Perşembe, 25 Haziran 2026

“Herkes Hastadır, Fakat Bunu Hepsi Bilmiyordur”



1980 ile 1994 yılları arasında repertuvara geçirilen psikolojik bozukluk sayısı 185’ten 350’ye çıkmıştır. Otizmde olduğu gibi, psikolojik bozuklukların çoğalması, insanların gitgide daha fazla “delirmelerinden” değildir


Psikiyatrinin psikanaliz karşısındaki rövanşı, bozuklukların sınıflandırılmasının genişletilmesiyle kendini gösterir. Nitekim sorun veya sapma arz eden davranış sorunlarını, topluma intibak ve “ıstırap” yokluğu gibi tanımlanan bir “normalliğe” göre ölçülebilen ve gözlemlenebilen kaymalara indirgemek, sınıflandırma kategorilerinin çoğaltılmasını gerektirir. Amerikan Psikiyatri Derneği’nin düzenli olarak çıkardığı DSM’de (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı), 1980 ile 1994 yılları arasında repertuvara geçirilen psikolojik bozukluk sayısı 185’ten 350’ye çıkmıştır.1

Her bozukluk, bireylerin öyküsü ya da kültürel bağlamla ilişkisiz belirtilerin “nesnel” gözlemi üzerine kurulmaktadır. Davranışların kesitinin çıkarılması (séquençage) DNA’nın dizileme (séquençage) modelini hatırlatır. Sağlıklı ile hastalıklı arasında sınır olmadığı için, bozukluklar üzerine bir imlecin kaydırıldığı spektrumlar gibi tanımlanır. Otizmde olduğu gibi, psikolojik bozuklukların çoğalması, insanların gitgide daha fazla “delirmelerinden” değildir; bazı davranış ya da karakter özelliklerinin patolojik bir hali tanımlamak için gruplandırılacak olmalarındandır. Yeni psikolojik bozuklukların en ünlülerinden biri, iki dünya savaşında çarpışanları etkilemiş olan post-traumatic stress disorder’dır (travma sonrası stres bozukluğu); ama ancak Vietnam savaşından sonra “keşfedilmiş”tir ve artık bireylerin şiddet durumlarına maruz kaldığı her fırsatta dillerden düşmemektedir.2 Bozukluklardan söz edip buna hastalık denmemesi, “afiyet yerindelik”ten (bien-portant) patolojinin derinlerine varıncaya kadar nitel sıçramaya uğramayıp nicel bir devamlılıkla giden continuum‘un (süreklilik), bir ölçeğin yerleştirilmesini de sağlar. Doktor Knock’un ülkesindeki gibi, herkes hastadır, fakat bunu hepsi bilmiyordur. Zira bozuklukların bu ölçeği düzdür: Sadece kendine gösterir.

Gerçekteki birey (bilinçdışıyla, tarihiyle/öyküsüyle, kah gölgeli kah aydınlık mıntıkalarıyla, çelişkileriyle) artık bir referans değildir; hele bir mazeret hiç değildir: Bağlamından koparılmış bir halde ve ahlâki (ya da etik) bir çizelge uyarınca nesnelleştirilerek kesiti çıkarılmış fiiller ve sözcükler üzerinden yargılanacaktır.

Tüm bu sahalarda, ister bilinçdışı bakımından ister tarih ya da kültür bakımından, olsu, bireye bir iç dünya verebilecek olana bir gönderme yoktur artık.3 Nesneleri hepsi kıyaslanabilir kıstaslarca (işlevlerini nasıl yerine getirdikleri üzerinden) tanımlanmış metalar halinde tekbiçimleştirecek bir pazar modeli üzerinden yapılmaktadır bu. Böylelikle birey “kodlanmış” olur ve davranışların isim listesindeki kaydı açılır. Davranış bilimlerinden bu büyülenme, muhafazakar/liberal ayrımını hayli aşmaktadır: Evanjelist olan Liberty University’de insan bilimleri bölümü yoktur; ama büyük bir “School of Behavioral Sciences” (Davranış Bilimleri Fakültesi) vardır.

(1) Hervé Guillemain, Extension du domaine psy, Paris, PUF, “laviedesidées. fr” dizisi, 2014

(2) Didier Fassin ve Richard Rechtman, L’Empire du traumatizme, Enquete sur la condition de victime, Paris, Flammarion, 2007. Ayrıca, 1914-18 Savaşı sırasında akli durumları yüzünden getirilen askerleri tedavi etmek durumunda kalan Freud’un, yetişkinlerde olaya bağlı travma varsayımını reddettiğini de hatırlatalım.

(3) Thorsten Botz-Bornstein, The New Aesthetics of Decultration, a.g.y

[Dünyanın Düzleşmesi / Kültürün Krizi ve Normların Tahakkümü, Olivier Roy, Çeviren: Haldun Bayrı, Metis]