Türk-İş’in açıkladığı son verilere göre dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı anlamına gelen açlık sınırı 29 bin 828, gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı olan yoksulluk sınırı ise 97 bin 159 TL. Açlık sınırı, 22 bin TL olan mevcut asgari ücretten tam 7 bin 828 TL daha düşük. Aradaki fark dehşet verici olduğu kadar yaratılmak istenen sömürü cehenneminin de fotoğrafıdır.
Şimdi 2026 yılının asgari ücret rakamının belirlenme sürecine girdik. Uluslararası yatırım bankaları ve kuruluşlar aylar önce sınırı çizdiler ve “Asgari ücrete yüzde 20, taş çatlasın 30 oranında artış yapılacak” dediler.
Onların açtığı oran üzerinden rakamlar havada uçuşmaya devam ediyor ve anlaşılan o ki kafalardaki rakam asgari ücretin 25-28 bin TL arasında bir rakama tekabül etmesi. Yani açıklanan açlık sınırı rakamlarını bile yakalayamaması!
İşçinin onuruyla ancak bu kadar oynanabilir. Keza bu rakamlarla alenen “Bir lokma, bir hırkaya tamah edeceksin, en nihayetinde sen ücretli bir kölesin. Gerekirse çocukların da çalışır, okula gitmelerine gerek yok” denilmek isteniyor. Ya da “Ek işler yaparak kuruşu kuruşa ekleyip yaşarsın!” …
İşçi ve emekçilerin onurunun beş paralık edilmeye çalışıldığı bu büyük sınıf saldırısı karşısında mevcut sendikalardan tık yok. Olmadığı gibi yeni cambazlıklar peşinde oldukları anlaşılıyor.
Beşi patron örgütlerinden, beşi hükümetten, beşi de işçileri temsil ettikleri iddia edilen Türk-İş ve Hak-İş temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun bugüne kadarki icraatları ortada. Patronlar ve onların temsilcisi olan hükümetin toplam ağırlığına bir de patronlar ve hükümet kafasıyla düşünen sarı-işbirlikçi sendikaların tutumunu ekleyin sonuç nettir: O masada aslında işçiler yok!
Bu defalarca kanıtlandı da. İşbirlikçi sendikalar teşhir ola ola en son bu yıl masaya gitmekten çekinir hale geldiler. Bu çekincelerini de artistik açıklamalarla ifade ettiler. Ama iktidar açısından birer fiyonk olan işbirlikçi sendikaların o masada oturması gerekiyor. El altından dönen pazarlıklar, kolektif olarak hazırlanan planlar bu yılı nasıl savuşturmaya çalışacaklarını gösteriyor.
Meğer işbirlikçi sendikalar hükümete “sen masada olma, biz patronlarla baş başa kalalım” demişler. Hükümet de bunu doğrudan yapmayıp pasif durumda kalacakmış. İnanırsan… Ama milyonlarca işçiye bunu pazarlayacakları açık. “Biz gücümüzü koşuşturduk ve asgari ücret komisyonunun yapısını değiştirdik” diyecekler!
Mesele sanki tek başına buymuş gibi…
Mesela işçi sınıfının en büyük sözleşmesi olup tüm işçi ücretlerini, çalışma koşullarını doğrudan etkileyen asgari ücret belirleme sürecinin ruhuna, anlamına uygun bir hazırlığın yapılmamış olması. Mesele işçi sınıfının öz örgütlülüğüyle asgari ücret sürecinin aynı zamanda grev hakkının da kullanıldığı bir büyük toplu sözleşme süreci olarak işletilmemesi.
Kimi artistik hareketlerle işçi sınıfının aklıyla dalga geçme cesareti gösterilmesi!
IMF programı diğer adıyla Şimşek Programı ya da Orta Vadeli Program (OVP) denilen programın ruhundaki daha da yoksullaştırarak sömürüyü derinleştirip genişletme stratejisinin en kritik noktası olan asgari ücretin belirlenme biçimi ve sürecin işletilme şekli daha fazla örgütlene ve mücadelenin kapsamını büyütme çağrısıdır.
İşçi sınıfının onuruna, yaşamına beş paralık muamele yapılmasına izin vermeyecek bir derleniş ve silkiniştir!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!