Cumartesi, 15 Ağustos 2026

Ürkütücü açıklama: Bebeklere “yanlışlıkla” covid aşısı yaptık



Salgın ve aşı tartışmaları sürerken sosyal medyaya bir haber düştü. Haberde, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Kurugöl’ün, bir tv programındaki konuşması sırasında insanı dehşete düşüren bir açıklama yaptığı görülüyor. Bu haberde Kurugöl, bazı sağlık ocaklarında bebeklere hepatit ve kızamık aşısı yerine covid aşısı yapıldığını açıklıyor. Üstelik sonuçların da “yüz güldürücü” olduğunu ifade ederek verilerin bilimsel bir dergide yayınlanacağını söylüyor!


Çiçek Özgen

Covid salgını sürerken hem hastalığın gidişatı açısından hem de kullanılan tedavi yöntemlerinin sonuçları hakkında yayınlanan veriler önemli bir noktada duruyor.

Dünyanın bir dizi ülkesinde birçok merkezde yapılan araştırmaların sonuçları ileride izlenecek stratejiyi belirleme, etkeni tanıma ve onunla savaşma yollarını bulmada yol gösterici. Tüm bu bilgiler ortak bir havuzda değerlendirilerek işleniyor. Bir çalışma bir başkasının temelini oluşturabiliyor. Şu ana kadar ortaya çıkan tüm gelişmeler aslında kolektif bir emeğin, çabanın sonucudur. O nedenle çalışma sonuçlarının bilimsel dergilerde yayınlanması çok önemli. Elbette her çalışma bilimsel bir çalışma olarak sunulamaz. Onun belirli kuralları olmak zorunda. Bu kurallar silsilesi olmasaydı, bilim belli bir yolda ve sürekli ileriye doğru bir akış içinde olmazdı zaten.

Bilim açısından evrensel kurallar

Yapılan çalışmada kullanılan yöntemin, deneyin ya da araştırmanın yapılış biçimine kadar birçok kural evrensel olarak belirlenmiş durumda. Bu kurallardan biri de etik. Yani çalışmanın yapılacağı hayvan ya da insanlarla ilgili belirli insani ve ahlaki değerleri ele alarak bilimsel bir çerçevede bunu kurallara bağlayan bir bütünlük bulunuyor. Örneğin, insanlar üzerinde araştırma yapılacaksa çeşitli bilim insanlarından oluşan bir kurul, bu izni ancak detaylı incelemeleri sonucunda almak zorunda. Bu kurulda bir hak ihlali, insanı değerlere aykırı bir durum olup olmadığı vs. en ince detayına kadar araştırılır ve ancak ondan sonra deneyi yapma izni verilir -ya da verilmez. Deneyi yapacaksanız, onay almak zorundasınız! Yanı sıra bu çalışmaya dahil olacak bireylerden de onay formu almak zorundasınız. Örneğin çocuklar üzerine deneme yapacaksanız, aileden ve çocuğun kendisinden onay almak zorundasınız. Deneyin her aşamasıyla, ortaya çıkması beklenen ya da beklenmeyen her gelişmeyle ilgili onları bilgilendirmek zorundasınız.

Kaygı bilim değil reytingse…

Ancak yayın kaygısı taşıyan kimi “bilimsel” çevreler, işi kılıfına bir şekilde uydurabilmenin yolunu bulabiliyor. Bazen devletler yasalarında değişiklik yaparak, anti bilimsel uygulamalara ya da suistimali kolay olabilen uygulamalara kapı aralıyor. Örneğin Türkiye’de 2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “İnsan Üzerinde Deney” başlıklı 90’ıncı maddesinde, “Çocuklar üzerinde bilimsel deney hiçbir surette yapılamaz” hükmü değiştirilerek çocuklar üzerinde deney yapılmasının önünü açıldı.

Her şeyi hiçe sayan “yüz güldürücü” sonuçlar

Salgın ve aşı tartışmaları sürerken sabah saatlerinde sosyal medyaya bir haber düştü. Haberde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Kurugöl’ün, bir tv programındaki konuşması sırasında insanı dehşete düşüren bir açıklama yaptığı görülüyor. Bu haberde Kurugöl, bazı sağlık ocaklarında bebeklere hepatit ve kızamık aşısı yerine covid aşısı yapıldığını açıklıyor. Üstelik sonuçların da “yüz güldürücü” olduğunu ifade ederek verilerin bilimsel bir dergide yayınlanacağını söylüyor!

Neresinden tutmaya çalışırsanız çalışın elinizde kalan bir durum var ortada. Bir verinin bilimsel bir yayına dönüştürülmesi için kabul edilebilir bir “denek” sayısına ihtiyaç var. Yani yanlış aşı yapılmış iki bebeğin sonucunu alıp yayınlayamazsınız! Hatırı sayılır bir sayıdan oluşan sonuçlar olmalı elinizde. Böylelikle sonucun doğruluğu, çalışmanın geçerliliği vs. ilgili tartışmaları minimum seviyeye indirebilelim, veriler arasında kıyas yapabilelim.

Sorulması gereken sorular, karanlık noktalar

İşte tam burada akıllara bir diğer soru takılıveriyor. Bu veriler yayınlanacaksa demek ki hatırı sayılır düzeyde sonuç var elinizde. Mesele birkaç bebek değil, daha yaygın bir durum söz konusu. O zaman arkasından sormak gerekiyor: Bu kadar yaygın sayıda bebeği kapsayan bir “yanlışlık” nasıl yapılmış? Hangi sağlık ocaklarında yapılmış? Kimler tarafından yapılmış? Ne kadar sürmüş bu durum?

Bunlar açıklanması gereken sorular. Çünkü “yanlışlık” denilen durumun aslında yaygın bir uygulamaya dönmüş olma kuşkusu ortaya çıkmış durumda. Onun dışında işin bir de aileler boyutu var. Onlar bu konuda bilgilendirilmiş mi? Yanlış tedavi hukuksal sonuçları da olan bir süreçtir. Bu haklarından haberdar mı bu aileler? Sorular silsilesi uzayıp gider… Bunun yükü bu açıklamaları yapanların omuzlarındadır. Özellikle salgın sürecinde pek çok basamağın şeffaf olmayan bir şekilde yürütüldüğünü, verilerin halktan saklandığını, tahrip edildiğini de düşünürsek bunları açıklamak hem insani hem de bilimsel bir sorumluluktur.

Bilim açısından DA topluma karşı dürüst ve açık olma zorunluluğu

Tabii ki işin birçok başka boyutu da karşımıza çıkıyor. Mesela yakında yayınlanacağı söylenen bu çalışma için Etik Kurul onayı alındı mı? Alındıysa hangi gerekçelerle onay verildi. Çünkü bu onaylar, zaten gözleri yayın hırsıyla dönmüş kimi “akademik çevreleri” bu “yanlışlıkları” sık sık yapmaya teşvik de edebilir. O nedenle onay alındıysa, gerekçeleri açıklanarak, bunu bilimsel bir tartışmaya açmanın zemini de sağlanmalıdır!

Aşı çalışmalarının özel şirketlerin tekeline bırakıldığı ve bu nedenle ticari kaygıların belirleyici olduğu, kafa karışıklığı ve bilgi kirliliğinin hızla artarak tepkilerin aşı karşıtlığı şeklinde dile geldiği şu süreçte, bu alanda çalışan bilim insanları daha sorumlu davranmakla yükümlüdür. Bilimle toplum arasında açılan gediği kapatmak için topluma karşı dürüst ve açık olabilmeli, etik kurallara uygun hareket etmek hep bir ilke olarak belirlenmelidir!