Onlara göre tasarruf: Et bulmazsanız kuzu kestirin!



Yoksulluğun yanından geçmeyenler, kendilerinin bile tasarruf yaptıklarını belirterek halka tasarruf tavsiyelerinde bulunuyorlar. Her tavsiyeleri halka ne kadar uzak olduklarını bir kez daha deşifre ediyor. Bunlardan sonuncusu da “Ben gidip kasaptan 100 TL verip et almıyorum. Gidiyorum kuzuyu kestiriyorum ya da toklu bir hayvanı ordan parçalayıp alıyorum” diyen Mustafa Destici oldu


Aslında “Biz bile bunu yapıyorsak, siz haydi haydi yapmalısınız. Porsiyonları küçültmeli, evinizi daha kısık ayarda ısıtmalısınız. Çünkü siz yoksulsunuz, o zaman ayağınızı yorganınıza göre uzatmalısınız” diyorlar her defasında. “Simit neyinize yetmez”in özeti olan bu sınıf düşmanlığı ve pişkinliğinin son sözcüsü de faşist partilerden Büyük Birlik Partisi’nin Genel Başkanı Mustafa Destici oldu. Tasarrufa dikkat ettiğini söyleyen Destici, halkın rüyalarına girmekten bile uzaklaşmış eti kiloyla almak yerine kuzuyu kestirerek almak şeklinde tarifliyor tasarrufu.

Ben tasarrufa dikkat ediyorum. Her meseleye ekonomik bakıyorum. Ben gidip kasaptan 100 TL verip et almıyorum. Gidiyorum kuzuyu kestiriyorum ya da toklu bir hayvanı ordan parçalayıp alıyorum. Buna kadar dikkat ediyorum, buna herkes dikkat edebilir” diyen Destici, sonra kendisi için küçük olduğu belli olan bir “ayrıntıyı” hatırlıyor ve “Herkes bu imkanı bulamayabilir tabi” diyor. Bu “küçük ayrıntı” Destici için “ayrı bir meseleymiş”! “Ayrı bir mesele” dediği “ayrıntının” meselenin esasını oluşturduğunu unutalı çok olmuş belli ki…

Adalar satın alacak kadar büyük bir zenginliğin üzerinde oturan Hülya Avşar’ın bir “kamu spotu” havasında söylediği “Ekonomik krizin herkese ve her kesime mutlaka yansıması oluyor. Bu saatten sonra simit mi yiyeceğiz falan diyorlar. Gerekirse yenecek ama bu günler de biraz kolay atlatılacak” sözlerinde olduğu gibi.

İktidarın eteklerinde dolaşarak güç biriktiren o mide bulandırıcı çıkar şebekesinin bir parçası olan herkes halka tasarruf akılları verip duruyor kısacası. Destici siyasi ikbal, Avşar daha fazla para için açılacak olanaklar, bir başkası bilmem hangi çıkar hesaplarıyla iktidar adına “kamu spotu” niteliğinde “tasarruf” tiratları çekiyor.

Halka yabancılaşmanın bu denli soğukkanlılıkla ilan edildiği bu zamanlar, sistemin krizinin gerçek bir buhrana dönüştüğü zamanlardır. Onu kurtarmak için bazısı sandığı işaret ederek, “Aman sokak demeyin de ne derseniz deyin” der, bazısı da Destici ya da Avşar gibi halk düşmanlığını bu denli pişkin sözlere döker. Herbirinin ağzından dökülen her kelimeyse sistemin aslında ne kadar büyük bir kriz içinde olduğunu döne döne hatırlatır. Bu sözler ısınamayan, geçinemeyen, kirasını ödemekte daha fazla zorlanan, çocuğuna litresi 15 liraya dayanmış süt içirmeyi lüks olarak görmeye başlayan yoksul halkın evlerinde, üretim alanlarında, sokaklarında şimdilik sessiz bir öfkenin mayalanmasına katık oluyor. Onun sessizliğinin yarattığı pişkinlikle konuşanların kaçacak yer bulamayacakları bir depreme dönüşmesiyse hiç de uzak bir ihtimal değil.