Barikatları yıkan kadınlar: Buradayız, her yerdeyiz, isyandayız!



İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine karşı Kadıköy’ün çeşitli noktalarından yürüyerek Rıhtım Meydanı’na ulaşan kadınlar, ses sisteminin, LGBTİ+ bayrakları ve dövizlerin alana alınmamasına karşı polis barikatlarına yüklendi. Biber gazının da kullanıldığı yüklenmeyle barikat yıkıldı, binlerce kadın alanda “vazgeçmeyecek, mücadele edeceğiz!” diye haykırdı


İstanbul Sözleşmesi’nin bir geceyarısı kararnamesiyle iptal edilmesinin ardından sokakları terk etmeyen kadınlar, bugün Türkiye’nin pek çok ilinde olduğu gibi İstanbul’da da Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’nde toplandılar. Binlerce kadın ve LGBTİ+, Kadıköy’ün çeşitli noktalarında toplanarak, alkış ve sloganlarla önlerine çıkarılan polis barikatlarını da aşarak Rıhtım Meydanı’na ulaştı. Alana kurulan arama noktasından geçişler devam ederken polis ses sistemini alana alınması, LGBTİ+ bayraklarının ve dövizlerin geçişini engellemeye kalkıştı. Arama noktasındaki barikatın önünde toplanan kadınların girişini bu gerekçelerle engellemeye çalışıldı. Gerek ses sisteminin alınmaması gerek bayrak ve flamalara ambargo konulmasına karşı kadınlar dakikalarca alkış, slogan ve çeşitli biçimlerde ses çıkararak tepki gösterdi.

“Bu meydan bizim, hayatımız bizim, bedenimiz bizim, sokaklar bizim!”, “Yükselt yükselt sesini yükselt!” ve “Kararı geri çek sözleşmeyi uygula!” sloganlarıyla dakikalarca tepki gösteren kadınlar, dayatmalardan vazgeçilmeyince de polis barikatına yüklendiler. Biber gazı ve kalkanlar, alana sürekli konulan yeni bariyerlerle püskürtülmeye çalışılsalar da geri adım atmayarak, barikatı yıkıp, alana ulaştılar.

Gerek yürüyüş sırasında gerekse alanda sık sık, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!”, “Yaşasın kadın dayanışması!”, “Boşanmayı değil, cinayeti engelle!”, “Kadın cinayetleri politiktir!”, Trans cinayetleri politiktir!”, “Polis defol, bu meydanlar bizim!”, “Kadınlara değil, katillere barikat!”, “Geceleri de sokakları da meydanları da terketmiyoruz!” sloganlarının haykırıldığı alanda, dev bir “İstanbul Sözleşmesi bizim! Vazgeçmiyoruz!” pankartı açılırken, “Şiddetin faillerini değil kadınları koru”, “İstanbul Sözleşmesi bizim”, “Şiddete karşı özsavnunma örgülenmeleri kuralım”, “Sözleşmeden çıkma kararı iptal edilsin”, “Erkek egemen kapitalist sisteme karşı emekçi kadın en önde” dövizleri taşındı.

Alanda yapılan ajitasyon konuşmalarında “Tek bir adamın kararıyla, Meclis’e sormadan, kimseye sormadan, kadınlara sormadan gecenin bir yarısı hayatlarımızı koruyan İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmeye çalışmaları yetmedi, bir de buna ‘eşcinselliği normalleştiriyor’ diye homofobik bir açıklama bulmaya kalktılar” diye vurgulanarak, “Buna sessiz kalıyor muyuz?” sorusu soruldu. Bu sorular her defasında hep bir ağızdan “kalmıyoruz!” şeklinde yanıtlandı.  

Sözleşme’nin iptalinin hemen ardından bir günde dört kadının katledildiği vurgulandı, katledilen kadınların isimleri haykırılarak, geri adım atılmayacağı kaydedildi.

Erkek şiddetine karşı özsavunma haklarını kullandıkları için yargılanıp, cezalandırılan kadınların isminin haykırıldığı alanda, “Kadınları değil, katilleri yargıla!” sloganı haykırıldı.

Sık sık kadınların hayatlarından, hayallerinden, haklarından, özgürlüklerinden, arzularından vazgeçmeyecekleri ifade edilen konuşmalarda, Almanya ve Yunanistan’da yapılan dayanışma eylemleri selamlandı, Şilili kadınların (Las Tesis) gönderdikleri selamlama ifade edilerek, selamlar gönderildi. Türkiye’nin pek çok ilinde sokaklara çıkan kadınlar selamlandı.

Eylem, ortak açıklamanın İrem Kayıkçı ve Esil Bayrakçı tarafından okunmasıyla sonlandı.

Her satırını uygulatana kadar mücadele edeceğiz!

Aylardır yürütülen kadın ve LGBTİ+ düşmanı, dinci ve muhafazakâr kampanyalar sonucunda 19 Mart gecesi İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı Kararı ile tek taraflı olarak feshi ilan edildiğinden beri sokaklarda olunduğu hatırlatılan açıklamada, “Şimdi bir de bu hukuksuz kararın Avrupa Konseyi’ne alelacele bildirilmesiyle 3 aylık “çekilme” süresi başladı. Bu kararı verenler, Türkiye’nin kadına yönelik şiddeti engelleyen uluslararası bir sözleşmeden, adı İstanbul olan, İstanbul’da imzaya açılan sözleşmeden İLK çekilen ülke olmasını istiyorlar. Ama hatırlatıyoruz: İstanbul Sözleşmesi bizim. İstanbul Sözleşmesi hala yürürlükte ve her satırını uygulatana kadar mücadeleye devam edeceğiz” denildi.

Sevinmeyin!

‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekildik’ diye sevinenlerin, sıranın 6284 sayılı kanunda olduğunu düşünenlerin, kadınları koruyan diğer yasaların da iptal edileceği hayaline kapılanların umduklarının gerçekleşmeyeceği vurgulanan açılamada, çünkü kadınların buna izin vermeyeceklerinin altı çizildi.

“Kadınlara ikinci sınıf muamelesi yapma, kendilerine köle etme arzusuyla yanıp tutuşanlara, şiddet uygulayıp çocuk yaşta evlendirmek isteyenlere, çocukları istismar etme özgürlüğü isteyenlere, LGBTİ+’lara şiddeti kendine hak sayanlara kötü bir haberimiz var” denilen açıklamada, bu saldırının arkasının başka hakların gasbıyla gelmesinin planlandığı fakat buna izin verilmeyeceği şöyle ifade edildi:

İstanbul Sözleşmesi yetmez, kadına karşı ayrımcılığı önleyen CEDAW’dan da, çocukları istismardan koruyan Lanzarote Sözleşmesi’nden de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden tek adamın imzasıyla çıkıveririz; Anayasa’dan eşitlik ilkesini kaldırırız; kadınları nafakadan mal paylaşımına tüm ekonomik haklarından eder böylece kendimize mecbur ederiz” diye umutlananlara kötü bir haberimiz var.

Devlet kadınları ve çocukları erkek şiddetinden koruma, kadınları güçlendirecek destek mekanizmalarını oluşturma, failleri etkin biçimde yargılayıp cezalandırma, erkek şiddetini önleme ve bütünlüklü politikalar oluşturma yükümlülüklerini reddettiğini ilan ettiği için memnun olan şiddet faillerine kötü bir haberimiz var.

“Gece o saatte orada ne işi vardı”, “yemeğin tuzu eksikti”, “beni terk etmeye kalktı” gibi gerekçelerle erkeklerin değil de kadınların öldürülmesinin tek nedeni toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyken, eşitliği temel almayan düzenlemelerle şiddetle mücadeleye devam ettiği yalanına kanacağımızı sananlara kötü bir haberimiz var.

Kadın düşmanlığının, katillerin sırtını sıvazlamanın, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılığın resmi devlet politikası haline gelmesine alkış tutanlara kötü bir haberimiz var.

Siz çoktan kaybettiniz!

Devletin bugün kadın haklarını gasbedilmesine sevinenlerin yanında olmasının bir anlam taşımadığı kaydedilen açıklamada, “Biz var olduğumuz için, birbirimizin yanında olduğumuz için, cesaretimizi bugün tek kalemde üstünü çizmeye kalktığınız haklar için yüzyıllardır mücadele etmiş kadınlardan aldığımız için kaybettiniz. Kendi adımıza karar vermekten, eşitlikten, özgürlükten ne olursa olsun vazgeçmeyeceğimiz için kaybettiniz. Biz “hayır” dediğimiz andan itibaren kaybettiniz. Çünkü bunun geri dönüşü yok.” ifadeleri kullanıldı.

Feshetmeye harcanan çaba cinayetlerin önlenmesine harcansaydı!

“Ya görevinizi yapın ya istifa edin. Çünkü bizim bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok” denilen açıklama şu sözlerle sonlandı:

Biz buradayız. Her yerdeyiz. İsyandayız. Daha bu hafta içi, bir gün içinde en az 4 kadın öldürüldü. İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmeye harcana çaba, uygulamak için harcansaydı hayatta olabilirlerdi. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamakla yükümlü olduğu halde uygulamayanlar, şiddeti önlemeyenler, cezasız bırakanlar, eşitliği sağlamayanlar bu cinayetlerin suç ortağı. Açıkça söylüyoruz: Ya görevinizi yapın ya da istifa edin, çünkü bizim bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok. Yaşama hakkımızın güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’nden de, tek bir hakkımızdan da vazgeçmiyoruz. Herkesi toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanana kadar mücadelemizi birlikte büyütmeye çağırıyoruz.

Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!