açık olmasına karşılık, BMG içinde yer alan devrimci oluşumların niteliğine baktığımızda heterojen bir yapı olmakla birlikte, bileşenleri devrimci sosyalist ağırlıklı, işçilerin, kent ve kır yosullarının, Kürtler, kadınlar ve gençlerin derinleşen sosyo ekonomik, siyasal ve covid-19 krizi koşullarında, küresel emperyalizm ve tekelci oligarşik egemenliğine karşı çoğu kendiliğinden ortaya çıkmış mücadelelerine devrimci müdehale amacıyla kurulmuş bir güç birliği örgütü olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Diğer yandan bir devrimci oluşumdan beklentilerin belirlenmesinde diğer bir kriter o oluşumun hangi somut program çerçevesinde bir araya geldiğidir. BMG’nin programı ve bu program ile uyumlu eylem planı nedir?

BMG içinde yer alan güçler devrimci sosyalist ağırlıklı oluşumlar olduğundan hareketle, bir sosyalist olarak beklentilerimi BMG’nin bu somut durumu belirleyecektir.

“Birleşmek, büyümek, birlikte kolektif hareket etmek proletaryanın sınıf tavrı, bölünmek parçalanmak küçük burjuvazinin tavrıdır.”

BMG gerek kendi dışındaki devrimci, demokratik oluşumlarla ve gerekse halkla ilişkilerinde geçmişte devrimci, demokratik örgütlere musallat olan bireyci, sekter, sürekli bölünüp, ufalanma sonucu veren küçük burjuva tavrını değil birleşmeyi, büyümeyi, kolektif hareket etmeyi, proleter sınıf tavrını esas almalıdır. Bunun gereği BMG mevcut durumunu yeterli görmemeli ilkeli büyümelere sonuna kadar açık olmalıdır.

Sosyalistler politikalarını oluştururken subjektif, afaki düşüncelerden değil somut gerçeklikten hareket ederler. 

Somut gerçeklik nedir?

Kapitalist-emperyalist sistem, bünyesinde barındırdığı çelişmeler nedeniyle ve içinde yaşadığımız süreçte covid-19 pandemisinin eklenmesiyle küresel bir sosyo-ekonomik, politik krizin içindedir. Türkiye ve içinde bulunduğu bölge bu küresel krizin en çok derinleştiği noktalardan biridir. Ekonomiden siyasete, başta devlet olmak üzere toplumsal alanın tüm kurumlarına, alanlarına kriz egemen durumdadır. Kısacası Emperyalizm ve tekelci oligarşi uzun süredir derin bir yönetememe kriziyle karşı karşıyadır.

Buna karşılık küresel emperyalizm ve tekelci oligarşinin sınıfsal egemenliğ ve bu egemenliğin neden olduğu krizlerin ağır yükü altında ezilen başta işçi sınıfı, kent ve kır yoksulları olmak üzere geniş halk kesimleri örgütsüz, dağınık ve henüz bu cenderenin içinden çıkabilecek bilinç ve örgütlülük düzeyinden yoksundur. Devrimci sol yapılar tıpkı halk kitleleri gibi bölünmüş dağınık durumdadırlar.

Sürecin objektif koşullarının bu kadar uygun olmasına rağmen, sürecin devrimci dönüşümünü sağlayacak ana dinamiklerin içinde bulunduğu subjektif olumsuzluğun oluşturduğu çelişkinin halkın lehine çözümünde kavranacak halka, bugün farklı politik yoğunluklar içinde ‘örgütlü’ oldukları açık olan devrimci yapıların kendi subjektif elverişsizliklerini sıçratarak aşacak örgütlü, bileşik, devrimci yapıları yaratma bilincine ulaşmaları ve bunu hayata geçirecek özgün pratiği, adına hareket ettikleri halk kitlelerinin canlı yaşam pratiği içinde süratle hayata geçirmeleridir.

Bu nasıl olacaktır?

Bunun içiçe geçmiş, birbiriyle bağlantısı içinde bir ve aynı anda sürdürülmesi gereken karmaşık, bileşik, çok yönlü bir etkinlik olduğu açıktır.

Bu karmaşık sürecin irili ufaklı görevlerini dört ana başlık içinde toplayabiliriz.

Birincisi, birleşmeyi yarının büyük dönüşümlerinin örgütlü güçlerini yaratacak bir perspektif, metodolojiyle ele alınmasıyla -ki bu, sürecin diğer göreviyle organik ilişkilidir-, ilgilidir. Bu anlamda birleşme, sadece komünist kişi ve grupların hayatın canlı pratiği dışında bir araya gelmesi, bu kişi ve grupların aritmetik toplamı olarak ele alınamaz. Birleşme, başta işçi sınıfı, kent ve kır yoksullarının yoğun olduğu alanlar temel alınarak güç biriktirdikçe sistemin baskı ve sömürüsünün görüldüğü tüm alanlara yayılarak hayatın canlı patiği içinde, onlarla canlı ve somut bağlar kurularak, sosyalist bilinç buralarda kitlelere aktarılarak, yarının devrimci dönüşümlerini sağlayacak taze güçler, yığınlar burada eğitilerek adım adım hayata geçirilmelidir. Ancak böyle bir perspektif ve metodoloji birleşmeyi bürokratik, kendini tekrarlayan, ölü bir yapı olmaktan kurtarır, giderek büyüyen, kendini devrimin taze güçleriyle besleyen, kitleleri yarının büyük görev ve dönüşümlerine hazırlayan canlı toplumsal organizmalara dönüşür.

İkincisi, toplumsal alanda hiçbir mücadele, uğruna mücadele edilen amaca ve alanın somut ihtiyaçlarına uygun bir program ve bu programa uygun somut eylem planı olmadan başarılı olamaz. Geçmişte benim de çok sevdiğim bir slogan vardı: İş, ekmek, hürriyet!.. Egemen sistemin sosyo-ekonomik, siyasal krizinin covid-19 pandemisiyle topyekun bir krize dönüştüğü koşullarda toplumun emekçi kesimleri korkunç bir açlık, yoksulluk, pahalılık, işsizlik, sağlık sorunlarıyla karşı karşıyadır. İşçiler, kadınlar, Kürtler, öğrenciler başta olmak üzere, bir avuç oligarşik azınlık dışında toplum üzerindeki baskılar had safhada. Toplumun iş, ekmek, hürriyet talebi hiç bu kadar yakıcı olmamıştır. Toplumun bu taleplerine yönelik somut eylem planları geliştirilmeli, kampanyalar düzenlenmelidir.

Kadınların çifte kölelik zincirlerini kırmaya, toplumsal konumlarını değiştirmeye, kadın cinayetlerini, şiddet, tecavüz ve mobbingi önlemeye yönelik mücadeleleri desteklenmeli, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çerçevesinde kadınların yükselen mücadelesine katılmalı, kadınların taleplerinin duyurulmasına yönelik kampayalar düzenlenmelidir.

Bugün tek tek bakıldığında hatır sayılır ölçekte yaygın grevler olmasına karşın bu grevler ekonomik taleplerle sınırlı kalmakta, grevler arasında bir dayanışma, giderek bu grevlerin genellik kazanarak genel greve, genel siyasal grevlere dönüşme talebi ortaya çıkmamaktadır. BMG’nin grevlerin kamuoyuna duyurulması grevler arası dayanışmanın yükseltilmesine yönelik somut bir eylem planı olmalıdır.

Boğaziçi Üniversitesi direnişi özelinden hareketle gençlerin ve Kürt halkının iradesini yok sayan kayyum atamalarına karşı direnişleri desteklenmelidir.

Üçüncüsü, içinde yaşadığımız süreçte tek tek komünist kişilerin, grupların birbirinden bağımsız ayrı ayrı gruplar içinde var olduklarından hareketle, BMG içindeki devrimci sosyalist unsurlar kendilerini salt BMG’nin program ve etkinlikleriyle sınırlayamazlar. Onların sürecin birbiriyle bağlantılı farklı düzlemler içindeki etkinlikleri içinde kavrayacakları esas halka, gerek BMG içinde ve gerekse BMG dışında sonucunda sınıfın en bilinçli, en fedakar ve yarının sınıfsız, devletsiz, özgür toplumunun özgür bireyi olmanın ilkelerini kendi yaşamında içselleştiren taze unsurları bağrında toplayan bileşik, öncü sınıf örgütünün yaratılmasıdır. Çünkü bu nitelikte bir öncü olmadan diğer görevlerin toplumsal devrim hedefine bağlanması mümkün değildir. Bugünkü haliyle ele alındığında komünist kişiler ve grupların bir araya gelmesinin bir parti olarak nitelendirilemiyeceği açıktır.

Ancak yukarıda nitelendirdiğimiz perspektif ve metodolojiyi temel alan birleşmeler süreç içinde niteliğine uygun bir sınıf örgütüne dönüşür. Temelinde böylesine parçalı bir yapıyla işe başlayan bir örgütlenmenin, süreç içinde sınıfın öncü örgütüne dönüşmesini bir metafor ile açıklamak gerekirse, kapitalist toplum ile komünist toplum arasında kesintisiz bir geçiş toplumu olan sosyalist topluma benzetebiliriz.

Nasıl ki sosyalist toplum kapitalist toplumdan gelen biçimiyle o toplumdan devraldığı her türlü sınıf, düşünce farklılıkları ve çelişkilerini, devleti içinde barındıran bir toplum ve fakat diğer taraftan üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini sağlandığı sınıfsız, sömürüsüz, devletsiz özgür topluma kesintisiz bir geçiş toplumu, devletin ve tüm sınıf farklılıklarının sönümlenerek ortadan kalkacağı kesintisiz geçiş toplumuysa, şimdiki parçalı devrimci kişi ve grupların birleşmesi de tıpkı sosyalist toplum gibi kendini ideolojik, yaşam biçimi olarak bir üst örgütsel sıçrama olan partiye kesintisiz geçişin bir öncülü olarak görmelidir. Birleşik örgütlenmenin iç demokratik hayatı bu amaç ve esaslara göre düzenlemelidir. Komünist kişiler ve yapılar kurma iddiasında bulundukları dünyanın aynasıdırlar. Yarının büyük devrimci görevlerini üstlenecek sınıf örgütünü yaratacak birleşmelerin içindeki her parçanın geçmişte ‘küçük olsun, benim olsun’, komünistleri sadece kendinden ibaret sayan, ideolojik, siyasi homojenleşmeyi farklılıkları tasfiye etmek olarak anlayan geleneksel “küçük burjuva eğilimi’ terketme konusunda pratikte gösterecekleri samimiyet, bu birleşmelerin geleceğini de belirleyecektir.

Dördüncüsü, içinde yaşadığımız süreçte küresel emperyalizm ve ‘yerli’ oligarşinin baskı ve sömürüsü esas olarak proletarya üzerinde yoğunlaşmakla birlikte, şehir ve kır yoksulları ve halkın diğer kesimleri de bu baskı ve sömürünün altında ezilmektedirler. Ayrıca azami kar hedefiyle ağırlaşan sömürünün yarattığı mutlak yoksullaşma nedeniyle toplumun küçük ölçekte kişisel mal ve araç sahibi olan toplumsal tabakalardan gittikçe artan sayıda kişi yoksullaşarak ya da iflas ederek sürekli proletaryanın saflarına katılmaktadır. Bu durum halkın tümü gibi onun bir parçası olan işçi sınıfının da homojen bir kitle olmadığının göstergesidir. Halk içindeki bu farklılıkların politik düzleme yansıması farklı politik örgütlenmelerdir.

Emperyalizme ve tekelci oligarşiye karşı mücadelede sınıf bilinçli proletaryanın başta kent ve kır yoksulları olmak üzere diğer halk kesimleriyle ittifakı bir birleşik cephe örgütlenmesi içinde hayata geçirilir. Bu örgütlenme biçim ve nitelik olarak sallt komünistlerin içinde yer aldıkları parti örgütlenmesinden ayrıdır. Sınıf örgütlenmelerine kıyasla cephe örgütleri daha dar program temelli, daha ademi merkeziyetçi, geniş tabanlı örgütlenmelerdir. Konumuz açısından bunun pratik önemi şu an Birleşik Mücadele Güçleri içinde yer almayan diğer devrimci kişi ve gruplarla (bunlar içine geçmişte modern revizyonizmin ideolojik, örgütsel etkisi altında kalan politik kişi ve örgütlerin şimdiki ardıllarıyla, orta yolcu olarak tanımlanan parti, cephe örgütlenmelerinin şimdiki ardılları ve ulusal, bölgesel bazda mücadele etmeyi esas alan Kürt örgütlenmeleri girer) ilişkilerde ileride birleşik cepheye dönüşecek ilişkiler baz alınmalıdır.

Alınteri: Her türlü zorbalığı kullandığı halde rejim toplumun büyük bir çoğunluğuna boyun eğdiremedi. Kürtler, kadınlar, gençler, doğasına sahip çıkan köylüler direniyor. Siz de bu dinamiklerin bir parçasısınız, bu dinamikleri bir kanalda birleştirebilmek için somut olarak herkes kendi çapında ne yapmalı?

Hollanda’dan bir sosyalist: Alınteri’nin “Egemen oligarşinin her türlü zorbalığı kullandığı halde toplumun büyük çoğunluğuna boyun eğdiremedi” tespiti doğrudur. Diğer yandan halk kitlelerinin ve onun bir parçası olan devrimci yapıların içinde bulunduğu ideolojik, politik, örgütsel zaaflarından dolayı bu “boyun eğdirememeyi” elindeki çok yönlü baskı ve iletişim araçları, halk içinde örgütlü reformist ve revizyonist kişi, parti, sendikalar yardımıyla düzen sınırları içinde tutmayı başarmaktadır.

Bunun en somut örneğini yakın geçmişte milyonların büyük bir istek heyecanla, kendi talepleri dorultusunda çoğu kendiliğinden katıldığı Gezi Direnişi’nin yukarıda bahsettiğimiz öncü ve cephe nitelikli örgütlenmelerinin yokluğundan dolayı, egemen oligarşik sistemi hedefleyen bir iktidar talebine yükselemeden nasıl giderek sönümlendiğini yaşayarak gördük.

Yukarıda bahsettiğimiz, ülke çapında tek tek yaygın grevler olmasına karşın bu grevlerin ekonomik talepler dışına çıkamaması ve grevler arası ya da mücadele içindeki farklı toplumsal kesimler arasında bir dayanışmanın ortaya çıkamaması başka bir olumsuzluk örneği.

Tüm bu olumsuz durumlardan bilinç ve devrimci vicdan olarak rahatsız olan tüm devrimci kişi ve grupların yetenekleri ve güçleri oranında elini taşın altına sokmalarının, sorumluluk almalarının zamanı gelmiş, geçmektedir.

Burada en büyük engel, ne yazık ki yine devrimci yapıların geçmişten günümüze taşıdığı olumsuzlukların yarattığı hem devrimci yapıların kendi arasında hem de devrimci yapılarla halk kitleleri arasında ortaya çıkan güvensizliktir.

Geçmişimiz halkla ilişkileri devrimci tarzda dönüştürme iradesinin ifadesi olan parti, cephe, güç birlikleri örgütlenmesi girişimlerinin mezarlığı gibidir. Bu nedenle 7 farklı devrimci yapının BMG yapısı içinde bir araya gelmeleri, geleceğe yönelik görevlerinin yanı sıra, geçmişin güvensizliğini aşmak konusunda çok olumlu bir adım olmakla birlikte, devrimci çevrelerce hayatın canlı pratiği için bir süre dikkatle izleneceğini düşünüyorum.

Alınteri’nin notu: Bu iki soru doğrultusunda görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız ortak mücadelemize katkıda bulunmuş olursunuz:

alinterimb@gmail.com

alinteriyle@gmail.com