Pazartesi, 22 Haziran 2026

Rojava’ya beşinci sefer, hesaplar, olasılıklar…



Erdoğan dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında “güney sınırlarımızın güvenliği” adı altında Rojava’ya yönelik yeni bir işgal harekatının (5’incisi) hazırlığının yapıldığını, 30 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmayı hedeflediklerini, operasyona ilişkin planlamanın 26 Mayıs’ta yapılacak MGK toplantısıyla netleşeceğini açıkladı. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından dünyadaki dengelerin ciddi bir sarsıntı daha yaşadığını ve bu sarsıntının ortaya çıkaracağı …


Erdoğan dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında “güney sınırlarımızın güvenliği” adı altında Rojava’ya yönelik yeni bir işgal harekatının (5’incisi) hazırlığının yapıldığını, 30 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmayı hedeflediklerini, operasyona ilişkin planlamanın 26 Mayıs’ta yapılacak MGK toplantısıyla netleşeceğini açıkladı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından dünyadaki dengelerin ciddi bir sarsıntı daha yaşadığını ve bu sarsıntının ortaya çıkaracağı fırsatları kullanmak için elindeki tüm kozları masaya süreceğini her davranışıyla gösteren faşist iktidar koalisyonu, Rusya’yla da ABD-İngiliz-AB’li emperyalistlerle de çeşitli pazarlıklar yapıyor. Bu pazarlıklarda masaya mülteci kozunu, Rusya-Ukrayna krizinin ardından Batılı emperyalistler açısından yakıcılaşan enerji sorununu, enerji kaynakları ve nakil hatları konusundaki konumunun sunduğu avantajları, saldırgan bölge siyasetindeki davranışlarını sürüyor.

Bu pazarlıkta Metina-Avaşin-Zap bölgelerine yapılan ve adına Pençe-Kilit denilen işgal harekatının bizzat ABD tarafından desteklendiğini, meselenin Kerkük petrolleri başta olmak üzere Irak’taki kaynakların Türkiye denetimindeki gerici bir ittifak eliyle güvenceye alınması, bu arada İran’ın da çevrelenmesi olduğunu biliyoruz. Büyük bir gürültüyle başlatılan bu işgal saldırısının Barzani’nin peşmerge gücü olmasa çoktan hezimetle sonuçlanacağını ve içerde krizin ağır yıkımı altında ezilen işçi ve emekçileri savaş arabasına bağlayarak uyuşturmakta da beklediği etkiyi yaratamadığını izliyor, görüyoruz.

Fakat rejimin krizin yarattığı toplumsal yıkımın ateşini şovenizm zehriyle yatıştırma hesabı da bölgesel yayılma ve Kürt halkının tarihsel kazanımları karşısındaki ezeli korku ve düşmanlığı da bitmiyor. Rusya’yla da diğer emperyalistlerle de dans ederken, son olarak Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda veto kartını masaya sürerek kimbilir neler koparacağını hesapladığı kirli bir pazarlığa girişmiş durumda. Bu pazarlıkta masada olan bir kez daha Kürt halkının tarihsel kazanımları. ABD’nin Rojava’daki konumuna karşı Rusya’nın konumunu çıkaran ve gerek Rusya’dan taviz kopararak gerekse ABD üzerinde bununla basınç oluşturarak beşinci işgal seferine olur çıkarmaya çalışıyor. Bu seferki işgal harekatında önünün emperyalistler nezdinde apaçık olmasını murat edecek kirli bir pazarlık bu. Rojava’nın sadece bir bölgesini değil tümünü yutmayı, denetimindeki cihadist güçlerle demografik olarak yapısını değiştirmeyi, uzun vadede tarihsel hayallerini yani bu bölgeyi tümden kendisine katmayı hedeflediği bir hayal bu.

Yanı sıra bir seçim olacak mı olmayacak mı sorusuna da burada kat ettiği yola göre karar verebileceği bir zemin yaratmak istiyor. İçerdeki kriz yangınını perdeleyerek kendisi için sandıkta avantaja dönüşüp dönüşmediğine bakarak ya sandığı kuracak ya da “savaş koşullarındayız, sandık da neymiş” diyecek bir zemin oluşsun yaklaşımıyla hareket ediyor.

Kısacası “hiçbir diktatör sandıkla gitmez” veciz sözüne uygun bir konseptle karşı karşıyayız. Bu konseptte her şey var. İçerde katliamlar-kıyımlar-siyasi operasyon ve yaygın tutuklamalar, dışarda işgal ve savaş! İçerde açlıkla pençeleşen işçi ve emekçilere bol bol şovenizm ve hamaset, dışarda işgal ve savaş politikalarıyla yayılmacı hayallerini gerçekleştirme hesapları. Savaş politikalarının ekonomik yıkıma benzin dökmekle eşdeğer olduğu ve açlığı sahici hale getireceğiyse umurunda bile değil. “Açım” diyene “bir kurşunun maliyeti nedir biliyor musunuz” diyecek bir gözü dönmüşlük var karşımızda.

Evdeki hesap bu. Çarşıya uyup uymamasıysa ekonomik krize karşı birikmiş toplumsal öfkeyi açığa çıkarıp çıkaramamıza, bunu savaş ve işgal politikalarına karşı bir duruşa dönüştürüp dönüştürememize bağlıdır.