Alınteri ve Devrimci Proletarya yazarı H.Selim Açan, Komün Tv’de Yusuf Dağcı’nın sunduğu Tarihimizden Öğrenelim programının 5. bölümünde Lenin’in “Sol” Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı kitabından yola çıkarak Türkiye devrimci hareketinin (TDH) güncel sorunlarına ışık tuttu.
Programın girişinde kitabın hangi tarihsel koşullarda hangi amaçla yazıldığını hatırlatan Açan, Lenin’in bu eserinde özellikle oportünizme ve küçük burjuva devrimciliğinin istikrarsızlığına duyduğu öfke ve kine dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
Programın akışı sırasında Yusuf Dağcı’nın sorusu üzerine, geri çekilme ve yenilgi dönemlerinin ruh haliyle bağlantısı içinde TDH’nin bugünkü durumu ve buradan çıkış üzerinde durdu.
TDH 2000 Sonrası Ne Yaşadı?
Türkiye Devrimci Hareketi (TDH), 2000 sonrası dönemde aşırı güç ve prestij kaybına uğradı. Fakat bunun Lenin’in kastettiğinden farklı olarak “geri çekilmesini bilememekten” değil faşizmin F Tipleri saldırısı üzerine bütün güçlerin düşüncesizce ateş hattına sürülmesi ve o direniş sürecinin de doğru taktiklerle yürütülmemesi sonucu alınan bir yenilgi olduğuna dikkat çekti. Devrimci hareketin bu yüzden ağır kayıplara uğramakla kalmayıp korkunç bir tasfiyeci dalganın altında kaldığını vurguladı.
Bu arada bu tasfiyeciliğin sadece içerde yaşananlardan kaynaklanmadığını belirterek neoliberalizmin yıldızının dünya çapında parladığı, “tarihin sonu”nu ilan edecek kadar kendinden geçtiği bir döneme denk geldiğine işaret etti
Bu durum, devrimin ve sosyalizmin geleceğine duyulan güven ve umudu zayıflatıp devrimci örgütlerden ve örgütlü mücadeleden kaçış eğilimini kamçıladı. İnkarcılık ve dönekliğin yanı sıra geçmişte iyi kötü oluşmuş devrimci bilinç ve reflekslerin yerini iddiasız silik bir siyaset anlayışının, mücadeleyi sürdürmenin neredeyse tek yoluymuş gibi görülen seçim başarılarına endekslenmiş yasalcı bir yaklaşımın almasına yol açtı. Açan, bu durumu Lenin’in tanımıyla parlamenter budalık hastalığına kapılmak şeklinde ifade etti.
2000 sonrası dönemde egemen hale gelen ruh halini, Lenin’in 1905 Devrimi’nin yenilgisi sonrası Stolipin gericiliği yıllarını tanımladığı özelliklere benzetti: “Siyaset yerine durgunluk, yılgınlık, bölünmeler, dağılma, davayı terk ediş ve ahlaksızlık geçmişti; felsefi idealizme doğru artan bir eğilim görülüyordu, gizemcilik karşı devrimci ruh halinin büründüğü kılıktı.” Bogdanov örneğinde olduğu gibi o dönemde Marksizmi tanrı fikriyle birleştirmeye çalışan eğilimler ortaya çıkmıştı.
Abbas Yolcular
H. Selim Açan, Lenin’in “Sol Komünizm” kitabında eleştirdiği küçük burjuva devrimciliğinin karakteristik yansımasının günümüzde safları terk eden tasfiyeci kitleler tarafından temsil edildiğini belirtti.
Lenin’in bu devrimciliği ‘istikrarsız bir devrimcilik’ olarak tanımladığının altını çizdikten sonra kitaptan şu alıntıyı aktardı: “..aşırı bir devrimciliğe kolayca geçer ama tutarlı, örgütlü, disiplinli ve sağlam bir tutum benimseyemez (…) Bu çeşit devrimciliğin kararsızlığı, kısırlığı, çabucak boyun eğişe, kayıtsızlığa, kuruntuya ve giderek bir burjuva hevesinden bir ötekine çılgınca sevdalanmaya dönme eğilimi herkesçe bilinir.”
Lenin’in küçük burjuva devrimciliğinin karakteristik özellikleri konusunda daha ilerde bu kez, “…bunlar proletaryanın saflarında durmadan karakter yoksunluğu gibi, dağınıklık gibi, bireycilik gibi, büyük heyecandan umutsuzluğa (ve düşmanlaşmaya -nba) geçiş gibi küçük burjuvaziye özgü niteliklerin yer edinmesini sağlarlar” dediğini vurguladı.
Açan, devrim dalgası yükselirken en geridekilerin bile cesaret bulduğu dönemlerde mücadeleye katılan bu tiplerin, dalga kırılıp rüzgar tersten esmeye başladığı zaman ortadan kaybolduğunu vurguladı. Lenin‘in bunları “Abbas yolcu” diye tanımladığını hatırlattı: İyi günlerde seninledir, işler tersine döndüğünde bulunamazlar. Bu tipler, devrimci değer ve gelenekleri yaşatmakta ısrarlı, hala çabalayan devrimci kadrolara en acımasız ve ahlaksızca saldıranlar olabilmektedir dedi.
Kenara çekilmenin dahi bir adabının, ahlakı ve namusunun olması gerektiğini belirten Açan, safları terk edip örgütlülüğe sırt çevirenlerin tribünlere çıkıp bir de “şu neden olmuyor, bu neden yapılmıyor, şöyle yapılmalıydı” diye akıl satmasını, devrimciliği yaşatmakta ve sürdürmekte ısrarlı kadrolara ve harekete küfretmesini eleştirdi. Lenin’in döneklik ve tasfiyecilikle suçlayıp “oportünist süprüntüler” olarak tanımladığı tiplerin günümüz Türkiyesi’nde tam olarak bunlar olduğunu ifade etti.
Ne Yapmalıyız?
Program sunucusu Yusuf Yazıcı’nın, “’Sol’ Komünizm kitabının içerdiği dersler ışığında bugün ne yapmalıyız, TDH olarak nasıl bir yol izlemeliyiz“ sorusuna yanıt olarak H. Selim Açan, TDH’nin öncelikle kendini silkelemesi gerektiğini ve 2000 sonrası dönemin dar görüşlülüğünden, ufuksuzluğundan ve tarihsel bilinç bulanıklığından hızla arınması gerektiğini savundu. Amaç, mevcudu korumak değil, nasıl bir dünyanın peşinde olunduğunun yeniden tanımlanması olmalıdır dedi.
Bu bağlamda iki temel noktanın altını çizdi:
1. Dar Alandan Çıkmak: Birbirimize karşı politika yapan, dar alanda kısa paslaşmalarla yetinen bir devrimcilik anlayışının dışına çıkılmalıdır.
2. Yığınları Kazanmaya Yoğunlaşmak: Lenin’in sol komünistlere yönelttiği eleştirinin odak noktası budur: Tek başına öncüyle zafer olanaksızdır. Bütün sınıf ve büyük yığınlar öncüyü destekleme durumuna gelmedikçe ciddi tehlikeler mevcuttur. Gözümüzü işçi sınıfı ve emekçi yığınların geniş kesimlerine çevirmeliyiz.
Sadece propaganda yöntemleriyle ve saf komünizmin gerçeklerinin yinelenmesiyle bir şey başarılamaz; zira propaganda yalnızca öncüyü kazanmada ön plandadır. Asıl hedef, kitleleri kendi tecrübeleri temelinde eğitecek bir pratiğin öncüsü, yol göstericisi olmaktır.
Yapılması gereken, sınıfın ve emekçi yığınların günlük yaşamlarında en yakıcı ihtiyaç ve sorunlarına dokunan dönemsel bir program temelinde onlara yönelmektir. Bu bağlamda güncel bir örnek olarak, ABD’de sosyalist olarak görülemeyecek Mamdani’nin New York’taki belediye başkanlığını kazanması örneğini verdi. Mamdani’nin ücretsiz ulaşım, kira/konut sorununa çözüm ve ucuz gıda gibi yığınların hayatına dokunan konularda ikna edici ve güven veren çözümler önererek kitleleri arkasından sürüklediğine dikkat çekti. Bu örnekten de görüleceği üzere işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin hayatlarına dokunan politikalar oluşturulması gerektiğini belirtti. Etkili ve güven verici tarzda bu yol tutulacak olursa eldeki güçlerle hayal dahi edilemeyecek sıçramalı gelişmelerin kaydedilebileceğini vurgulayarak konuşmasını tamamladı.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!